Harry Potter ve Felsefe Taşı’nın, vizyona girişinin 25. yılına özel olarak bu yaz yeniden sinemalarda olacağı açıklandı.
Film daha önce sinemalarda hiç yayınlanmamış 10 dakikalık sahne arkası görüntüleri ile 27 Ağustos - 3 Eylül tarihleri arasında yayında olacak.
#HarryPotter25
Meryl Streep bir keresinde şöyle demişti:
Her şeyi olduğu gibi bırakın , onları bir arada tutmaya çalışarak kendinizi yormayın. Her şey sonsuza kadar sürmeyecek ve zaten parçalanmakta olan bir şeyi zorlamak sizi sadece yoracaktır. Bazen yapabileceğiniz en iyi şey, bırakmaktır.
İnsanların üzülmesine izin ver. Seni yanlış anlamalarına izin ver. Eleştirmelerine ve yargılamalarına izin ver. Onların görüşleri kendi algılarının yansımasıdır, senin değerinin ölçüsü değildir. Seni yanlış anlamaya kararlı olanlara kendini açıklamana gerek yok. Başkalarının seni nasıl gördüğü veya senin gerçeğine nasıl tepki verdiği konusunda sen sorumlu değilsin.
Bilinmeyenden korkmayı bırakın. "Nereye gideceğim? Ne yapacağım?" diye sormayı bırakın, sanki evren sizin için bir yol açmamış gibi. Kayıp dayanılmaz gelebilir, ama bazen bu sadece daha iyi bir şey için yolu açmaktır. Gitmesi gereken şey, ne kadar çaresizce tutunmaya çalışırsanız çalışın, gidecektir. Kalması gereken şey, ne kadar belirsiz görünürse görünsün, bir yolunu bulacaktır. Hayat her zaman kendini dengelemenin bir yolunu bulur, biz bunu göremesek bile.
Hayatın bir ritmi vardır, sonların ve başlangıçların doğal bir düzeni vardır. Bu akışa direndiğimizde, acı yaratırız. Kırılan şeye tutunuruz, onun yerini iyi bir şeyin almayacağından korkarız. Ama bu bir yanılsamadır. Evren bereketlidir, sürekli yeni fırsatlar, yeni aşklar ve yeni amaçlar sunar. Sizi bundan alıkoyan tek şey, artık size ait olmayan şeye olan bağlılığınızdır.
Ve asla, bir an bile, en iyisinin geride kaldığına inanmayın. Hayat, zorluklara katlandığınız için güzelliği sunmayı bırakmaz. İyi şeyler bitmedi. Hala deneyimlenecek daha fazla neşe, alınacak daha fazla sevgi, bulunacak daha fazla huzur var. Ama bunun için yer açmaya istekli olmalısınız.
Öyleyse, kendinize sorun:
Beni engelleyen neye tutunuyorum?
Ve cevabı bulduğunuzda, onu bırakacak kadar kendinize güvenin. Daha iyi bir şey zaten yolda.
Bugün Hıdırellez; baharın ve bereketin müjdecisi... 🔥
🎋 Birçok farklı kültürde yeri olan hıdırellez doğanın uyanışını kutlamanın g��zel bir vesilesi, bereket ve bolluğun tarihsel bir simgesidir.
💚 Doğanın bereketi sizinle olsun.
#BuğdayDerneği #DoğaTakvimi #Hıdırellez #Bahar
Tecrübesiz İngilizce öğretmenini konular kolay diye ilkokula verirler. Yazar adayları "daha kolay" diye önce çocuk kitabı yazmaya çalışır. Ne büyük yanılgı! Halbuki en iyi öğretmen küçük yaşa, en usta kalem çocuk edebiyatına yönlendirilmeli. İnşaatın temeli stajyere kaldırılmaz!
Günlerce internet bağlantı sorununu çözmemek, bir ekibi adrese yönlendirmemek için nasıl bir sistem kuruldu ise oldukça başarılı ilerliyor. Tebrik ederim.
#ttnet#türktelekom@umitonaltr@TTDestek@TurkTelekom
Frank Markham Skipworth’un 1911 yılında yaptığı “Ayna” adlı eseri, Edward dönemi portre sanatının zarif bir örneği.
Skipworth, özellikle bu dönemin burjuva yaşam tarzını ve güzellik anlayışını yansıtan çalışmalarıyla biliniyor. Eser, kadınsı zarafeti ve idealize edilmiş güzelliği ön plana çıkarmak için tasarlanmış.
Aynada kendine bakan kadın figürünün mutluluğuna bakın. Kendini izlemekten neredeyse haz duyuyor gibi betimlenmiş. Figürün yüzündeki memnuniyet ve kendine güven yoğun şekilde hissediliyor. Bu sahne planlaması, o dönemin bireysel farkındalığına ve güzellik anlayışına bir gönderme yapıyor.
Sanatçı, kadının tenini ve yüz ifadelerini yumuşak bir ışıkla betimlemiştir. Pastel tonlar, özellikle pembeler ve altın renkler, kadınsılığın ve zarafetin simgeleri olarak kullanılmış. Kadının saçındaki süsler ve elbiselerindeki ince işlemeler, Edward dönemi moda anlayışını ve gösterişli zarafeti yansıtıyor. Bu detaylar, dönemin zengin ve sofistike yaşam tarzını sembolize ediyor.
Aynanın kullanımı, geleneksel olarak öz-farkındalık, kendini beğeni ve narsisizm temalarını çağrıştırıyor. Buradaki kadın figürü de kendi zarafetini keşfediyor ve bundan keyif oldukça zevk alıyor gibi görünüyor.
Edward Dönemi ise Birleşik Krallık’ta Kral VII. Edward’ın (1901-1910) hükümdarlık yaptığı dönem olarak bilinir. Viktorya Dönemi’ni takip eden bu dönem, yalnızca Edward’ın saltanatıyla sınırlı olmamakla birlikte, 1914’te I. Dünya Savaşı’nın başlamasına kadar uzanan bir dönemi kapsar. Edward Dönemi, toplumsal, kültürel ve sanatsal açıdan belirgin bir değişim dönemi olarak kabul edilir. Viktorya Dönemi’nin katı ahlaki ve sosyal normlarına kıyasla daha rahat, zarif ve gösterişli bir yaşam tarzını yansıtır.
Bu dönemdeki eserlerde özellikle portrelerde, zarif kadın figürleri ve moda önemli temalar haline gelmiştir. Edward Dönemi, yüksek sosyetenin altın çağı olarak bilinir. Aristokrasi ve üst sınıf, lüks yaşam tarzları ve sosyal etkinlikleriyle resimlerler yer alırlar. Edward Dönemi, genellikle “Belle Époque” (Güzel Çağ) olarak da anılır. Çünkü bu dönem, birçok kişi için refah ve keyifli bir hayat anlamına gelmiştir.
Ancak öte yandan alt sınıflar hâlâ zorluklarla mücadele etmekteydi. Bu nedenle sosyal reform hareketleri de bu dönemde önem kazanmaya başladı.