Hiç gitmeyecekmiş gibi herşeye katlanırım. Hiç sevmemiş gibi çekip giderim. Vazgeçmeyecekmiş gibi duruşuma bakmayın, benim aniden bütün bağları koparmak gibi huylarım mevcut….
Zamanla anlıyorsunuz: insanların kavgaları sizinle değil. Gerçekleşmemiş kişilikleri, sevilmemiş çocuklukları, başarılarla gizlemeye çalıştıkları özdeğersizlikleri ile. Kötü tavrı kişisel almayın; siz, bu savaşın sadece nesnesisiniz. Bazen gerçekten tek sorun, öznenin kendisinde.
Kederin duraklarından aksayarak geçmiş biri bir gün durduk yerde bana şöyle dedi: ‘İnsanın bir yarası varsa rüzgâr esse incinir.’ Aman Allah’ım ne güzel söz. Bazen şiir yüklü bulutlar halinde gelirler ‘buluşma anları’na. Ona Çehov’un bir sözüyle mukabele etmek istedim: ‘Fevkalade zaferlerim olmayabilir; fakat içinden sağ çıkmayı başardığım yenilgilerimle sizi şaşırtabilirim.’ Cesaret yaşamaya cüret etmektir. Özgürlük, yaşamayı seçebilmektir, nice rüzgarlar seni incitse bile. Varlığın yarası sızlamaya devam ederken yaşamak sorumluluğunu üzerine almaktır. Eğer bize seçme gücü verildiyse, bu gücü kullanmak da bizim görevimiz değil mi?