Piyasada her şey fahiş fiyat. Yağ, hava, yakıt filtresi ve motor yağı değiştirme 9 bin tl, lastik değiştirme 1500 tl, kuaförde traş 1000 tl, kampüste iki çay 100 tl. Esnaf kafasına göre zam yapıyor. Bu gidişat hayra alamet değil.
Araçlara sonradan takılan android ekranlara bile ceza gelirken bu geceyi aydınlatan led farlar hakkında neden düzenleme gelmiyor? Ciddi söylüyorum özellikle yağmurlu havalarda çok büyük kaza tehlikesi yaratıyorlar
🚨 ACİL ACİL, ACİL!
Değerli Bolulular,
Lütfen çok çok zorunlu olmadıkça araçlarınızla yola çıkmayın.
Zira bu durum, yol açma çalışmalarımızı olumsuz etkiliyor.
Acil bir ihtiyacınız olması halinde 444 26 58 numaralı çağrı merkezimizi arayabilirsiniz.
Bu artık bilimsel dergilerin çıkmazda olduğunun en önemli göstergelerinden biridir. AI bile olsa kimse hakemlik yapmak istemiyor artık. Dergiler korkunç para kazanırken hakemlerin bu değerlendirmeleri ücretsiz yapmaları sistemi bu noktaya sürükleyen etkenlerden sadece bir tanesi.
👏Tebrikler yoksulluk sınırı ve Profesör maaşını eşitlemeyi başardınız. 👏⚠️Araştırma görevlisi, Doçent ve Dr. Öğretim üyesi maaşı ise yoksulluk sınırının oldukça altında.
🔴 #Akademikzam gayretiniz için teşekkürler‼️ @isikhanvedat@erolozvar@_aliyalcin_@cuneytozdemir
Akademisyenlerin karşısında okuyandan nefret eden, tüm akademisyenlerin yatarak yükseldiğini düşünen büyük bir kitle var. Üniversiteye adımını atmamış biri bile tüm hocaların slide okuduğunu iddia edebiliyor. Bu zihniyetle başa çıkmak çok zor.
Maddi ve manevi meslek itibarsızlaşıyor. Senede 3 sömestr gibi şekle tabi düzenlemeler yerine doktora programları azaltılmalı ve kalite arttırılmalıdır. Yoksa 10 yıl sonra bugünleri bile mumla ararız.
YÖK, eğitim süreleri ile ilgilenmek yerine akademisyenliğin içeriğine odaklanmalı ve görev tanımlarını sadeleştirmelidir.
Akademisyenlerden aynı anda lisans ve lisans üstü düzeyde iyi ders anlatması, nitelikli/uluslararası yayın yapması, memurların yapamadığı idari işleri (bölüm görevleri, komisyonlar vs) yürütmesi beklenmektedir. Bunun üstüne bir de tamamen gönüllü yapılan hakemlikler, jüri ve tez izleme komitesi üyelikleri binmektedir.
Bütün bunlara rağmen halen akademisyenler ne iş yapıyor gibi ipe sapa gelmez yorumlar yapılmaktadır.
Akademisyenlerin öncelikle maaşları iyileştirilmeli, daha sonra görev tanımları sadeştirilmelidir.
#akademikzam
Üniversitelerde akademisyenler sadece ders anlatmıyor; komisyonlarda çalışıyor, idari görev yürütüyor, öğrenci topluluklarına destek oluyor, kalite-akreditasyon yükünü sırtlıyor ve bunun maddi karşılığı yok. Görünmez emeğin görünür olmasının vakti geldi! Ses olun!
#Akademikzam
Bilimsel çalışmalarda ve yayınlarda beklentiler Avrupa standartları ama ekonomik şartlar 3. Dünya ülkeleri… Biz bu imkansızlıklarda yine iyi rekabet ediyoruz…#akademikzam
Akademisyen hakemlik yapar para almaz.
İdari görev yapar para almaz.
Yüksek Lisans, Doktora jürilerinde yer alır para almaz.
Üniversite kurullarında yer alır para almaz…
Meşhur ders ücreti ise Doç. saatlik 150, Prof da 200 civarı.
Bu maaşa bu kadar işi kimse yapmaz
#akademikzam
Tabloda nüfusu ülkemizle kıyaslanabilecek 3-4 ülke var.
Nüfuslar:
Türkiye-88 milyon
Almanya - 84 milyon
Polonya - 38 milyon
İtalya - 60 milyon
İspanya - 48 milyon
2025 yılındaki verilere göre bu ülkelerin üniversite sayıları:
Almanya-461
Polonya-408
İtalya-289
İspanya-276
Türkiye-209
Kaynak: https://t.co/DC1VXYBZhR
Not : sayılara myo benzeri kısa dönem üçüncü seviye eğitim kuruluşları dahildir.
Üniversite başına düşen kişi sayısı:
Türkiye - 419 bin
Almanya - 182 bin
Polonya - 93 bin
İtalya - 208 bin
İspanya - 174 bin
Nüfusun genç/yaşlı olmasına hiç değinmiyorum bile.
Peki bu üniversitelerdeki akademik personel sayısı?
Almanya - 217.514 (yaklaşık 14 öğrenciye bir akademisyen)
(https://t.co/H8sZ3xlCSU)
Polonya - 93000 (2019) her 13 öğrenciye bir akademisyen
(https://t.co/nStBGF2P1A)
İtalya- 125165 - 16 öğrenciye bir akademisyen
(https://t.co/KENSVEwX8J)
İspanya - Buna dair bulabildiğim tek veri 10.7 öğrenci başına bir akademisyen olduğu
(https://t.co/l95RhNNFnN)
Türkiye- kabaca 185 bin (örgün öğretimdeki öğrenci sayısına göre 21 öğrenciye 1 akademisyen)
Bir de öğrenci sayılarına bakalım:
Almanya- 3400 bin
Polonya - 1355 bin
İtalya- 2217 bin
İspanya - 2371 bin
Türkiye- 6995 bin (örgün öğretimde 3700 bin)
(https://t.co/w8QLJJEU61)
Veriler açıkça gösteriyor ki,
-Türkiye’de üniversite sayısı çok değil. Fakülte/myo bazında planlamalar hatalı.
- Akademisyen sayısı çok değil. Öğrenci başına düşen akademik personelde diğerlerine kıyasla en kötü durumdaki İtalya’yı yakalamak için bugün istihdam edilmesi gereken akademisyen sayısı 36500.
-Verilerde yer alan tek anomali öğrenci sayısı. Öğrenci sayısının fazlalığı da Ussal beyin verdiği grafiğin tek açıklaması.
-Akademik personelin maaşı meselesine girmek canımızı sıkacaktır ama bu ülkelerde en az alanın Türkiye’dekinin iki katı aldığını söyleyebiliriz.
Açık öğretim mezunları veya 800-900 binle tercih edilen fakülte mezunları işsiz kalıyor diye üniversite sayısınının, akademisyen sayısının ve akademisyen maaşının fazla olduğunu iddia etmek, Ussal beye yakıştı mı? Takdir sizin.
#akademikzam
Akademik zam şart. Yetenekli üst düzey kamu çalışanının kalmaması nasıl bir riskse, kaliteli akademisyenlerin ülkede kalmaması da çok büyük bir risktir. Üstelik uzun vadede mesleği maaş bazında belirli bir seviyede tutamazsak ne yazık ki en başarılı gençlerimizi de yurtdışına akademisyen olarak kaçırmaktan başka bir şeye katkı sunmamış oluruz. Umarım yetkililer bir an önce bunun farkına varırlar...
AKADEMİ HAKKINDA SON KEZ...
Bu konuda daha ne kadar yazabilirim bilmiyorum; fakat bir daha bu hakkında konuşmamak adına son kez altını çizmek istiyorum:
Hiçbir gelişmiş ülkede akademisyenlerin, çalıştıkları kurumlarda idari personelden yalnızca birkaç bin lira fazla kazandığı bir düzen yoktur. Burası üniversite; bilimin, düşüncenin ve yeniliğin üretildiği yerdir. Bu bilincin artık toplumda ve karar vericilerde karşılığını bulması gerekiyor.
Bugün bir doçentin 77–79 bin TL, bir araştırma görevlisinin 71 bin TL aldığı; buna karşılık idari ve destek personelinin 60–70 bin TL aralığında ücretlendirilmesi, akademi adına düşündürücüdür. İşçi kardeşlerimin emeği elbette değerlidir ve keşke daha fazlasını alabilseler; mesele, akademik emeğin hak ettiği itibarı ve karşılığı bulamamasıdır.
Ömrünü bilime adamış, binlerce öğrenci yetiştirmiş, ülkenin savunma sanayisine ve teknoloji ekosistemine katkı vermiş insanların emeği bu kadar kolay göz ardı edilmemelidir. Biz üçüncü sınıf bir ülke değiliz; bilim insanına yakışan değeri teslim etmek zorundayız.
Bu konuyu son kez dile getiriyorum: Akademi susmamalıdır. Bilimden aldığımız güç ve entelektüel sorumlulukla, bu hakikati söylemeye devam etmelisiniz.
Akademi; gece gündüz kafa yoran, mesaisi olmayan, aylarca literatürü tarayan, okuduğunu yorumlayıp üzerine yeni bir tuğla koymak için ömrünü harcayan insanlardan oluşur.
Hak ettiği değer verilmezse yetenek oraya uğramaz; rağbet düşünce asistan bulunmaz, laboratuvarlar susar, tezler sahipsiz kalır.
Öncelik, bu insanları yeniden cazibe merkezi yapmak, sayılarını ve yaşam standartlarını yükseltmektir.
Onlar ki tarihçilerimizi, edebiyatçılarımızı, mühendislerimizi, hekimlerimizi yetiştiren; savunma sanayiine vizyon, ülkeye gelecek vadeden hocalardır.
Belki bir gün Nobel’ler de bu topraklardan çıkacak.Ödül dağıtmak kolaydır; asıl mesele, o ödülü alacak insanları önce hayatta tutmak, onlara insan onuruna yaraşır bir hayat sunmaktır.
Akademiyi ihya etmeden Türkiye’yi ihya edemeyiz. Stratejik hata burada başlar.
Almanya’yı hâlâ “Alman ekolü, Alman mühendisliği, Alman fiziği, Alman akademisi” diye anıyoruz. İkinci Dünya Savaşı’nın en karanlık günlerinde bile o hocalar laboratuvarlarından, kütüphanelerinden ayrılmadı; bombalar yağarken, işlerinin başından ayrılmadılar.