"...Demokratik toplumların en önemli ihtiyaçlarından biri, sadece seçim kazanan politikacılar değil; düşünce üretebilen, farklı kesimleri bir arada tutabilen, kurumsallaşmayı kişisel iktidarın önüne koyabilen ve değişimi yönetebilen liderlerdir..."
PARTİ BAŞKANLARI LİDER DEĞİLSE?
Bir siyasi partinin başında bulunmak, otomatik olarak lider olmak anlamına gelmez. Başkanlık çoğu zaman bir makamı, liderlik ise bir etki kapasitesini ifade eder. Gerçek liderlik yalnızca talimat veren değil; yön gösteren, kriz anlarında güven üreten, toplumu ortak bir hedefler etrafında toplayabilen kişilik gerektirir.
Parti başkanı örgütü yönetebilir, delegeleri kontrol edebilir, seçim kampanyası sürdürebilir; fakat düşünsel ufuk açmıyor, kadro yetiştirmiyor, topluma ilham vermiyor ve kendi ötesinde bir siyasal kültür inşa edemiyorsa, o kişi teknik olarak başkan olsa bile siyasal anlamda lider sayılamaz. Çünkü liderlik makamdan değil, meşruiyet ve yarattığı etkiden doğar.
Lider olmayan parti başkanlarının egemen olduğu siyaset ortamlarında partiler zamanla yeni(likçi) fikir üreten, değişimi yöbeten kurumlar olmaktan çıkar, dar çevrelerin iktidar araçlarına dönüşür. Böyle yapılarda sadakat, liyakatin önüne geçer; eleştiri tehdit olarak algılanır; siyaset uzun vadeli vizyon yerine, günlük manevralara sıkışır. Başkan koltuğunu korumaya odaklanan siyasetçi, toplumu dönüştürmek yerine örgütü kontrol etmeye çalışır. Bunun sonucu olarak partiler, halkın sorunlarına çözüm geliştiren ve değişime uyum sağlayan demokratik yapılar olmaktan uzaklaşır ve giderek kişisel kariyer mekanizmalarına dönüşür; donar kalırlar. Bu durum sadece partileri değil, ülkenin siyasal kültürünü de zayıflatır; katılaştırır, tutuculaştırır
Gerçek lider ile yalnızca başkan olan kişi arasındaki fark en çok kriz zamanlarında ortaya çıkar. Başkanlar genellikle mevcut dengeleri korumaya çalışır; liderler ise yeni bir yön açabilir. Başkan otoritesini makamdan alır, lider ise toplumdaki güven duygusundan. Bu nedenle demokratik toplumların en önemli ihtiyaçlarından biri, sadece seçim kazanan politikacılar değil; düşünce üretebilen, farklı kesimleri bir arada tutabilen, kurumsallaşmayı kişisel iktidarın önüne koyabilen ve değilimi yönetebilen liderlerdir. Aksi halde siyaset, isimlerin değiştiği ama zihniyetin değişmediği bir yönetim döngüsüne hapsolur.
VASATLIK
Vasatlık, yalnızca sıradanlık değildir; sıradanlığın yüceltilmesidir. İnceliğin küçümsendiği, düşünmenin gereksiz görüldüğü, kaba davranışın “samimiyet” sayıldığı bir kültürdür. Böyle toplumlarda yüksek nitelik (incelik) şüpheyle karşılanır.
Kitap okuyan “ukala”, nazik davranan “yapay”, sanatla ilgilenen ise “hayattan kopuk” ilan edilir. Çünkü vasatlık kültürü, insanı yukarı çekmek yerine aşağıda eşitlemeye çalışır.
Tekdüze (sabatsız, bilimsiz, felsefesiz) yaşam biçimi de tam burada doğar. İnsanlar aynı şeyleri tüketir, aynı şekilde konuşur, aynı öfkeleri tekrar eder; aynı klişelerle düşünür hale gelir. Farklılık, özgünlük ve yaratıcılık giderek azalır. Estetik yoksunluğu yalnızca bireysel bir eksiklik değil, toplumsal bir çölleşme halidir. Şehirler çirkinleşir, dil kabalaşır, siyaset sertleşir, ilişkiler yüzeyselleşir. Çünkü estetik duygusunua sahip olmayan veya yitiren toplumlar, zamanla ölçü duygusunu da kaybeder.
Bugün birçok ülkede görülen kültürel krizlerin temelinde biraz da bu vardır: Ekonomik büyüme ile kültürel olgunlaşma arasındaki kopuş... İnsanlar daha çok tüketmekte ama daha az incelmektedir. Daha çok konuşmakta ama daha az düşünmektedir. Daha görünür olmakta ama daha az derinleşmektedir. Oysa medeniyet, yalnızca zenginleşmek değil; zarifleşmek, güzeli aramaktır da.
Bu nedenle aile içinde verilen estetik, sanat ve görgü terbiyesi lüks değil, toplumsal bir ihtiyaçtır. Çünkü sağlıklı toplumlar yalnızca iyi yasalarla değil, iyi yetişmiş insanlarla kurulur. Nezaket öğrenilmeden demokrasi; estetik gelişmeden medeniyet; sanat olmadan da derinlikli bir insanlık bilinci gelişmez. Bir çocuğa bırakılabilecek en büyük miras yalnızca servet değil, incelik ve estetik duygusudur.
#biamag | Omelas: Modern dünyanın bodrum katları…
"Ursula K. Le Guin’in Omelas’ı Bırakıp Gidenler adlı öyküsünde bir şehrin mutluluğu, bodruma kapatılmış bir çocuğa bağlıdır. Herkes bilir bunu. Birileri kalır, birileri gider. Modern dünyanın bodrum katlarını gören okura da ahlaki bir ikilem düşer…"
✍️ Nilgün Karataş yazdı
🔗 https://t.co/vGuDeHYsty
AI just killed higher education’s old teaching model. We need smaller classes and oral defenses for every paper—implying more faculty time, hence more professors. Since banning AI is unenforceable, written work alone can no longer be trusted.
Gece güzelleşsin diye…
Kolları ampute pan flüt sanatçısının müzisyen Raphael Froissart’ın sokak performansına katılmak istemesi sonrası yaşanan güzellik.
Vivaldi’nin eşsiz “4 Mevsimi” nasıl da mutlu oldu kim bilir ❤️
Gülistan’ın Munzur Üniversitesi’ndeki en yakın arkadaşıydı. Sırdaşıydı, kardeşiydi. Derslikte aynı sırayı, yurtta aynı ekmeği, hayatta aynı düşü paylaşmışlardı.
“Gülistan Doku’ya ne oldu?” diye sorarken, arkadaşı Rojvelat Kızmaz’ın cansız bedeni Batman’da, Hasankeyf Barajı’ndan çıkarıldı.
Artık bu bir tesadüf değil. İçimize çöken o şüphe, güçlü bir kanaate dönüşmüş durumda.
Gülistan’ı yıllarca sorduk. “Nerede?” dedik. Devletin, şehrin, sokakların yüzüne haykırdık. O sorunun cevabını alamadan, gazeteci arkadaşımız Mehmet Kızmaz’ın da kardeşi olan Rojvelat’ın yasını tuttuk.
İki isim. İki genç hayat. İki yarım kalmışlık. Gülistan Doku hâlâ yok. Rojvelat Kızmaz artık hiç olmayacak. Rojvelat’ın anısına, Gülistan’ın adaletine sözümüz var: Susmayacağız. Unutmayacağız. Sormaya devam edeceğiz.
Gülistan nerede?
Rojvelat’a ne oldu?
Bugün dilimiz döndüğünce Edremit'i anlatmaya çalıştık.Özellikle,bir zamanlar yeşilliğiyle meşhur merkez kısmının tarihini,doğasını anlatıp bu iki hususun modern yaşamla nasıl entegre olabileceği üzerne bazı öneriler yaptık.Ancak acı gerçekle yüzleşmek gerekirse:Edremit geç kaldı!
Minua/Şamram Kanalı ile ilgili en güncel bilgilerin yer aldığı yeni çalışma,hocam Christopher Lightfoot adına düzenlenen armağan kitabında yayınlandı.Minua/Şamram Kanalı sadece belli bir yerden başka bir yere su nakleden bir kanalın çok ötesindedir.Bir organizmadan bahsediyoruz.
Her Okula Bir Sosyal Hizmet Uzmanı
1-Çünkü çocuklar krizden önce uyarılar verir, ama bu uyarıları gören bir yapı yoktur. Okuldan kopma, içe kapanma, yalnızlaşma… Bu erken uyarı işaretleri görülmediğinde kriz kaçınılmaz hale gelir.
2- Çünkü okul sadece eğitim yeri değil, riskin en erken görüldüğü alandır.
Şiddet, zorbalık, istismar, ihmal ilk olarak okulda görünür. Ama okulda bu riskleri önleyecek sosyal hizmet uzmanı yoktur.
3- Çünkü öğretmenler;
travma, ihmal, şiddet ve ruhsal riskleri gördüklerinde sosyal hizmet uzmanına yönlendirebilmelidir.
4- Çünkü şiddet bir anda ortaya çıkmaz, birikir. Okullardaki bu saldırılar “anlık” değil, görülmeyen, izlenmeyen ve müdahale edilmeyen süreçlerin birikmesinin sonucudur.
5- Çünkü çocuk ev içi sorunları sınıfa taşır. Aile içi şiddet, ihmal, bağımlılık…
6- Çünkü akran zorbalığı erken müdahale edilmezse şiddete dönüşür. Zorbalık yalnızca “çocuklar arasında sorun” değildir. Doğru müdahale edilmezse ağır şiddet ve hatta ölümle sonuçlanabilir.
7- Çünkü ilgili riskler hem okulda hem de çocuğun evinde ortaya çıkar;
ancak bu iki alan arasında gerçek bir bağ kurulamaz. Sosyal hizmet uzmanı bu bağı kuran uzmandır.
8- Çünkü çocukla ilgili konularda kurumlar birbirinden kopuktur. Sağlık, sosyal hizmet, eğitim ayrı ayrı çalışır. Okul Sosyal Hizmet Modeli, bu parçalanmayı sahada birleştiren modeldir.
9- Çünkü erken müdahale hayat kurtarır. Risk erken tespit edildiğinde şiddet, okul terki, suça bulaşma ve ruhsal krizler önlenebilir.
10- Okul Sosyal Hizmeti Modeli bir tercih değil, zorunluluktur ve her çocuğun yaşam hakkıdır. #OkulSosyalHizmetiHEMEN @tcmeb
O cesaretli savcıları Rojin Kabaiş için de bekliyoruz. İspat edemem kanıtım yok, yol belli güzergah belli, onun da ucu birilerine dokunacak günü gelince. Yazıktır, günahtır ailenin sesine kulak verin. “Benim çocuğum intihar etmez” diyen aileler hep haklı çıkıyor.
iki gündür kendisine doktor, avukat, okumuş yazmış diyen insanlara otizm, dheb, bipolar, şizofreni gibi konuları şiddete kaynak göstermenin yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyoruz, sizinki gibi bir bakış açısının bu ülkedeki hiçbir sorunu çözmesi mümkün olmadığı gibi yaptığınız bu tanıları olan insanlara ciddi zarar veriyor, anlamayacağınız da net, bizim sizi bırakıp çocuklarımızı sizin gibilerden nasıl koruyacağımıza kafa yormamız gerekiyor
📌"Gavur gitti, mahallesi gitti, ismi gitti"
▪️2 Nisan 2022'de kaybettiğimiz usta edebiyatçı ve eğitimci Mıgırdiç Margosyan ile Agos'ta son röportajımızı 2018 yılında Diyarbakır Kitap Fuarı vesilesiyle, doğup büyüdüğü topraklara gidip döndükten sonra İstanbul'da gerçekleştirmiştik. Bu röportajı tekrar sunuyor, usta yazarımızı saygıyla anıyoruz.
https://t.co/0oR1TMzj4j