İki dosya.
İkisi de yayın yasaklı.
Aynı şehir.
Aynı gün.
Aynı isim.
Fatma Nur Çelik…
Biri sınıfta, öğrencisinin saldırısıyla hayattan koparıldı.
Fatmanur Çelik…
Diğeri 8 yaşındaki kızıyla birlikte denizde ölü bulundu.
Tesadüf mü?
Hayır.
Bu; kadınların korunamadığı, şiddetin sıradanlaştığı, sorumluların konuşulmadığı bir düzenin fotoğrafı.
Bir öğretmeni koruyamayan,
Bir anneyi ve çocuğunu yaşatamayan bir sistemden söz ediyoruz.
Yayın yasağı var.
Ama vicdan yasağı yok.
İki “Nur” için adalet borcumuz var.
“hepsini unutacaksınız; anlayışsızlığı, ihaneti, haksızlığı, aldırışsızlığı, hızla geçen zamanı, hiç geçmeyen zamanı, kavuşamadıklarınızı, yalnızlığınızı, yenilgilerinizi...”
Aşırı gözlemci biri olmak psikolojik olarak çok yorucudur. Çünkü en küçük detayları fark edersiniz, başka insanların dikkat etmediği şeyler bile sizde kaygı ve üzüntü yaratabilir.
En zor gecende çok güçlü görüneceksin. Zorundasın buna. Kimse bilmeyecek düştüğünü. Yorulsan da farketmeyecek kimse, her şey normalmiş gibi görünecek. Acı çeksen de gülümseyeceksin. Dost düşman, anlamayacak neler yaşadığını. Kol kırılacak yen içinde kalacak. Yalnızsın çünkü. Hep.
"Belki de tükenmişimdir.
Bir şeyler için uğraşacak çabayı kendimde bulamıyorumdur.
Benim de emek vermeden güzel giden şeylere ihtiyacım vardır.
Hep ben yorulmak istemiyorumdur.
Yeniden inanmaya ihtiyacım vardır. Beni bana geri vermek istiyorumdur..."
Bazı insanlar kalabalıktır.
Her zaman nedenleri, sorunları, problemleri vardır.
Zorlukları hiç bitmez. Başına sürekli bir şeyler getirilmiştir.
Bu şekilde kaosuna devamlı sizi çeker.
Kendisini mağdurluktan, yaşamının dramından kurtaracak bir kurtarıcı bekler. Ve seni bulur.