Axaftina Cîhgirê Serokê Giştî yê Partîya Welatparêzên Kurdistanê (PWK) Mehmet Can Azbay da roja 20.06.2026ê di konferansa ku li Ruhayê li dar ket https://t.co/B4sInWYRUw
HAWAR û QÊRÎN, RONAHÎ û ROJÎ KURD mizgînîya xêrê ye ji bo şopînerên rojnameya KURDİSTAN ê! Ev bang, banga Leyla QASIM û Mîr Celaddet BEDÎRXAN e, di germîya GULANê de deng vedide.
https://t.co/iDlEC9NJg2
Henüz PKK'nın esamesi okunmazken, Türk devleti 1978'de Kürdistan'da gerilla tatbikatı yapmış.
Ahmet ALTAN'ın o dönemde yazdığına göre bir komanda taburu Kürt kıyafetleri giyip gerilla grubu olarak bir Kürt aşiretini yokediyor.
Kürtlerin başına örülen çorap ilmek ilmek dokunmuş!
GÜZELLİĞİ ON PARA ETMEZ, ŞU SENDEKİ AŞK OLMASA!
Ardıl Çeşme 👇32 yılın sonunda tahliye edilmiş, çok sevindim.
Çıkar çıkmaz, Yeni Yaşam'a röportaj vermiş. Gayet doğal. Söyledikleri arasında şu bölüm çok dikkatimi çekti: "Zindanlarda herkes Önderliğe çok güveniyor. Önderlik bir süreç başlatmışsa yanlış bir şey yapılmayacaktır inancı var bizde. Çünkü Önderliğin çok büyük bir etkisi var."
Ardıl Çeşme 1994 yılında hapse girdiğinde PKK "Bağımsız Kürdistan" diyordu. Aksine bir açıklaması oluncaya kadar Ardıl Çeşme'nin PKK'ye bu amaçla katıldığını varsayıyorum.
Ardıl Çeşme hapisten Öcalan'ın "ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır" demesinden 1,5 yıl sonra çıktı.
Daha geçen gün Cemil Bayık “Bağımsız Kürdistan stratejik bir slogandı” dedi. Dikkat edin "hedef" değil "slogan". Bir slogan da en fazla "taktik" olur, "stratejik" olmaz. Neyse, oraya gelinceye kadar...
Ben "Ardıl Çeşme meğerse bir 'slogan' uğruna 32 yıl hapis yattı" diye üzülüyordum ama gördüm ki, onun bu konuda bir sitemi yok. Çünkü bağlılığı hedeflere değil, ideolojiye değil, kişiye yönelikmiş meğer.
Ne diyor: "Önderlik bir süreç başlatmışsa yanlış bir şey yapmayacaktır."
Yani: "Bağımsız Kürdistan'dan kültürel hakların bile gereksizliğine gelmişse muhakkak bir bildiği vardır."
Sadece Ardıl Çeşme değil, 30, 31, 32, 33 yıl sonra hapisten çıkan tüm PKK'liler aşağı yukarı aynı şeyleri söylüyorlar.
Hani meşhur söylencedir, Arşimed, "Bana yeterince uzun bir kaldıraç ve onu yerleştirebileceğim bir dayanak verin, Dünya'yı yerinden oynatayım" demiş ya o hesap, "Kozmos"+"Norm Devlet" Öcalan'a böyle imanlı bir kitle nasip etmiş, o da bunun hakkını sonuna kadar veriyor el hak!
Bana her manada "Geçmiş olsun Ardıl Çeşme ve diğerleri..." demek kalıyor.🤨
İnsanın varoluşu ve kendi cinsine yaptığı kötülükler hakkında düşünen bilim insanlarının bizdeki ve dünyadaki örnekleri arasında önemli bir fark var.
Bizdekiler teoriyi, kuramı asıl sahibinden bile iyi bilirler, ama teorinin, kuramın uygulandığı alanları bilmekten tanımaktan imtina eder, üç maymunu oynamayı tercih ederler.
Bunun en büyük sebebi, resmi ideolojinin sınırlarını ve kabullerini aşamamaları, ülkenin siyasi iklimine uygun bir pozisyon almayı tercih etmeleridir.
Dünyada durum bunun tam tersidir.
Bilim insanı sadece teori alanında oyalanmaz.
Uygulama alanlarını, kendi tarihindeki çeşitli iktidarların ‘pratik’ uygulamalarını merak eder.
Soykırım, sömürgecilik, katliamlar darbe dönemleri hakkında yazılmış kitaplar, filmler, ve araştırmaların haddi hesabı yoktur.
Çünkü bir daha asla diyebilmek gerekir, böyle bir amaç vardır.
Bu yüzden Kimsenin aklına mesela, Sartr’ın Cezayir’de Fransız sömürgeciliğine aldığı tavrı sorgulamak gelmez
Bizde de Sartr’ın Varoluşçuluğu edebiyatta şurda burda Fransızlar’ın bile aklına gelmediği ölçülerde savunulur, ama insanın insana yaptığı kötülükler bahsinde, bir kaç istisna hariç susmak tercih edilir.
Doğu hoca da paylaşımında söylüyor, mealen şöyle anladım ben, en büyük kötülük insanı kimliğinden soyutlamak ve onu tanınmaz hale getirmektir.
Bu fikrin bizdeki en önemli uygulama alanı Diyarbakır Cezaevi olmuştur.
Yaptığımız filmin İstanbul Film Festivali kapsamında dünya prömiyeri yapması vesilesiyle, çıktığım Türkçe- Kürtçe bütün TV programlarında söyledim ve bu açıklamalar onbinlerce kişiye ulaştı.
Yüzbaşı Esat, cezaevinin her yerinden dinlenebilen konuşmalarında hep şunu söylerdi:
- Size öyle bir program uygulayacağım ki, burdan sağ çıksanız bile kendinizi tanıyamayacaksınız!
Yüzbaşının söylediği kısmen gerçek oldu.
Kendini tanıma erdemini yitirmeyenler dağa çıktı, Bekaa’ya gitti.
Yüzbaşının Samimi itirafa zorladığı ve sayıları dörtyüz civarında tahmin edilen bir grup ise kendini tanıyamaz hale geldi ve burada uygulanan programın devamı gibi okunabilecek bir tarihi süreklilik içinde, o insanlar çok geçmedi 80’lerin sonunda, 90’ların başında gerçekleşen infazlarda birer tetikçi bazen de infaz planlarını kolaylaştıran çift taraflı çalışan ajanlar olarak kullanıldılar ve onların bir kısmı da toplu infazlarla yok edildiler.
İnsanın insana yaptığı kötülüğün, etnik hınç ve öfkenin, cinnetin yol açtığı kötülüğün neleri doğurduğunu anlamak için bu cezaevi bilimsel yol ve yöntemlerle çalışılması gereken bir laboratuvardı.
Yarım yamalak bir insan hakları ihlalleri alanı olarak kodlandı ve mesele kapandı!
Dicle Üniversitesi dahil, hiç bir üniversitemizde bu konuda yapılmış bir tek bilimsel inceleme , bir tez yok!
Türk sinemasında kayda değer bir tek film yok, belgesel yok!
Halbuki buranın mağdurları ben dahil, elliye yakın hatıra kitabı yazdı.
Devlet, burayı bir müze olarak düzenleyip açmaya hazırlanıyor.
Kürt meselesinin çözümü için bir süreç yürütülüyor.
Çözüme vurulacak bir sultan mührü aranıyor!
Faili meçhuller için Adalet Bakanlığında daire başkanlıkları kuruluyor; Beddi Tan’ın öldürülmesi hadisesi hariç, burada işlenen cinayetlerin hiç biri için bir savcılık soruşturması bile açılmadı!
46 yıl sonra uluslararası bir film festivalinde dünya prömiyeri yapan bir film var ortada,içerden 25 mağdur- tanık, ve burada görev yapmış bir yüzbaşı bir gardiyan ve bir asteğmen var, tanıklıkları her ülkede manşet olurdu, filmin gösterildiği sinema salonunda, bir bilim insanı, bir insan hakları savunucusu yok!
En önemlisi Kürt Partileri, Kürt aydınları yok!
TBMM’de kurulan komisyondan sembolik temsil diyebileceğimiz bir milletvekili yok.
Senede beş defa ETA, on defa Güney Afrika, onbeş defa IRA çalışan ‘ çatışma çözümleri uzmanı’ zevattan merak edip filmi izlemeye gelen yok.
Hafıza çalışmaları yürüten bir üniversite yok!
Ama bütün bunlar , yanlış anlaşılmasın, filmin tarihe düşülen bir kayıt olduğu gerçeğine zerre kadar zarar vermez ve kıymetini eksiltmez!
YALÇIN KÜÇÜK'ÜN ATATÜRK'E DAİR DÜŞÜNCELERİNDEN BİR DEMET
Teaser☺️: "Vesveseli, hep kıstırılmışlık kompleksi içinde yaşayan, sevgisiz ve acımasız bir insandır. Geç kalmış ve bu nedenle fazla gelişememiş bir Müthiş İvan veya Sekizinci Henry'dir."
Yalçın Küçük'ün Kürt Meselesi, PKK, Öcalan konulu sözlerinin dökümünü Kürt arkadaşlar yapsın, ben özel ilgili alanım olan Kemalizm ve Atatürk konulu görüşlerini hatırlatacağım.
Esasen, Türkiye Üzerine Tezler (beş kitap) ve Aydın Üzerine Tezler (ilk hali beş kitap, sonra iki kitap halinde basıldı) adlı eserlerinden alıntı yapmak lazım ama ben kolaylık açısından daha az bilinen bir kitabından aktarım yapacağım.
Yalçın Küçük'ün 1992 tarihli Emperyalist Türkiye (Başak Yayınları, 508 sayfalık) kitabında* Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili uzun ve oldukça eleştirel bir tahlil bölümü var. Bu bölüm, kitabın çeşitli sayfalarında dağılmış halde yer alıyor ve özellikle "Kemalizm: Emperyalizmin Dar Ceketi" gibi alt başlıklarda yoğunlaşıyor. (Not: Aynı adda bir kitap daha var. El Yayınlarından 2022'de çıkmış. Yazarı Yusuf Köse. Kitabın pdf'si olmadığından Yalçın Küçük'ün kitabıyla bir ilişkisi var mı, tespit edemedim.)
Kitap genel olarak Türk emperyalizmi, Kemalist Cumhuriyet'in eleştirisi ve sol bir perspektiften tarih yorumu üzerine kurulu. Atatürk'e ilişkin kısımlar, onun kişiliği, siyasi manevraları, Kurtuluş Savaşı süreci ve liderlik tarzı üzerinden sert bir revizyonist eleştiri içeriyor. Bu görüşler nedeniyle kitap ve yazar hakkında yasal tartışmalar da yaşanmış (örneğin Ergenekon iddianamelerinde referans verilmiş). Aşağıda, kitabın ilgili sayfalarından doğrudan alıntılanan en bilinen ve sık paylaşılan bölümleri, kaynak belirterek veriyorum.
Sayfa 24: "Mustafa Kemal, yirminci yüzyıl Türk politikacıları içinde en temkinlisi ve ufku en dar olanlardan birisidir."
Sayfa 38: "Türkiye'nin yenilikçi psikoza sahip İstanbul Meclisi'nin kabul ettiği ve Türkiye'ye gelmiş politikacılar içinde en güvensizlerinden biri olan Mustafa Kemal Paşa'nın benimsediği, son derece müphem ve ne anlama geldiği her türlü yoruma açık Misak-ı Milli ideolojisinden kurtulmasının kolay olmadığını belirtmek istiyorum."
Sayfa 76: "Bütün çalışmalarımda Kemal Paşa'nın devrimci geçmişi olmayan, oldukça tutucu ve son derece sınırlı ufuklu bir burjuva demokrat olduğunu gösterebilmiş durumdayım."
Sayfa 93-94 (En bilinen ve tartışılan bölüm): "İnsan Atatürk filmi olmaz. Olursa ya bu bir başkasının filmidir ya da kahramanı sevecen değildir. Eğer bir kimse Mustafa Kemal'i sevecen gösterirse bir başkasının filmini yapmış olur. Mustafa Kemal, çok vesveseli, hep kıstırılmışlık kompleksi içinde yaşayan, sevgisiz bir insandır. Annesini sevmez; Mütareke'de İstanbul'da annesiyle değil Pera Palas'ta kalmayı tercih ediyor. Annesinin cenazesine gitmiyor. Üstelik kendisinin Latife'yi seçtiğini sanmıyorum. İzmir'in komprador burjuvazisi olan Uşakizadeler, İsviçre'de okuyup yaşayan kızlarını Mustafa Kemal'e vererek, Kemal'i burjuvaziye damat alıyorlar. Kemal de hep, sosyete kadınlarına yatkınlık sergiliyor. Sofya'da, Şam'da, İstanbul'da hep zengin ve güzel hanımların salonlarına girmeye çalışıyor. Çeşitli kaynaklar bu alanda çok başarısız kaldığını saptıyor. Yabancı kaynaklar, Kemal'in asker yürüyüşüyle dans ettiğini kaydediyorlar. Sevimli olmaz. Sevgisiz ve acımasızdır. Maliye Nazırı Mehmet Cavit'i astırdığı akşam bir balo düzenlemeye dikkat ediyor. Mustafa Kemal, geç kalmış ve bu nedenle fazla gelişememiş bir Müthiş İvan veya Sekizinci Henry'dir. İkincisini Shakespeare yazdı ve birincisini Eisenstein filme aldı. Müthiş İvan, boyarları ve Mustafa Kemal de beraber yola çıktığı, ya da kendisinden önce yola çıkan bütün liderleri temizledi. Atatürk'ü insan olarak canlandırmak, Kemalizmi yıkmak anlamına gelmiyor. Yapılabilirse, yapılabileceğini sanmıyorum, geniş kütlelerde biraz daha yaşatabilir; buna katkıda bulunur. Buna ihtiyaç var. Eylülist günlerde, hapishanelerde coplarla Atatürk sevgisi aşılanmak istendi. Olmadı. Şimdi herkes gibi bir Atatürk düşünülüyor. Ancak sevgiyi bilmeyen, acımayı bilmeyen, kimseye güvenmeyen, herkesi kendine karşı komplo hazırlayıcısı olarak gören, bir aydınlanmacı despot olan Mustafa Kemal'i hiçbir romancı ya da yönetmenin sevimli yapabileceğine ihtimal vermiyorum. En gerçekçi film, Müthiş İvan'ın başarısız bir kopyası olabilir."
xxx
Benim yazılarımı, kitaplarımı okuyanlar bilir, benim Mustafa Kemal Atatürk veya Kemalizm eleştirilerinde kullandığım dil Yalçın Küçük'ün dilinin yanında çok "steril"dir. Hatta bu yüzden fanatik anti Kemalistleri hiç tatmin etmemiştir benim yaklaşımım. Buna rağmen yıllar önce "okumalarımdan edindiğim izlenime göre Atatürk annesini sevmiyordu galiba" şeklindeki twitim yüzünden yanlış hatırlamıyorsam en az 10 bin Atatürkçü tarafından sosyal medya "recm"ine uğramıştım. Hatta o twitim gazete manşetlerine falan çıkmıştı.
Yalçın Küçük ise hiç böyle saldırıya uğramadığı gibi dün Kemalist, Atatürkçü, ulusalcı ve ulusolcu kesimler tarafından "gazilik" bahanesiyle askeri törenle defnedildi::))
İki ihtimal var: Ya bu kesimler Yalçın Küçük'ün Atatürk konusundaki görüşlerini bilmiyorlar, ya da Kürt Meselesi'ndeki rolü yüzünden Atatürk/Kemalizm eleştirileri görmezden geliyorlar.
İlkiyse "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oldukları"nı anlarız. ikincisiyse "Kürt anasını görmesin" düsturunun ne kadar geniş bir tabanı olduğunu anlarız.
Peki, ikincisiyse KCK'nin Yalçın Küçük’ü “Türkiye’nin önemli entelektüellerinden ve aydınlarından biri” olarak nitelendirmesini, Küçük’ün Abdullah Öcalan’a “Apo kardeşim” diye hitap eden bir dostu olduğunu, Öcalan’la röportaj yaptığını ve PKK düşüncelerinin Türkiye toplumuna taşınmasında önemli katkısı bulunduğunu söylemesini nasıl yorumlamalıyız?
Şakiro’nun seslendirdiği Ferzende Beg (Besra’yê) dengbêjinde anlatılan kahraman Ferzende Beg, Osman Sebri’nin yazdığı Çar Leheng (Dört Kahraman) kitabında bahsedilen dört kahramanın başında gelir.
Şeyh Said Efendi Varto’da ihanet sonucu yakalanınca, ailesini İran’a geçirmek için Ferzende Beg ve diğer liderlerin başında olduğu bir grup yola çıkar. İran sınırında silah bırakmayı reddedince İran güçleri tarafından saldırıya uğrarlar ve birçok kişi öldürülür. Kurtulanlar Simko Axa’nın bölgesine geçer.
1926’da Ağrı İsyanı başlayınca Ferzende Beg direnişe katılır. İsyan bastırılsa da savaşmaya devam eder, ardından İran’daki direnişlere katılır.
Sonunda yaralı yakalanır, Tahran’da yıllarca işkence görür ve 1939’da öldürülür. Eşi Besra Xanım, cenazesini memleketine götüremez ve Tahran’da defnetmek zorunda kalır.
Mezarında “MÊRÊ MÊRA FERZENDE BEGÊ HESENΔ yazar.
Abdullah Öcalan'ı
Kürt halkınca şüpheli kılan mühim hususlardan birisi
Türk Derin Devletiyle ilişkileriydi.
"Abdullah Öcalan henüz emekli olmamıştır
ve emekliliğe kendisini hazır hissetmemektedir"
"PKK yönetim kadroları elde edilmeli,
bunu Öcalan yapabilir"
Öcalan "görevli" miydi?
Bu ifade, Ergenekon tutuklu sanıklarından
beyaz torosların ve binlerce Kürdün katili olan JİTEM'in başındaki Tuğg. Veli Küçük
ve Ümit Oğuztan'dan ele geçirilen PANZEHİR ETNİK/BÖLÜCÜ OPERASYONLARIN TASFİYESİ adlı dokümanda geçiyordu.
Bu ifadeler Öcalan'ın "görevli" olduğu intibaını veriyor.
Ve Ergenekon iddianamesine yansıyan bu doküman şu ifadelerle devam ediyor:
"Abdullah ÖCALAN'ın İmralı Cezaevindeki tutukluluk ve yargı sürecinden yararlanılarak, PKK başkanlık konseyi içinde yer alması sağlanacak kadrolar ile PKK'nın ABD ve AB üyelerinin kontrol ve hamiliğinden kurtarılarak doğrudan Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlanmasının sağlanabilmesi gerektiği,
Abdullah ÖCALAN'ın tutukluluk sürecinden yararlanılması ve PKK başkanlık konseyi kadrolarının süratle tasfiye edilerek yerlerinin elde edilmesi gerektiği, bunu Abdullah ÖCALAN'ın gerçekleştirebileceği belirtilmiştir..."
(Ergenekon 1. İddianame s.276)
Dokümandaki bu ifadeler hayati bir önem taşıyor.
Bunların ne kadarı hayata geçti veya geçirildi?
Öcalan mı derin devleti kullandı, derin devlet mi Öcalan'ı?
Ve bu doküman Orgeneral Teoman Koman'la birlikte JİTEM'i kuran ve JİTEM'i yöneten Tuğgeneral Veli Küçük'ten ele geçirilmişti.
Bunlar üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken konular.
Ve bugüne de ışık tutan notlar.
Baba IŞİD’e karşı savaşta yaralandı, Peşmerge oğlu İran füzeleriyle yaşamını yitirdi.
Kürtlerin tarihi katliam, acı, ölüm, gözyaşıyla dolu…
🔹Peşmerge Muzaffer Gwani’nin evi, bu kez İran füzeleriyle sarsıldı. Yıllardır bedeninde savaşın izlerini taşıyan acılı baba, 22 yaşındaki oğlu Keywan’ı yitirdi.
🔹Bu dramatik döngü, Kürt coğrafyasının makus talihini bir kez daha özetliyor. Bir kuşak Saddam’ın kimyasal bir diğeri IŞİD, yeni kuşak ise balistik füzelerin hedefi oluyor.
🔹Şiddetli ağrıları nedeniyle öz oğlunun taziyesinde bile sadece birkaç dakika kalabilen baba, evladının acısını yine o 12 yıllık yarasının üzerinde karşıladı.
🔹Bölge, diplomatik "hata" açıklamalarıyla çalkalanırken, Kürt ailesinin evinde Halepçe’den bugüne uzanan o derin ve sessiz çığlık yankılanıyor.
Abdullah Öcalan'ın avukatıyla
Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK)
arasındaki gizli görüşme
Perinçek'in İşçi Partisi Yöneticisi ve Oda TV Ankara Haber Müdürü
Hikmet Çiçek'ten çıkmıştı.
Mühimdir.
Zira ÖKK Türk Derin Devletinin yerüstü kısmındaydı.
Oda TV de öyle.
Ergenekon soruşturması kapsamında sanıklardan Hikmet ÇİÇEK'in flash diskinde ve İşçi Partisi Basın Bürosundan elde edilen bilgisayar hard diski içerisinde "Prov mekt Oğuz" isimli Word sayfası içersinde (2) ayrı şahsın konuşma çözümü olduğu görülüyor.
"Söz konusu Word sayfasının yapılan incelemesinde; Yazı metninin başında "Provokasyon Mektubu" yazdığı, devamında
"Avukat" ve "Oğuz" olarak belirtilen iki kişinin konuşma çözümü olduğu,
metin içeriğinden "Avukat'ın Abdullah ÖCALAN'ın avukatı olduğu,
"Oğuz"un Özel Kuvvetler'de görevli birisi olduğu anlaşılmaktadır." (İddianame s.282)
""Avukat:
Bu girişimi çok olumlu buluyoruz. Baştan belirteyim. Ben PKK'yi değil Öcalan'ı temsil ediyorum. Öcalan avukatlarına kendi adına her türlü girişimde bulunma yetkisi verdi. Hatta bizi yeni açılımlar yapmadığımız için eleştiriyor. Öcalan, PKK'dir. Önce Öcalan benimser, PKK ona uyar.
Açılımları, Öcalan yapar. Kürt halkı da onu kabul eder. Bugün söylediğinin yarın 180 derece tersini söylese, yine PKK onun arkasından gider. Öcalan’ın kabul etmesi sorunu çözer. Biz, Öcalan’ın adına ilişkiye geçiyoruz.
Oğuz:
Biz, Öcalan'a operasyonu yapan gücüz. Yani Özel Kuvvetler Komutanlığı. Genelkurmay adına bu girişimleri yürütmede görevli olan tek kurum. Bu girişimi, soruna bir çözüm bulunması için başlatıyoruz. Size temel politikaları okuyacağım...""
Sanık Hikmet ÇİÇEK'ten elde edilen flash bellekte ve İşçi Partisi Basın Bürosundaki bilgisayarda bulunan "PROTOKOL" isimli Word belgesi içersinde...
Konuşmanın ve pazarlığın tamamı bende var.
Oda TV eli kanlı ve darbeci Türk Derin Devletinin yerüstü kısmında Kemalist Generaller ve derin unsurlarla kol kola faaliyet yürütüyordu.
Kemalist faşist askeri istihbarat unsurlarıyla koordinasyon ve işbirliği içinde yayın yapıyordu.
Bilgi ve belgeleri de ÖKK ve askeri istihbarattan temin ediyordu.
Yayın politikaları derin Kemalist askeri unsurlarca tespit ve tayin ediliyordu.
Bugün de ölçülü olmakla birlikte aynıdır.
Gültekin Avcı; Yaşayan Kabus Ergenekon, 2008, Ankara
YENİ BİR "YANSITMA" ATAĞI
Helin Ümit, iki mecra için "Tam bir MİT kanalıdır" deyince iltifat ediyor sandım, çünkü Öcalan'ın MİT'e ne kadar büyük güveni ve saygısı olduğunu, MİT'le iş yapmaktan ne kadar gurur duyduğunu bizzat onun ağzından, Apocuların kendi yayınları olan Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa, İmralı Notları (Weşanen Mezopotamya, 2015) kitaptan okumuştuk.
Ben sizin için bir kaç başlığı buraya aktarıyorum:
“Darbeyi önledim. MİT’i düşürselerdi Türkiye’de tüm kaleler düşmüş olacaktı. [MİT Müsteşarı] Hakan Fidan tutuklansaydı sonra sıra Başbakan’a gelecekti. Benim bu süreci canlandırmam darbeyi engelleme sorumluluğu duymamdandır.” (s. 17)
“Ayrıca Hakan bey entelektüel biridir... Fikir söylerler ama dayatmazlar. MİT reforma uğradı, değişti artık.” (s. 45)
“Hakan bey samimi geliyor bana.” (s. 99)
"Stratejik Önderlik demek en az Başbakan, Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı demektir. Bunu bana siz dayattınız. Daracık yerde bunları yapmam mucizedir. Halklarımızın hatırı için yaptım. Sizlerin ricası üzerine yaptım. Ben kendim dayatmadım. [bir önceki dönemin MİT Müsteşarı] Emre [Taner] beyin ricası oldu." (s. 127)
"Hakan Bey bu işleri ustaca bilir." (s. 190)
“Hakan beyde görülen ciddiyet yüksek. Siyasi arenaya da giriyor artık. Umarım bu yaklaşımını siyasete de taşıyabilir.” (s. 415)
“Devlet İçinde İki Akıllı İnsan”“Devlet içinde iki tane akıllı insan çıktı: Emre Taner ve Hakan Fidan.” (s. 225)
“Ben hem Emre Taner hem de Hakan Fidan’ın duruşunu gördüm. MİT’in yeniden yapılanmasını gördüm ve bu süreci başlattım.” (s. 264)
xxx
Bu ifadelerden hareket edersek, eğer o iki mecra "MİT kanalı" ise gayet güvenilir bir kanal olmalıydı Apocular için ama Helin Ümit "dinlemeyin, boykot edin" diye devam ediyor. Bu çelişkinin cevabını bize psikoloji bilimi veriyor.
Psikoloji biliminde "yansıtma" (projeksiyon), bireylerin kendi kabul edilemez düşüncelerini, duygularını veya eğilimlerini başkalarına atfetme sürecidir. Yansıtma, bir savunma mekanizması olarak işlev görür ve bireylerin kendilerini rahatsız eden veya kabul edemedikleri içsel özellikleri, düşünceleri veya duyguları başkalarına yöneltmeleri şeklinde ortaya çıkar.
Ne yazık ki bu arkadaşları dünyanın tüm psikologları bir araya gelse iyileştiremezler.
Hadi Cin: Sözün bedeli var ama sessizliğin de
🔶Kendimi ifade etmeye çok ihtiyacım olduğu bir zamanda ve ifade özgürlüğüne yönelik baskıların arttığı, çeşitlendiği bir atmosferde Rastî ile karşılaşmak, buluşmak benim için çölde vaha ile karşılaşmak gibi oldu.
🔶Ve Kürt kimliğinin, dünyada en çok gündem olduğu günleri yaşıyorsak elbette bizim de gündemimiz bu olacaktır.
🔶Kimse çıkıp ayık kafayla dünyaya bakan, olayları değerlendiren birine “her şey yolunda” diyemez.
🔶Bırakın bir insanın, kendini sorunun bir parçası, sahibi, yaşayanı olarak görmekten kaynaklı söz söyleme hakkını, salt entelektüel düzeyde, aydın sorumluluğu gereği, dünyanın neresinde olursa olsun bir soruna ilişkin görüş ve değerlendirmelerini özgürce ifade etsin.
https://t.co/ctOsUJFCff