Ben Yakup değilim bu keder beni bitirir
Ben Yusuf değilim bu kuyu derin
Ben Bilal değilim bu taş beni ezer
Ben İbrahim değilim bu ateş beni yakar
Ben Nuh değilim bu tufan beni boğar
Ben Meryem değilim bu suskunluk beni lâl eder
Ben Eyüp değilim bu dert beni yıkar.
kendimin dayandığı çürük bir asa gibiyim, sanki öldüğümü bir ağaç kurdu haber verecek dünyaya.
Boşansa göğsümü kilitleyen bu kalın zincirlerden halkalar… niçin bütün yıldızları kaçıran bir korkuluk görevi verildi bana?
“Kimsenin içinden gelmeyeni talep edemem. Çok isterim belki ama bir kapıda kendimden taviz verecek kadar ısrarcı olamam bu yüzden boyun bükerek de olsa kabullenirim. Olacak olan benim ittirmemle olacaksa olmasın. Kendimi hatırlattığım sürece var olacaksam zaten unutulayım.”
gömdüm güzel günlerimi gömdüm özlem topraklarına
öyle çok ağrıdım ki
öyle çok bağırdım ki sağırlıklara
öyle çok çektim ki ayrılık acısını
korkar oldu acı benden
Hangi sevdanın eşiğine bıraktın gençliğini?
Üzerine şehirler çöktüğünde kaçıyor musun hâlâ Kafdağı'na?
Yüreğine örttüğün kara örtünün hatırına hayallerimi besle mazide. Çekip gitme bu limandan ey ruhum...
bir acıya tanık oldum, acıma denk.
acıma ayna, acıma güz, yarama tütün.
bir acıya tanık oldum; korktum.
benim acımı karşımda gördüm, içim oralarda bir yerlerde de devam ediyordu acı çekmeye, yayılmış gibiydi yeryüzüne. bir acıya tanık oldum...
Meleğim, kasım aralığa hazırlanıyor
Rüzgarlarda sensiz geçen zamanın uğultusu kanıyor.
Apansız sesini özlüyorum. Ne zaman seni düşünsem, amansız bir çöldeymişim gibi kalıyorum gecenin ortasında.
Gözlerinden bir cemre düşüyor mevsimlerime,
Ellerin, içime işliyor yumşaklığını.