“Birinde sormamak suç, diğerinde ise sormak. Peki gazeteci hangisini yapacak!”
Fatih Altaylı:
• Murat Ağırel gözaltında. Niye gözaltına alındığını ilk gün yazdık.
• İşadamı olduğunu söyleyen biri Almanya’dan aramış, Emir ve Ömer Sarıgül’ün kara para akladığını, yurt dışına servet kaçırdığını iddia etmiş, Ağırel de bunların belgelerini istemişti.
• Daha sonra da her sorumlu gazetecinin yapması gerektiği şekilde, haberin tarafları ile konuşmuş, iddiaları inandırıcı ve belgeleri güvenli bulmadığı için haberi yapmamış, biraz daha araştırma gereği duymuştu.
• Murat’a bu haberi verenler, haber yayınlanmayınca ve Murat belgeleri Sarıgüllere ve bankalara sorunca sinirlenmiş, bu kez savcılığa ihbarda bulunmuş ve Murat’ı da haberi yayınlamamakla suçlamışlardı.
• Gazetecilerin işi gerçekten çok zor.
• Hergün kimi deli saçması, kimi araştırmaya değer onlarca ihbar alıyoruz. Biraz inandırıcı olanları mutlaka araştırıyoruz.
• Hatta bazen araştırma için güvendiğimiz meslektaşlarımızla da paylaştığımız oluyor ve mutlaka bir noktada karşı tarafa da sormak zorundayız.
• Ancak ve ancak belgeler, bilgiler yüzde yüz doğrulukta ise karşı tarafa sorma gereği hissetmeyiz ama yine de yayınlandıktan sonra bile haberin öznesi olan, suçlanan tarafın yanıtını da alıp yayınlarız.
• Çünkü aksi çok riskli. Tazminat davaları ile, ağır suçlamalarla hatta bugünün Türkiye’sinde tutuklamalar ile karşı karşıya kalmak çok olası.
• Tüm bunlar haberin öznesi ile de alakalı.
Mesela Murat.
• Fon soruşturmasında “karşı tarafa sormadan” haber yaptığı için “ev hapsinde” Sarıgül soruşturmasında ise “karşı tarafa sorduğu” için şu anda “gözaltında”
• Birinde sormamak suç, diğerinde ise sormak. Peki gazeteci hangisini yapacak!
• Haberin öznesi Sarıgüllere gelince. Bu gibi soruşturmalarda, yolsuzluk iddialarında hiçbir siyasetçiyi savunmam. İşim olmaz, işim değil.
• Emir Sarıgül’ün ne işini bilirim, ne gücünü, ne de servetinin kaynağını. Keza Ömer Sarıgül’ün de. Boşanma davasındaki talepler ilgimi çekmişti sadece.
• Ömer Sarıgül’ün annesini ve hatta ailesini ise yıllardır tanır bilirim. Onun yolsuzlukla, kara para ile işi olacağını hiç ama hiç zannetmem ama kefil olacak halim de yok.
• Gözaltılara neden olay ile ilgili olarak Mustafa Sarıgül ile konuştum. Anlattığı şu.
• Bu soruşturmada şikayetçi olan kişiler, Emir Sarıgül ile ortak iş yapmak istemişler ve bunun için Almaya’da ortak bir şirket kurulması için anlaşmışlar.
• Bunun üzerine Ömer Sarıgül’ün annesi, Alman vatandaşlığı da olan Aylin Kotil’in Almanya’daki şirkete ortak olmasını istemişler.
• Aylin Hanım da kabul etmiş. Daha sonra şirketlerin aslında olmadığı ortaya çıkınca iş bozulmuş. Bunun bir dolandırıcılık girişimi olduğunu düşünmüşler.
• Bu arada Almanya’daki kişiler, Türkiye’de Sarıgüllere ait bir gayrimenkulün alımı için Sarıgül’ün hesabına 100 Euro yollamışlar.
• Mustafa Sarıgül bunu söyleyince “100 mü 100 bin mi?” diye sormak zorunda kaldım.
“100. Sadece 100” dedi. Şaşırdım.
• Emir Sarıgül bu parayı geri göndermiş. Daha sonra Almanya’daki kişiler bunun 100 milyon Euro olduğunu iddia etmişler.
• Sarıgüllerin paralarının üzerine yattığını söylemişler. Murat Ağırel’e de bu noktada haber vermişler. Bunlar alengirli işler. Bilemem gerçeğin ne olduğunu.
• Ama böyle bir paranın gelmediğinin ispatı çok kolay. 100 milyon Euro’yu banka üzerinden yolladıysanız, ki iddiaları böyle, bu kayıtları kimse yok edemez.
• Ama şunu bilirim. Tüm olaylar içinde “Gazetecilik yapmak suç değildir”
• Bir yerde sormamak, diğer yerde ise sormak suç haline getirilemez.
“Bari Azerbaycan’ı düşmanlaştırmayalım. Bundan kârlı çıkacak taraf İsrail’dir.”
Fatih Altaylı:
• Türkiye-Azerbaycan ilişkileri iyiden iyiye “kötüye sardı.”
• Uzunca bir zamandır özellikle Türkiye tarafında bunu isteyen bir grup vardı ve başardılar.
• Aslında gerilim çok önce başladı.
• Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’i hedef alan bir açıklamasında verdiği bir örnek, Azerbaycan yönetimini kızdırdı.
• Karabağ savaşındaki başarılarının hedef alındığını düşündüler.
• Aslında niyet o değildi ama Azerbaycan alınganlık gösterdi. İlişkiler gerildi.
• O günlerde bunu yazdım. “Yok öyle şey” falan dediler ama vardı öyle bir şey. Neyse ki sonra taraflar yumuşadı, Cumhurbaşkanı Erdoğan elini uzattı, Aliyev de bu dostluk elini çevirmedi.
• Son olarak Cumhurbaşkanı’nın BM Genel Kurulu’nda yaptığı ve bana Avrupa ülkelerini hedef alıyormuş gibi gelen konuşmadaki “Müslüman kız çocuklarına yapılan ayrımcılık” bölümü Azerbaycan’da yeni bir alınganlık yarattı.
• Buna Türkiye’den bazı gruplar da gaz verince, ilişkiler yeniden gerildi.
• Bunu fırsat bilen bir kesim, Azerbaycan-İsrail ilişkisi üzerinden iki ülkeyi karşı karşıya getirmek için uğraşmaya devam etti.
• Tehlikeyi gördüğüm için birkaç kez bu Azerbaycan ile Türkiye’yi düşman etme uğraşlarını bu köşede gündeme getirdim. Son olarak 26 Eylül günü bu konuya değindim.
• Üzerine bir de Azerbaycan’ın ülkedeki İran etkisini azaltmak için devreye soktuğunu açıkladığı başörtüsü kısıtlamaları gelince iş tamamen koptu.
• Bundan siyaseten kârlı çıkacak taraf İsrail’dir, Birleşik Arap Emirlikleri’dir.
8 yaşındaki çocuğa ütüyle işkence!
Şanlıurfa'da 8 yaşındaki kız çocuğuna
işkence yapıldı.
Yapılan incelemelerde H.Z’nin minik bedeninde darp izleri ve ağır yanıklar tespit edildi.
Yanıkların ütüyle yapıldığı vurgulandı.
Küçük çocuk, yoğun bakımda tedavi altına alınırken çocuğun annesi, teyzesi ve anneannesi gözaltına alındı.
Fatih Altaylı'dan Dündar Ziya Gültekin tepkisi:
"Bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felaketlerden biridir insanlığının ölmesi.
Galiba bizim başımıza bu felaket geldi.
Üsküdar Belediye Başkan vekili seçilen AK Partili Dündar Ziya Gültekin trafik kazası sonucu hayatını kaybetti.
Tüm bu süreçte hakkı yenen, cezaevine tıkılan Sinem Dedetaş, bu ölüm üzerine içten bir başsağlığı mesajı yayınladı.
Doğrusu da buydu.
Buna karşın insanlıktan çıkmış bir güruh bu ölüm hakkında akla ziyan, vicdana zarar yorumlar yapmaya başladı.
Yahu 41 yaşında, gencecik bir adam hayatını kaybetmiş. Geride bir aile bırakmış.
Siyasetin hoşumuza gitmeyen bir işin içinde oldu diye bu ölüme sevinmek neyin nesi!
Böyle bir alçaklık olur mu!
Böyle bir şey sizin başınıza gelse hoşunuza gider mi!
Diyebilirsiniz ki “Bizim başımıza geldiği zaman onların trolleri de aynı şeyi yapıyor”
Haklısınız. Yapıyorlar.
Zaten insanlıktan çıkma tek taraflı olmuyor, birlikte oluyor olunca.
İyi de doğru mu peki! Karımızdakilerden bazıları insanlıktan çıkınca biz de çıkmalı mıyız?
Herkes öyle yaparsa bunun sonu nereye varır, hiç düşündünüz mü!
Aklınıza gelen her kötü düşünceyi yazmak, paylaşmak ve topluma yaymak zorunda mısınız!"
Bir kadın, şanssız olmasına isyan ederek çabalamaktan ne kadar yorulduğunu paylaştı:
• Nasıl bir hayatım var biliyor musunuz? Böyle yolda yürüyorum. Bir büfe görüyorum, "Çok susadım, su alayım” diyorum. Büfeye giriyorum, su bitmiş. Benim su için bir sokak daha fazla gitmem gerekiyor.
• Ya da çok acıktım, bir fırına gireyim, ekmek alayım diyorum. Fırına giriyorum, işte ekmek bitmiş, bir saat beklemem lazım.
• Yani nasibimde olan şeyler için bile çok fazla emek göstermem, çabalamam gerekiyor.
• Zaten birçok şey nasibimde yok, hani isyan etmek gibi olmasın. Başkalarının umrunda bile olmayan şeyler için bu kadar çok uğraşmak, bu kadar çok çaba göstermek...
• Ya bir tane bir şey olsun, ya mesela bir tane bir şey hani “Aa şansıma oldu, hiç uğraşmadım, önüme düştü, nasibimmiş” falan diyeyim.
• Beni 1'i 2 yapabilirsiniz, 2'yi 3 yapabilirsiniz ama 0'ı 1 yapmak mümkün değil.
• Olmuyor yani ya bazen olur ama yok hiçbir zaman olmuyor.
Türk erkeklerinin evlenme amacının ‘Ev işlerini yapacak bir kadın arayışı’ olduğunu iddia eden kadın:
• Ne kadar kültürlü, okumuş olsa da Türk erkekleri evin işini yapacak bir kadını arıyor.
• Yani senin okumuş olman, onun gibi haftanın 5 günü çalışıyor olman hiçbir şeyi değiştirmiyor.
• Türk erkeği eve geldiğinde “Yemek hazır olsun, ev temiz olsun, hafta sonu temizlik yapmayayım, koltuğuma uzanayım ve televizyonumu izleyeyim” istiyor.
• Evle ilgili hiçbir sorumluluk almak istemiyor. Yani benim burada gördüğüm ilişkiler de böyle. Türkiye'dekiler zaten öyle bu arada.
• Hani bilmiyorum da bana çok iğrenç geliyor ve hani bu işte biri çalışsın, biri ev işini yapsın konsepti de beni rahatsız etmeye başladı.
• Tamam, evde kalmak istiyor olabilirsin ama gün gelip de bir şeyler yolunda gitmediğinde 20 yıl boyunca sırf ev işi yaptın diye kimse sana işsizlik maaşı vermeyecek.
• Kimse senin CV'ne bakıp da "Sen 20 yıl boyunca ev işi yapmışsın, e o da çok önemli" deyip seni işe almayacak.
• Anladın mı? Hani biraz akıllı olun bence.
Eltisinin kıskanç olduğunu iddia eden kadın, yaşadıkları problemleri anlattı:
• Eltisinin kıskançlığından yakınan kadın:
• Bu eltilerin kıskançlığı asla bitmiyor. Eşlerimiz ayrı iş yapıyor, evlerimiz ayrı, hiçbir ortak noktamız yok.
• Benim evim yüksek katlı olduğu için dün eşimi doldurmuşlar.
• Neymiş? Ben neden evi temizlemiyormuşum? Neden benim camlarıma başkası yormuş?
• Bu arada küçük de bir bebeğim var, bunu da göz önünde bulundurun.
• Eşime "Biz dört çocukla evi temizliyoruz, o niye temizlemiyor?" gibi bu tarz şeyler söylemişler.
• Evime geldiğinde bütün odaları tek tek geziyor, bütün eşyaları inceliyor.
• Mesela ufak bir mutfak aleti aldım, onu gösterdiğimde hiç beğenmedim diyor. Aradan iki gün geçiyor, bir bakıyorum aynısını almış.
• AVM'ye gidiyorum, bak dakikası şaş, bir bakıyorum AVM'ye gelmiş. E, story paylaşıyorum, kahve story'si, bir bakıyorum o da paylaşmış.
• Ya bunların hepsi mi tesadüf? Eltim kendi kocasının kazandığıyla ilgilenmiyor.
• Benim taktığım takı ve bileziklerle ilgileniyor. Böyle bir ortam içinde bir bakıyorum hani benim bileziklerimin konusu açılmış.
• Bu konuda şakalar yapıyor kendince. Aldığım kıyafete, evimdeki huzura hatta çocuklarım hakkında bile böyle kıyas yapıyor.
• Mesela onlar bizim evimize geldiğinde bir bakıyorum çocuğun eline çikolatalı kek veriyor.
• Böyle kırmızı renkli meyve suları veriyor ki benim koltuklarım hep açık renk. Halım mesela beyaz, böyle hiç dikkat etmiyor ama biz onun evine gittiğimizde çok dikkat ediyor, asla çocukların eline hiçbir şey vermiyor.
• Şey, bir de benim çocuklarim sanki her şeyi paylaşmak zorunda ki paylaşıyor da çocuklar, benim çocuklarım paylaşmayı çok seviyor.
• Bütün oyuncaklarını paylaşıyor ama bir gün onların evine gitmiştik, baktım ortalıkta hiç oyuncak yok. Çocuk, ağzından kaçırdı, dedi ki: "Annem bütün oyuncaklarımızı sakladı."
• Şimdi bana yazacaksınız: "O eltinle görüşme, evine alma" diye. Ama kızlar öyle olmuyor, akraba olduğu için mecburen aynı ortamda bulunuyoruz.
“2026, Polis Lise Öğrencilerini Sakat Bırakıyor”
Bu mesajı taşıyan bir sarı yelek, Paris'te Cumhuriyet Meydanı'nda bulunan ve “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” sloganını temsil eden Marianne Heykeli'nin üzerine giydirildi.
Hakkını arayan işçi, toprağını savunan köylü, "Ben bu düzeni kabul etmiyorum" diyen genç gazla, copla ve tutuklamayla karşılaşıyor.
Yirmi beş yılın sonunda varılan yerin bir adı var: Vurgun düzeni!
Ekrem İmamoğlu:
“21 Mayıs butlan vurgunu... Sadece butlan vurgununun dahi 18 milyar dolar bu millete bedeli olmuştur. Niye? Rakip partiyi yok etme girişimi. Muhalefet dizayn edilmek istendi, bedelini yine millet ödedi.
Ekrem İmamoğlu:
“Türkiye’nin en çok izlenen haber kanalını kapatmak bir akıl tutulmasıdır, zehirlenmedir.
Tam da Ekrem’in savunmasının olduğu gün. Şimdi daha fazla takip edecekler. Bütün dünya takip edecek benim savunmamı. Halk TV’ye yapılan bu zulmü şiddetle kınıyorum.”
Halk TV’nin sahibi Cafer Mahiroğlu’ndan Kemal Kılıçdaroğlu’na:
“Üç gün önce bugünün işaret fişeğini ateşledi. Size en iyi cevabı halk verdi Kemal Bey. Tarih sizi ve sinsiliğinizi asla unutmayacak.”
Ekrem İmamoğlu:
“Kim ki yargılaması bitmeden, yargılaması sonuca ermeden birisi hakkında iftira atıyor, kim ki birisi hakkında haysiyet cellatlığı yapıyor, haysiyetsizdir, namussuzdur, şerefsizdir. Kim yapıyorsa.”