28 Şubat’ta "başörtülü bacılar" diyerek yıllarca mağduriyet anlatanlar... Bugün tesettürlü kadınlar kelepçelenirken neden üç maymunu oynuyorsunuz? Dün kendi hakkınızı savunurken sesiniz kulakları çınlatıyordu, şimdi bu sessizlik kime hizmet ediyor?
#KHKlarYargısızİnfazdır
Fethullah Gülen Hocaefendi tarihteki gayrı memnunları tarif ederken;kendi değerini veya konumunu olduğundan çok daha büyük, yol gösterici bir lider (kutup yıldızı) gibi gören ancak gerçekte geçici ve küçük bir etkiye sahip olan (ateş böceği) kişileri ya da yapıların uzun ömürlü olamayacağını anlatırdı!👉 Ateş Böceklerinin Yanıp Sönen Işıklarına Aldanmayız!👇
https://t.co/SoReA7dzFF
Yeni kitabım yayımlandı: Evrim Teorisini Yeniden Düşünmek
Evrim hakkında bildiklerimiz ne kadar bilim ne kadar felsefe?
Evrim Kur’ân’ın yaratılış anlayışıyla bağdaşır mı?
Bilimin verilerini, teorinin sınırlarını ve dinî perspektifi birlikte ele alan bir yeniden düşünme daveti.
Müebbet verilen gazi üsteğmen Nazım Aytar’ın annesi Kafiye Aytar, yaşına rağmen sesi kısılsa da haykırmaktan vazgeçmiyor. Ümitsizliğe düşecek gibi olursanız Kafiye teyzeyi hatırlayın ve Buca Cezaevi önünden yaptığı bu konuşmasını dinleyin.
İhsanİçin
Bir anne dört çocuğuyla birlikte her ay, Şanlıurfa'dan Edirne'ye 27 saat yol giderek eşinin görüş gününe yetişmeye çalışıyor.
Üstelik baba kanser hastası...
Şu çocukların haline bakın; baba ayrı, anne ve çocuklar ayrı mağdur.
Gelin, Halil Al için hep birlikte ses olalım.
KanserHastası HalilAl
1-Ali Bulaç, “Din-Kent ve Cemaat” adında bir kitap yayımlamıştı. O dönem bu konuyla ilgili bir röportaj da vermişti. Günümüzde tartışılan cemaat ve tarikat konusunda, ve Hizmet ike alakalı aynı röportaj içindeki görüşleri de oldukça dikkat çekiciydi:
📍Can sıkıp moral bozmaya gerek yok! AİHM kararları uygulanacak ve herkes beraat edecek; yeter ki mücadeleden vazgeçilmesin!
📽️İzlemek İçin: https://t.co/koRas3U2Xw
KOGUŞ ARKADAŞININ DİLİNDEN ; HALİT DUMANKAYA
Babamın hayatını anlatan bir kitap hazırlığımız var..Bazı anıları toparlıyoruz..
Bu da onlardan biri..
Allaha emanet.
Bazı insanları makamlarıyla tanırsınız, bazılarını servetleriyle… Ben ise Halit Dumankaya’yı özgürlüğünden mahrum bırakıldığı günlerde tanıdım.
2016 yılında Silivri Cezaevi’nde yaklaşık bir ay aynı koğuşu paylaştık. O günler bana bir insanın gerçek karakterinin rahatlıkta değil, en zor şartlarda ortaya çıktığını öğretti.
İlk gecelerden biriydi. Gece saat üç sularında büyük bir g��rültüyle uyandım. Halit Bey’in yatağı boştu. Lavaboya koştuğumda şekeri düşmüş, ayağa kalkmaya çalışırken tutunduğu seramik sabunluk kırılmıştı. Güçlükle kaldırıp sandalyeye oturttum, kesme şeker verdim ve reviri çağırdım. O gece çok daha kötü bir şey yaşanabilirdi. Sonra öğrendim ki çocukları da en çok düşmesinden korkuyormuş.
Koğuşta hayat çok sade ama çok öğreticiydi. Bir sefer tası dolusu soğana çocuk gibi sevinmesi, çaycımız geldiği gün “Bugün on iki bardak çay içtim.” diye mutlu olması, küçük nimetlere nasıl şükredileceğini bana yeniden öğretti.
Her gece Kur’an-ı Kerim okur, sabaha kadar dua ederdi. Namazlarımızı birlikte kılar, avluda saatlerce yürürdük. En zor günlerde bile ne isyan etti ne de ümitsizliğe kapıldı.
Ama hafızama en çok kazınan cümlesi şuydu:
“Çok şükür ki bir suçumuz yok… Ya suçlu olarak girseydik?”
Bu sözü defalarca tekrar ederdi. O cümlede hem vicdan huzuru vardı hem de Allah’a teslimiyet.
Tahliye olacağı gece yaşadıklarını da hiç unutamam. Koğuştaki televizyonunu ve buzdolabını dilekçeyle bana devretti. Bana da, “Sen de tahliye olunca bunları burada kalan arkadaşlara bırak.” diye tembih etti. Kendisi çıkarken bile geride kalanları düşünüyordu.
Bir gün koğuşu boyamayı teklif etti. “Parası neyse veririz.” dedi. Sonra diğer koğuşlarda kalanları düşünerek vazgeçti. “Onlarda olmayacaksa bizde de olmasın.” dedi. İşte adalet duygusu böyle bir şeydi.
Cezaevinde geçirdiğimiz günler boyunca bana bir ağabey, bir baba gibi davrandı. Ben onun sağlık durumuyla ilgilendim, o ise benim ve ailemin yükünü hafifletmeye çalıştı. Eşime habersiz harçlık gönderecek kadar ince düşünceliydi.
İnsanlar çoğu zaman başarılarıyla hatırlanır. Ben ise Halit Bey’i; gece yarısı edilen dualarıyla, birlikte içtiğimiz çaylarla, metanetiyle, cömertliğiyle ve zor zamanda bile kaybetmediği vakarıyla hatırlıyorum.
Aradan yıllar geçti. Bugün geriye dönüp baktığımda şunu çok daha iyi anlıyorum:
Bir insanın gerçek büyüklüğü, sahip olduklarıyla değil; her şeyini kaybettiğinde bile nasıl bir insan olarak kaldığıyla ölçülür.
Allah Halit Bey’den razı olsun. Kendisine ve kıymetli ailesine sağlık, huzur ve hayırlı ömürler nasip etsin.
Fırat Gültekin, 15 Temmuz’da diğer arkadaşları gibi verilen talimatlar doğrultusunda hareket eden askeri öğrencilerden biri. Silah kullanmadı, kimseye zarar vermedi. Buna karşın hapsedildi.
Bugün 32 yaşında ve hâlâ cezaevinde.
@faikoztrak
AskeriÖğrenci İçinAdalet
BİR DOKTOR BUNU SÖYLEYEBİLİR Mİ?
Antalya Şehir Hastanesi'nde çalışan bir doktor, rahim ameliyatı öncesinde ciddi endişeleri olan, korkan KHK'lı öğretmen Asuman Birinci'ye gardiyanla haber gönderip "Ben ona açıklama yapmayacağım" dedi. Neden? Çünkü o mahkum!
Bir hastayı mahpus olduğu için bilgilendirmemek, tıbbi etiğe de insan onuruna da sığmaz.
AsumanBirinciye TedaviHakkı
📍 Kıymetli Arkadaşlar,
Hasta tutukluların yaşadığı hak ihlallerini görünür kılmayı amaçlayan belgeselimizin montaj (post-prodüksiyon) aşamasına geçmiş bulunuyoruz.
Bu süreci tamamlayabilmek için bir GoFundMe bağış kampanyası başlattık. Şu anda en acil ihtiyacımız, montaj ve post-prodüksiyon çalışmalarını sürdürebilmek için gerekli finansal desteği sağlayabilmek için düzenlediğimiz bağış kampanyasına desteğinizi bekliyoruz.
https://t.co/hGOOWt1itn