@ozgurozkurt_16 Oy verecek seçmen kitlesi belli ermeniler süryaniler rum'lar faiz lobileri ve abd destekli dostu trump'da işin içinde bop'un taşeronluğu kolay iş değil
Hükumetimiz bir “açılım” yapmak istiyor.
Ama nedense bu açılıma, muhtemelen mahcubiyetlerinden dolayı, doğru dürüst bir “ad” bile henüz koyabilmiş değiller:
Kürt açılımı mı deseler, Demokratik açılım mı deseler, Milli Birlik ve Bütünlük açılımı mı deseler, bir türlü net bir ad koyabilmiş değiller.
Ben işin bu tarafından ziyade şu tarafı ile daha çok ilgileniyorum.
Herhangi bir proje ki, bu bir kültür projesi olur, siyasi bir proje olur, başka bir proje olur; eğer beraberinde bir ekonomik proje ile desteklenmiyorsa bu ciddiye alınacak bir proje sayılmaz.
Bu “açılım projesi” dedikleri projenin böyle ekonomik bir projeyle desteklenen bir tarafı var mıdır?
Ben görmüyorum.
Elimizde tek 1 sayfalık bile olsa böyle bir proje bulunmamaktadır.
Bu tür açılım projelerine niye ihtiyaç duyuluyor olabilir?
Herhalde şundan olmalıdır:
20. yüzyılda dünyadaki tüm imparatorluklar tasfiye oldular ve yerlerini “ulus devletlere” bıraktılar.
Tabii bu dönüşümler kolay olmadı, beraberinde çok sancılar da getirdiler.
Bizde de böyle oldu.
Bizim imparatorluğumuz da 7 iklim, 4 kıta imparatorluğu idi.
Biz de buradan yeni bir “ulus devlet”e, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti”ne dönüştük.
Bu geçişte bizim de sancılarımız olmuştur.
Ama arkadaşlarımızın emin olmalarını isterim ki, emsallerimiz arasında en az sancılı geçiş de bizim geçişimizdir.
Bu da bizim iftiharımız olmalıdır.
(TBMM, Bütçe Konuşması, 2009)
#KürtAçılımı
#Açılım
#UlusDevlet
2017 yılından beri Türkiye dışarıdan borçlanmakta bile zorlanmaktadır.
Rahat borçlanamamaktadır.
Bu Merkez Bankası rezervlerinde gördüğümüz SWAP’lar vs. bu sebeptendir.
Türkiye’nin Merkez Bankası rezervleri bakımından normali 50-75 milyar dolar “net rezervlerdir.”
Böyle bir net rezerv bizi sıkıntıya sokmaz.
Ama son 3 senenin net rezerv rakamları eksi 50 milyar dolarlar seviyesindedir.
SWAP vs. ihtiyaçları bu sebeptendir.
Bu böyle devam etmez, etmemelidir.
Ben de bu durumu yaptığım son üç bütçe konuşmasında; “aman ha aman dikkat ediniz, bu durum iyi değildir” diye ikaz ediyorum.
Evvelki seneki konuşmamda ekonomiye “kış” geliyor dedim.
Geçen sene “kara kış” geliyor, bu sene “nükleer kış-ekonomik buhran” geliyor dedim.
Ama maalesef dinleyen de yoktur.
#Ekonomi
#Bütçe
Dünyanın tüm ülkeleri, en fakirinden en zenginine, ama en çok da Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere, tarım sektörünü ve çiftçiliği desteklerler.
Biz de 1980’e kadar tarım sektörünü iyi diyebileceğimiz şekilde destekliyorduk ve “dünyanın tarımsal üretimler itibarıyla kendi kendine yeten yedi ülkesinden birisiyiz” diye de övünüyorduk.
Devirler değişti, 1980 askerî darbesinden sonra tarım sektörü yeteri kadar desteklenmez oldu.
AK Parti de bu durumu gördü ve 2006 yılında Tarım Destekleme Kanunu çıkardı.
Bu kanun iyi bir kanundu.
Buna göre, her yıl millî gelirin yüzde 1’inden az olmamak üzere, tarım sektörüne destek verilecekti.
Ama maalesef kendi çıkardıkları kanunu bile uygulamıyorlar.
Bu kanuna göre bu seneki tarım destekleme miktarı en az 156 milyar TL olması gerekirken bütçeye koydukları rakam sadece 54 milyar TL’dir.
Bu ne demektir:
Tarımsal Destekleme Kanunu’nu başka bir kanunla, Bütçe Kanunu ile, kendi elimizle çiğnemiş de oluyoruz.
Tamam, belki böyle de olabilir diyelim. Ama olmuyor.
Böyle olunca tarımsal üretim yetmiyor, mecburen ithalat yapılıyor.
Tarımsal ürün ithalatı ne demek; kendi çiftçinize vermediğiniz destekleri yabancı ülkelerin çiftçilerine vermek demek.
Dünyanın bir ucundaki Avustralya’dan canlı-cansız kırmızı et ithal ediyoruz;
Dünyanın öbür ucundaki Güney Amerika’dan, Brezilya ve Arjantin’den yine kırmızı ve beyaz et ithal ediyoruz, Kuzey Amerika’nın en kuzeyindeki Kanada’dan hububat ithal ediyoruz; senelerdir savaş içinde olan Ukrayna’dan buğday, komşumuz Yunanistan’dan pamuk, Bulgaristan’dan saman ithal ediyoruz.
Böyle bir durum bize yakışır mı.
#TarımPolitikaları
#Ekonomi
21. yüzyılda devletin ekonomideki rolü “ülkeyi bütünüyle global rekabete hazırlamaktır.”
Bunun en önemli unsuru insan sermayesi ve gençlerdir.
Türkiye’yi önümüzdeki 50 yılda geleceğe taşıyacak olan insan sermayesi bugünün gençleridir.
Bu bakımdan bu gençlerin dünya ortalamasının çok üstünde eğitilmesi ve yetiştirilmesi gerekmektedir.
Türkiye okullarında 20 milyon ilk ve ortaöğretim, 5 milyon yükseköğretim öğrencimiz; bir buçuk milyona yakın öğretmen ve öğretim görevlimiz vardır.
Bu rakamlar, sayısal olarak güzel rakamlardır.
Tüm bu gençlerimizin eğitimi için bütçeden ayırdığımız kaynak toplam 571 milyar TL’dir.
İlk bakışta oldukça büyük bir bütçe imiş gibi görünebilir.
Aynı bütçede bir de faiz kalemimiz var: 566 milyar TL.
İşte bu olmadı.
Bir yanda 25 milyon öğrencimizin eğitimine ayırdığımız bütçe ile sadece borçların faizine ayrılan bütçe birbirine eşit.
Olacak şey değil.
Bizim bu gençlerimizi bu bütçelerle dünya ortalamasının üstünde yetiştirebilmemiz imkânı yoktur.
#Eğitim
#Bütçe
#Faiz
Türkiye’miz bir yandan bir cennet vatandır,
Diğer yandan da dünyanın en zor coğrafyasıdır.
Çevremizdeki tüm komşularımızın bizimle hiçbir kültürel benzerliği yoktur.
Teker teker bakalım:
Hepsinin alfabeleri, dinleri, mezhepleri, tarihleri çok farklıdır.
Böyle bir komşuluk coğrafyası dünyada başka hiçbir ülkede yoktur.
Bizim tarih beraberliğimiz, bizim için iftihar vesilesidir ama komşularımız tarafından onları asırlarca sömüren bir emperyalist devlet olarak görülürüz.
Bu elbette doğru değildir ama komşularımızın da bizi böyle gördüğünü bilmemiz lazımdır.
Sonuç itibarıyla, komşularımızla, tarih ve coğrafyamızın getirdiği çok problemimiz bulunmaktadır.
Biz bu problemleri çözeriz, çözme yollarını da biliriz.
Ama bu işler için tahsis ettiğimiz kaynak, yani bütçe, çok yetersizdir.
Bu münasebetle çok aksaklıklarla da yüz yüze gelmekteyiz.
Dışişleri Bakanlığı’na tahsis ettiğimiz bütçe, mesela 17 milyar TL’dir.
Az mı, çok mu?
Bu rakam borç faizine ödediğimiz 10 günlük faiz bütçesi kadardır.
Trajikomik bir durumdur.
Koca T.C. Dışişleri Bakanlığının bütçesi ancak 10 günlük faiz bütçesi kadardır.
Bu olmaz. Olmuyor da zaten.
Bir an önce doğru düzgün bir ekonomik program ve bütçe yapacak iktidar lazımdır.
#Bütçe
#Dışişleri
Nasıl ki, geleneksel pehlivan güreşlerinin en önemli er meydanı Kırkpınar’dır,
Ekonomik rakamların er meydanı da TBMM Bütçe müzakereleridir.
Ben burada yüzlerce rakam kullanıyorum.
Hükûmet adına cevap verecek Hükûmet yetkililerinin, cevabi konuşmalar için önlerinde yeteri kadar zamanları vardır.
Tüm ekonomi bürokrasisi bilgisayarlarıyla birlikte buradalar.
Benim rakamlarımda tek bir yanlış bulabilirlerse bu durum bizi yerin dibine sokar.
Neredeyse sokağa çıkamaz hâle geliriz.
Benim kullandığım bu rakamlar bu anlamda bir meydan okuyuştur.
#Bütçe
#Ermeydanı
AK Parti dönemi (2003-2022) yıllık ortalama ekonomik büyüme performansı, çok partili rejime geçtiğimiz döneme göre (1947-2002) daha düşüktür.
Hâlbuki, dünya ve Türkiye şartları AK Parti döneminin çok lehineydi.
1947-2002 dönemi, bir anlamda, Cumhuriyet tarihimizin siyasal anlamda en istikrarsız dönemiydi.
Henüz çok partili demokratik düzene tam anlamıyla adapte olamamıştık ve önemli siyasi ve ekonomik istikrarsızlık dönemleri yaşamıştık.
Bu dönemde, yaşadığımız önemli ekonomik ve siyasi istikrarsızlıklar özetle şöyle sıralanabilir:
. İkinci Dünya Savaşı ertesinin olumsuz etkileri,
. Onar yıl arayla birbirini takip eden üç askerî darbe (1960, 1971, 1980),
. 1973 sonrası büyük petrol krizi,
. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ertesi Amerika’nın koyduğu askerî ve ekonomik ambargolar,
. 1994 ekonomik krizi,
. 1999 Gölcük depremi ertesi büyük ekonomik daralma,
. 2001 ekonomik krizi.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen bu dönemin (1947-2002) yıllık ortalama ekonomik büyüme hızı yüzde 5.3 olmuştur.
Buna karşılık özellikle 2000 yılından itibaren başta Çin olmak üzere dağılan Sovyetler Birliği üyesi ülkelerin de dünya ticaretinin içine girmiş olmaları, daha önceki dönemlere kıyasla, dünya ekonomisinde büyük bir canlanma yaratmıştır.
Bu durum her ülke için olduğu gibi, bizim için de büyük bir ekonomik avantaj yaratmıştı.
Dünyadaki tüm bu ve benzeri olumlu iklime rağmen AK Parti döneminin yirmi yıllık (2003-2022) ekonomik büyüme hızı ancak yüzde 5.1 olabilmiştir.
#EkonomikBüyüme
#Kalkınma