Akrabalarını üniversiteye taşıyan Şırnak Üniversitesi Rektörü yaptığı hukuksuz işi "Allah adaleti, ihsanı ve akrabaya vermeyi emreder..."( Nahl 13: 90) ayetine atıf yaparak meşrulaştırıyor. "Akrabaya vermek"şeklindeki ifadeyi Ebu Mansur Matüridi, Tevilat, (6 /558)dlı eserinde "yakınlarınıza farz olan zekatın dışında sadaka vermek" şeklinde açıklar. Elmalı'lı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili (5 / 3118) adlı eserinde ita ve sıla-ı rahm, akrabalarından bağı koparmamak şeklinde açıklar. Rektör, akrabalarından bağı koparmamayı devlet gücünü kullanarak üniversiteyi akrabalarını taşımak olarak görüyor. Kendine ait olmayan kamuya ait imkanları kullanarak akrabayı kayırmak ve söz konusu ayeti buna delil getirmek, durum basına yansıyıncı efelik yapmak, meydan okumak din istismarının en çarpıcı örneğidir. Ayrıca rektörlük makamını kötüye kullanmaktır. Devlet gücünü kullanarak şahsi imtiyaz alanı oluşturmayı İslam olarak sunmak çok acı bir durumdur. Bu İslam değil, bir çeşit dinsellik türüdür.
Bu olay ister istemez üniversiteler de neler oluyor? Bunu anlamak için Sayıştay'ın raporlarına bakmak lazım. Sayıştay raporuna bakılan üniversite rektörü soluğu iktidar mahfillerinde arıyor. Sonra dinden, imandan bahsediliyor. Başkaları yolsuz, bu fiilleri işleyenler yollu. Ardından şahsi menfaatını meşrulaştırmak için ayet, hadis okumak. Bu anlayış kendi adına dini tüketmektir.
Bu bir fotoğraf değidir, bir durumun hikayesidir.
@dgnucak Yaşam hakkından daha kutsal olan yüce anayasamız diyorki; “kader seni böyle bir an ile başbaşa bıraktığında ya öleceksin ya da cezaevine gireceksin, ortası yok!” Cezaevine girmeyi göze alamıyorsak “Game Over” şayet reenkarnasyon varsa tekrar deneriz yoksa yasalara uygun ölürüz.
Bursa'da bir adam yolda yürürken husumetlisi gelip arkadan ateş ediyor, adam da belinden silahını çekip karşılık veriyor.
Saldırıyı başlatan şahıs, karnından vurularak ağır yaralanıyor; adam ise tutuklanarak cezaevine gönderiliyor.
Karşılık verdiği silahın ruhsatsız olması ya da başka bir suç nedeniyle aranması durumunun olmadığını varsayarak soruyorum:
Bu olay meşru müdafaa değilse "meşru müdafaa" ne?
https://t.co/9bBh2bo1pi
@dgnucak Yaşam hakkından daha kutsal olan yüce anayasamız diyorki; “kader seni böyle bir an ile başbaşa bıraktığında ya öleceksin ya da cezaevine gireceksin, ortası yok!” Cezaevine girmeyi göze alamıyorsak “Game Over” şayet reenkarnasyon varsa tekrar deneriz yoksa yasalara uygun ölürüz.
Paylaşım Altına
"Ne mutlu Türk'üm diyene" yaz.
Bu resim 15 Şubat Mudanya Ruhu'nun resmidir.
Terör örgütü destekçileri 27 Haziran'da, terör örgütü elebaşı bebek katili apo için Mersin ve Van'da, 28 Haziran'da ise Diyarbakır ve İstanbul'da yürüyüş gerçekleştirecekmiş. #eğrisopalıdoğruadamlar olarak 27 Haziran Tandoğan Meydanı'nda, 28 Haziran'da ise bebek katili özgürlük çığırtkanlığı yapılacak İstanbul'da olacağız.
Bu Topraklarda terör örgütü destekleme in mümkün olmayacağını görecekler.
27 Haziran'da Tandoğan Meydanı'nda yapılacak mitinglere her ne olursa olsun katılacağız. Aynı katılımı İstanbul için de bekleriz.
"Türkçe yetersiz mi?" diye sormadan önce, "Türkçem yeterli mi?" diye sormak lazım. Bu çok açık bence.
Aleni - Ortada
Bariz - Besbelli, Apaçık
Aşikar - Belli
Ayan - Belirgin
Bedihi - Görünür
Vazıh - Kuşkusuz, Ortada
Sarih - Duru, Anlaşılır
Müstehcen - Uygunsuz, Açık saçık
Münhal - Boş
Üryan - Çıplak
Mübin - Parlak, Açık seçik
Bunu yazan "öğretmen" sayfasıymış bir de. Dil devriminden bu kadar şikayetçiyseniz, adınızı "Muallim" olarak değiştirmenizi öneriyorum.
@msalihgrrrhwuc Salih maddi durumunun iyi olduğunu tahmin ediyorum, zaten baban ve siyasi networkün sayesinde iyi olmama ihtimali de yok. Neden toplumun çok büyük bir bölümünü provoke eden paylaşımlar yapıp alacağın yanıtlarla ek gelir fırsatı yaratmak istiyorsun?
Rahmi Koç’un anlattığı bir fıkranın ardından 3 şahıs, KOÇ Holding’le olan ticari ilişkilerini sonlandırdıklarını duyurmuştu.
❗️Bağlarını kestiklerini açıklayan Yılmaz Üzeyiroğlu, Arda İlaldı ve Am*d Uluğ’un KOÇ holdingle herhangi bir ticari ilişkisinin bulunmadığı ortaya çıktı.
Ben anlamakta zorlanıyorum.
Ortak Mutabakat Metni'ne imza atan Kemal Kılıçdaroğlu ile, "Terörsüz Türkiye" adı altında yürütülen yeni anayasa sürecine temsilci veren ve bir etnik gruba devlet vaadinde bulunan Özgür Özel'den hangisini desteklemek için düzenleniyor bu Anıtkabir ziyareti?
Gözümde ikisinin de birbirinden farkı yok. İkisinin aynı amaca hizmet ettiğini düşündüğüm bu rakip CHP liderlerinin değil Anıtkabire, halkın karşısına dahi çıkmaya cesaret edememesi gerek.. ama işte memleketin içine düşürüldüğü umutsuzluk, bu apaçık gerçeği dahi bulanıklaştırıyor.. ne yazık ki...
Anıtkabir; Türk milletine rağmen siyaset yapanların, Türk milletinin egemenliğini hiçe sayanların ve buna rağmen Türk milletini yok sayarak hesap vermekten kaçınanların kendilerini aklayacakları bir yer değildir.
Anıtkabir; Türk tarihinde eşine az rastlanır büyüklükteki efsanr bir millî kahramanın, Cumhuriyetimizin Kurucu Önderi'nin ve Büyük Türk Milletinin ebedî Başkomutanı'nın istirahatgâhıdır.
Her yanlışınızın, her siyasi hatanızın ardından vicdanınızı rahatlatmak için onun manevi huzurunu ve temsil ettiği değerleri araçsallaştırmayın.
Anıtkabir'i siyasi günahların aklandığı bir mekân hâline getirmeyin.
Çok fazla yorum yapmak istemiyorum lakin sormadan edemeyeceğim:
“Gerekirse hayatı durduracağız, karara direneceğiz, bundan sonra olacaklardan ben sorumlu değilim.” noktasından “Kendisiyle telefonda görüştüm, en yakın zamanda kurultay yapmak istiyoruz.” noktasına 24 saatte gelinebiliyorsa konuştuğunuz, gündem ettiğiniz, önemsediğiniz meselelerin hiçbirinin bir önemi olmadığı yorumunu yapamaz mıyız?
Kılıçdaroğlu’nun, Bahçeli’nin, Özgür Özel’in veya bir diğerinin Erdoğan’ın ajandasına hizmet eden “İçimizdeki İrlandalı” olduğu iddiasından vazgeçip, bütün bu isimlerin Türk milletinin sıkıntısını, üzüntüsünü, zorluklarını ve dahi hiçbir şeyini önemsemeyen, seçimler arasındaki 5 yılı 85 milyonu oyalayarak geçirmekten başka bir gayesi olmayan birkaç bin kişiden ibaret “siyasetçiler sınıfının” bir parçası olduğunu kabul etsek bütün manzaralar öyle netleşecek ki.
Siyasetçiler bir çıkar grubu, vatandaşlar diğeri. Ağızlarında sihirli kelimeler, sözde uğruna savaşılacak ilkeler, bize işaret ettikleri yalandan idealler, hikayeden mücadeleler… Bir bakmışız, 5 sene geçmiş, önümüze sandık gelmiş. Kazanan yine kasa olmuş.
Afedersiniz en çapsızı 15 sene bizden itibar görmeden, kamu kaynaklarından faydalanmadan, Türk milletini sağmadan köşesine çekilmiyor. Bizler de bunlardan bir kısmını kendimizden bilip saf tutma telaşındayız. İdeal bir düzende adam yerine konmayacak tipler, koca koca siyasi partileri yönetiyorlar. Bu kazanmak değil de ne?