İzmir’in merkeze en uzak ilçesi olan Kiraz’da, çocuklarımızın kötü alışkanlıklardan uzak durmaları; sporla büyüyen, sağlıklı, akıllı, çevik, ahlaklı ve vatanına bağlı Türk gençleri olarak yetişmeleri için İzmir’imizin 113 yıllık köklü markası, Kuvâ-yi Milliye ruhunun simgesi Büyük Altay ile iş birliği içerisinde ücretsiz Futbol Okulumuzu açtık. ⚽🇹🇷
Bu projeyle hem çocuklarımızı sporla buluşturmayı hem de yetenekli gençlerimizi Altay altyapısına ve Türk futboluna kazandırmayı hedefliyoruz. Kiraz’ın sahalarında yetişecek her evladımızın, gelecekte Türk sporuna değer katacak bir yıldız olabileceğine inanıyoruz.
Evlatlarımızın geleceği için çalışmaya, Türk gençliğine yatırım yapmaya devam edeceğiz. 🐺🇹🇷
KUR’AN’I MİZAH KONUSU YAPAMAZSIN
Mizahı, komediyi, fıkrayı, güldürü programlarını ve stand-up gösterilerini seven, takip eden ve ilgiyle izleyen biriyim.
Ülkü Ocakları Genel Sekreteri olarak görev yaptığım dönemde, aynı zamanda Ülkü Ocakları bünyesinde yayımlanan dergilerin genel yayın yönetmenliğini de yürütüyordum. Bu süreçte “Paçoz” adlı bir mizah dergisi çıkarmak için hazırlıklara başlamıştım.
Derginin logosundan yazar kadrosuna, içeriğinden yayın sistemine kadar tüm çalışmalar tamamlanmıştı.
Ancak yaşanan görev değişikliği nedeniyle bu projeyi hayata geçirme fırsatı bulamadım. Eğer yayın hayatına başlayabilseydi, sayfalarında pek çok siyasi eleştiri karikatüre de yer verilecekti.
Türkiye’de stand-up ve mizah dünyasını yakından takip eden biri olarak izlemediğim çok az sanatçı kaldı. Ali Sunal’ın genel sanat yönetmenliğini üstlendiği Güldür Güldür Show başta olmak üzere Cem Yılmaz, Ata Demirer, Zafer Algöz ve Can Yılmaz’ın gösterilerini Ankara Congresium Kongre ve Sergi Merkezi’nde canlı izleme imkânı buldum. Diğer pek çok gösteriyi ise sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden takip ettim.
Bütün bunları niçin anlattım?
Çünkü mizah konusunda belirli bir toleransa ve hoşgörüye sahibim. Ölçüler korunduğu, edep ve adap sınırları aşılmadığı sürece her siyasetçinin ve pek çok konunun eleştirilebilmesini demokrasinin bir gereği ve kazanımı olarak görüyorum.
Ancak stand-up gösterilerini ideolojik saplantıların ve siyasi yandaşlığın aracı hâline getirerek adaletsizliğe, hadsizliğe, bölücülüğe ve ahlaksızlığa dönüştürenlere elbette karşıyım. Bu çerçevede, canlı izleme fırsatı bulduğum Cem Yılmaz’ın çifte standart içeren tutumlarını birçok kez eleştirdim. Benzer şekilde Güldür Güldür Show hakkında da eleştiri yazıları kaleme aldım.
Cem Yılmaz ya da diğer sanatçılar diledikleri siyasi çizgide durabilir. Ancak onların belirli bir tarafta konumlanarak mizah yapmaları, eleştirilmeyecekleri anlamına gelmez. Tam tersine, ortaya koydukları mizahın içeriği, kullandıkları dil ve sergiledikleri tutum da kamuoyu tarafından eleştirilebilir.
Bununla birlikte hiçbir stand-up sanatçısına millî ve manevi değerleri alaya alma, küçük düşürme ya da inananların kutsallarını mizah malzemesi hâline getirme hakkı verilmemektedir.
Son günlerde stand-up sanatçısı Deniz Göktaş gündeme oturdu. Siyasi mizah yapan ve çeşitli kesimlere yönelik eleştirilerde bulunan Göktaş’ın son gösterilerinden birinde, milyarlarca insanın kutsal kabul ettiği ve inandığı Kur’an-ı Kerim hakkında kullandığı hadsiz ifadeler kamuoyunda geniş tartışma yarattı ve eleştiri sınırlarını aşarak imansızlık ve inananları alaya alma yönünde tepki çekti. Gösteri programında kullandığı hadsiz, ölçüsüz ve pervasız sözler şöyledir:
“İlk üç kitap iyi de dördüncüde çeviri zayıf. Dört kitap arasında en iyisi o bence, bir kere çok iddialı bir çıkış 600’lü yıllarda. Bu son kitap demek... Yazan için de çok zor, aklına yeni bir fikir gelse ‘son kitap’ dedik, ‘domuz da yemeyiversin’...”
Bu sözlerin ardından komedyen Deniz Göktaş hakkında “dini değerleri aşağıladığı” iddiasıyla soruşturma başlatıldığı da kamuoyuna yansıdı.
Bu noktada Hüseyin Nihâl Atsız’ın şu sözleri aklıma geliyor: “Bayrakla alay edemezsin. Millî tarihle eğlenemezsin. Kur’an’ı mizah konusu yapamazsın. Aile namusunu hiçe sayamazsın. Bunlar millî mukaddesattandır. Millî mukaddesâtı olmayan millet, millet değil, hayvan sürüsüdür.”
Özgür Özel taraftarı CHP merkezli ve yancı muhalefet, Deniz Göktaş’a sahip çıkmak için birbiriyle yarışıyor.
Gösteriyi yalnızca siyasi iktidar eleştirisi olarak göstermeye çalışarak kurnazca bir savunma yapıyorlar.
Özgür Özel’in “Sanata saygısı olmayan, şakadan espriden anlamayan bir anlayış var karşımızda” demesi de dini değerlere saygısının hangi boyutta olduğunu göstermesi açısından manidardır.
Zira bizzat kendisi daha önce 4-6 yaş grubu çocuklara Kur’an-ı Kerim öğretilmesiyle ilgili “Bir ortaçağ zihniyetine yönelmenin, bunu kurumsallaştırmaya çalışmanın millete ne faydası var?” demişti.
Ezcümle: Toplumu güldüreceğiz düşüncesiyle dini değerler alaya alınmaz, dalga geçilmez. Alaya alanlara, dalga geçenlere de sahip çıkılmaz. Bunun tartışılacak bir yönü de yoktur.
Mizaha toleransın da bir sınırı vardır.
https://t.co/L6y40si81H
TERÖRSÜZ TÜRKİYE:
MİLLETİN İRADESİ, DEVLETİN GÜCÜ,
KARDEŞLİĞİN ZAFERİ
Tarih boyunca Türk milleti nice zorluğu inanç, irade ve devletine bağlılığıyla aşmıştır. Bugün de hedefimiz; ay yıldızlı bayrağımız altında huzurun, kardeşliğin ve güvenin hâkim olduğu terörsüz bir Türkiye’yi gelecek nesillere bırakmaktır.
Milliyetçi Hareket Partisi, kuruluşundan bu yana Türkiye’nin birliğini, devletin bütünlüğünü ve terörle mücadeleyi temel meselelerden biri görmüştür. Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin farklı dönemlerde yaptığı açıklamalar da devletin güvenliği, toplumsal huzur ve terörün sona ermesine dair önemli bir duruşu yansıtmıştır.
Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin, "Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben." anlayışı; devletin bekasını, milletin birliğini ve ortak geleceği önceleyen bir duruştur. Bu anlayış, ayrışmayı değil kenetlenmeyi esas alır.
Taşmedreseli Ülkücüler olarak inanıyoruz ki vatan sevgisi; gerektiğinde can vermek kadar, gönülleri onarmak ve birlik ruhunu yaşatmaktır. Güçlü devlet ve güçlü millet birbirinden ayrı düşünülemez
Terör, yıllarca canlarımızı, umutlarımızı ve nice ailenin huzurunu hedef aldı. Aziz şehitlerimizin hatırası ve kahraman gazilerimizin fedakârlığı asla unutulmayacaktır. Onlara en büyük vefa, bir daha aynı acıların yaşanmadığı güçlü ve huzurlu bir Türkiye’yi inşa etmektir.
Terörsüz Türkiye; güvenli sınırları, güçlü hukuku, üretken ekonomisi, umut veren gençliği ve geleceğe güvenle bakan vatandaşlarıyla güçlü bir Türkiye’dir.
Ülkücülük; millete hizmeti, devlete sadakati, ahlâkı, çalışmayı ve fedakârlığı esas alır. Bu anlayışın temelinde kin değil vakar, ayrılık değil birlik, umutsuzluk değil inanç vardır.
Cenab-ı Allah devletimizi daim, milletimizi aziz eylesin. Aziz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyor; al bayrağımızın ilelebet hür dalgalandığı, adaletin ve kardeşliğin hüküm sürdüğü terörden arınmış bir Türkiye diliyoruz.
Ne mutlu; milletinin birliği, devletinin bekası ve vatanının huzuru için çalışanlara…
KARDEŞLİK KALBİMİZDE
GELECEK AKLIMIZDA
#TAŞMEDRESELİ_ÜLKÜCÜLER
#MEHMET_YAMTAR_ÇELİK
İstanbul’u kendilerine nimet gören, yağmalanacak ganimet bilenlere diyoruz ki;
“İSTANBUL NE YAĞMALANACAK NİMET, NE DE GANİMET;
İSTANBUL BİZE CEDDİMİZDEN KUTLU BİR EMANET!”
Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul İl Başkanı Sayın @BBvolkanyilmaz
▪️YOLSUZLUK ve rüşvetten yargılanan Ekrem İmamoğlu ile basın danışmanı Murat Ongun’un ortak özelliği yolsuzluk yapmaları ve rüşvet almaları değil; çok kolay yalan söyleyebilmeleri, çok rahat çarpıtma ve algı operasyonu yapabilmeleridir.
▪️Karakter” mi desem, “karaktersizlik”mi desem bilemedim; “kişilik ikizi” İmamoğlu ve Ongun ikilisinin bir başka yeteneği var; kimi, kaça, nasıl satın alacağını bilmeleri...
▪️İBB’de görev yaptığı dönemde olduğu gibi yolsuzluk ve rüşvetten yargılandıkları soruşturma ve dava sürecinde yeteneklerini sergiledikleri en önemli alan ise ilişkide oldukları, fonladıkları ve kontrol ettikleri medya kuruluşları ile tetikçi olarak kullandıkları gazetecileri parmağında oynatması, algı operasyonları için aparat haline getirmesidir.
FETÖ’nün “Bitlis’te Beş Minare” adlı filminde rol alan Mustafa Sandal, devletin savunma sanayisine aktarılacak 750 TL’lik katkı payını ödememek için kullandığı kredi kartının limitini düşürmüştü.
Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı düşmanca tutuma sahip bu zibidinin, devlete ait Ziraat Bankası’nın reklam kampanyasında yer alması nasıl bir anlayışın ürünüdür? İhanete ödül
mü veriyorsunuz siz?
Emekli sözde asker Orkun Özeller'in aylar önce yaptığı Suriye analizi alay konusu oldu:
• YPG'nin karşısında duracak bir güç yoktur.
• Mazlum Abdi Suriye Cumhurbaşkanı olur.
• YPG şuan Suriye'de en dinamik ve teşkilatlı ordusunu kurdu."
NATO ZİRVESİ HAZIRLIKLARI VE ANKARA’DAKİ TEMBELLİK
36. NATO Zirvesi, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek. NATO’ya üye 32 ülkenin devlet ve hükümet başkanları, 2026 NATO Liderler Zirvesi kapsamında Türkiye’de bir araya gelecek. Ev sahibi ülke olarak Türkiye, dünya liderlerini ağırlayacağı zirve öncesinde Ankara’daki hazırlıklarını yoğun bir şekilde sürdürüyor. Bu kapsamda güvenlik önlemleri alınıyor, trafik düzenlemeleri yapılıyor, ana arterlerde çevre düzenlemeleri gerçekleştiriliyor, yol kenarları yenileniyor, binalar boyanıyor ve kentin genel görünümünü iyileştirmeye yönelik çalışmalar yürütülüyor.
Ancak muhalif medya, bu hazırlıkları sert bir üslupla ve dalga geçerek eleştiriyor. Dünya liderlerini ağırlayacak önemli bir organizasyon öncesinde yapılan düzenlemeleri gereklilik olarak değerlendirmek yerine, küçümseyici ve aşağılık kompleksi içeren bir bakış açısıyla “gösteriş” olarak yorumluyor.
Özellikle Halk TV ve Sözcü TV’de bu yaklaşım belirgin şekilde öne çıkıyor.
Halk TV’den Ebru Baki ile Sözcü TV’den Serdar Cebe’nin yorumları, hazırlıkları küçümseyen bir çizgide ilerliyor. Bu eleştiriler, istemeden de olsa CHP’li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın 2019’dan beri Ankara’nın fiziki görünümü ve kentsel bakımına yönelik neredeyse hiçbir ciddi çalışma yapmadığını, uzun süredir süren tembelliği de gözler önüne seriyor.
Ankara’da uzun yıllardır birçok ana arterde sürücüler köstebek yuvasını andıran çukurlarla dolu yollarda ilerlemek zorunda kalıyordu.
Zirve öncesinde hükümetin koordinasyonunda yürütülen çalışmalarla yolların bakımı yapılıyor, bozulan bölümlere yeni asfalt seriliyor ve uzun süredir ihmal edilen eksiklikler giderilmeye çalışılıyor.
Mansur Yavaş’ın 2019’dan beri yapmadığı yol ve çevre düzenlemelerinin büyük bölümü, NATO Zirvesi nedeniyle neredeyse iki hafta içinde gerçekleştirildi. CHP medyası biraz da Mansur Yavaş’ın tembelliğini ve vizyonsuzluğunu görse, Ankara’nın şu anda çevre ve yol bakımı açısından bir kazanç içine girdiğini de fark edecektir.
32 ülkenin devlet ve hükümet başkanları Türkiye’ye gelecek, dünyanın gözü ve kulağı Ankara’da olacakken, misafir karşılamanın adabında yapılan hazırlıklar neden böyle aşağılanıyor?
Halk TV’den Ebru Baki’nin, Sözcü TV’den Serdar Cebe’nin evine bir misafir geleceği vakit onlar da günler öncesinden evlerini temizlemiyor, toparlamıyor ve misafirlerini ağırlamak için çeşitli hazırlıklar yapmıyor mu?
Büyük uluslararası etkinlikler (NATO Zirvesi, Olimpiyat Oyunları, G20 Zirvesi vb.) öncesi birçok ülkede bu tür “görüntü düzeltme” operasyonları yapılır. Örneğin 2025 yılında Hollanda’da (The Hague) düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde ormanlardaki evsiz kampları temizlenmiş, insanlar zorla uzaklaştırılmıştı. Zirve bittikten sonra geri döndüklerinde çadırları yoktu; sadece kupon verilmişti. ABD’de de yıllardır benzer hazırlıklar uygulanmakta olup Trump döneminde daha da görünür hâle gelmiştir.
Türkiye’nin kalitesiz muhalefeti ve onun medyası “laf olsun” diye muhalefet malzemesi arıyor. Biraz da kendi ellerindeki belediyelerdeki tembelliği sorgularlarsa daha gerçekçi davranmış olurlar.
2019 yılından beri Ankara’da biriken çevre kirliliği ve bakımsızlık, NATO Zirvesi sayesinde düzeltiliyor. CHP medyası zirve hazırlıklarını üzerinden hükümete çukur kazmaya çalışırken, aslında Ankara’daki CHP’li Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın bugüne kadar sergilediği tembelliğini daha da çok tartışılır hâle getirdi.
NATO Zirvesi'nin ardından Ankara'nın temel meseleleri konusunda hükümetin de belediyenin de üzerine düşen sorumluluklar varsa bunları yerine getirsin. Ancak hiçbir gelişme ve hiçbir gündem, Mansur Yavaş'ın tembelliği ve vizyonsuzluğu yönündeki eleştirileri gizleyemez.
https://t.co/R7vbedaWLR
CHP'NİN KURDU KENDİ İÇİNDEDİR.
“Ağacın kurdu içinden olur” atasözümüz, bir topluluğu çökertecek en büyük tehlikenin yine o topluluğun içinden geleceğini anlatır. CHP’de son yıllarda yaşananlar da bu atasözünü doğruluyor.
CHP’deki “Mutlak Butlan” kararına giden yolu mahkemelerde döşeyenler CHP’lilerdi.
Partideki yolsuzluk ve rüşvet iddialarında şikâyetçi ve itirafçı olanlar da yine CHP’lilerdi.
Şimdi ise Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel taraftarları, birbirlerinin zafiyetlerini ve açıklarını anında kamuoyuyla paylaşarak birbirine darbe vurmaya çalışıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu da Özgür Özel de şu anda CHP Genel Başkanı sıfatını taşıyor. Ancak Özgür Özel’i fiilen yöneten ve yönlendiren kişinin Ekrem İmamoğlu olduğu, artık Türkiye’de herkes tarafından biliniyor. Özgür Özel, İmamoğlu’nun cezaevine girdiği günden itibaren CHP’yi Silivri merkezli yönetmeye başladı ve “Mutlak Butlan” kararı sonrasında da bu sistemi değiştirmeyi hiç düşünmedi.
Zaten CHP’yi bu hâle getiren de, partiyi Ekrem İmamoğlu gibi bir modele teslim etmiş olmasıdır. “Ağacın kurdu içinden olur” atasözüne dönecek olursak; Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ile Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’na yönelik itirafları, CHP içindeki kargaşa ve çürümeyi gösteren en çarpıcı örneklerdir.
İşin en garip tarafı ise Muhittin Böcek ile Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım gözaltına alınıp tutuklandığında Özgür Özel ve kadrosu seferberlik halinde onlara sahip çıkıyordu.
Özgür Özel, Muhittin Böcek için “Muhittin Böcek’in alelacele bomboş bir dosyadan tutuklanması, hiçbir bağı olmadığı halde Muhittin Başkan’a tutuklama verilmesi tam bir fırsatçılık” diyerek; Ankara’da otelde basılan Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’a ise şöyle sahip çıkmıştı: “Bu milletin tüm verileri ve bilgileri devlete emanetken, bunu Ankara Emniyeti partimize, arkadaşlarımıza ‘Sakın bizden bilmeyin, özel İstanbul’dan gelmişler, haberimiz olmadan yapmışlar’ demişken biz hangi kirli kumpasın, hangi kirli planın neye hizmet ettiğinin farkındayız. Biz üzerimize düşeni yapacağız ancak bu FETÖ kumpasçılığına, bu rezalete, bu bel altı siyasetine de teslim olmayacağız.”
Ta ki Muhittin Böcek ve Özkan Yalım cezaevindeyken etkin pişmanlık yasasından yararlanmak için itirafçı olup, Özgür Özel’e ve CHP’li bazı isimlere para taşıdıklarını söylemeye başlayınca, Özgür Özel ve çevresi birden ağız değiştirip onların cezaevinden kurtulmak için iftira attığını, yalan söylediğini ve karakterlerinin bozuk olduğunu ifade etmeye başladılar.
Özgür Özel safındaki yazarlar ve troller ise Muhittin Böcek ve Özkan Yalım’a akıl almaz hakaretler yağdırmaya başladılar. Oysa itiraflarda bulunanlar başka bir partili değil, Özgür Özel’in bizzat seçtiği, öve öve bitiremediği ve cezaevine düştüklerinde sahip çıktığı, cezaevinde ziyaret ettiği (Muhittin Böcek’i) CHP’nin kendi belediye başkanlarıdır. Bu nedenle itirafları da bir o kadar önemlidir.
Eğer Muhittin Böcek ve Özkan Yalım, CHP yönetimine iftira atıyorsa, bu durum bile CHP’nin şehirleri kimlere emanet ettiğini, yok eğer iddialar doğrusu ise Türkiye’yi yönetmeye hangi karakterlerin talip olduğunu göstermesi açısından çok önemlidir.
Muhittin Böcek ve Özkan Yalım itirafçı olduğu günden itibaren etkin pişmanlık yasası çerçevesinde CHP Genel Merkezli para-pul ilişkisine dair çok açıklama yapmışlardı.
Muhittin Böcek geçtiğimiz günlerde ek ifade başvurusunda bulunarak şu itiraflarda bulundu:
“İstanbul’da Renaissance İstanbul Polat Bosphorus Hotel’de Ekrem İmamoğlu ile yaklaşık bir saat süren bir görüşme gerçekleştirdim. Görüşmeye özel kalemim Yasin Yellice tanıklık etmiştir. Hatta görüşmenin ardından otelin balkonunda birlikte fotoğraf çektirmiştik. Fotoğrafı kendisinin çektiğini ve daha sonra sosyal medya hesabımda paylaştığımı hatırlıyorum. Bu görüşmede Ekrem İmamoğlu, başka bir kişiye adaylık sözü vermediğini ve tercihini benden yana kullanacağını ifade etti. Bu sırada seçim kampanyası için maddi kaynağa ihtiyaç olduğunu, ayrıca ilerleyen dönemde cumhurbaşkanlığı adaylığı planladığını belirterek siyasi yol haritasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bu süreçte de, yani cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde, Antalya’nın hem ekonomik hem de sosyal açıdan önemli görevler üstleneceğini, benim de buna hazırlıklı olmam ve destek vermem gerektiğini söyledi. Benden yaklaşık 15 milyon Euro civarı maddi kaynak desteği istedi.”
Yine ek ifade veren Özkan Yalım ise "CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in kullanımına sunulmak üzere alınmak istenen helikopterle alakalı olarak, parti yönetiminde mali işlerden sorumlu genel başkan yardımcısı olan Özgür Karabat benimle WhatsApp üzerinden irtibata geçerek, alınacak olan helikopterle alakalı araştırma yapmamı istedi. Bunun üzerine de G.H. şirketinin sahibi H.K'ya ulaştım." ifadelerini kullanarak CHP’deki tartışmaları derinleştirmektedir.
CHP’de rüşvet, yolsuzluk ve para-pul ilişkileri artık çok doğal hâle gelmiştir. Bu konuların konuşulmadığı gün neredeyse yok gibidir. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da Özgür Özel’in karşısında elini güçlendirmek için bu manzara karşısında sürekli “Arınacağız” ifadesini kullanmaktadır. Çünkü CHP’nin en büyük yükü, CHP’li belediyelerdeki rüşvet ve yolsuzluk olayları ile Genel Merkez’de para-pul işine giren kişilerin yarattığı utanç tablosudur.
Muhittin Böcek’in ek ifadelerinde en çok dikkat çeken cümle ise şudur: “Bu görüşmede Ekrem İmamoğlu, başka bir kişiye adaylık sözü vermediğini ve tercihini benden yana kullanacağını ifade etti.”
Bir belediye başkanı, CHP’nin belediye başkan adaylarını belirliyor. Bu durum, CHP’deki kurumsal yapının ne hâle düştüğünün en somut belgesidir.
Bu iddia yalnızca Muhittin Böcek’in itirafı değildir. Zaten “İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü” soruşturması kapsamında hazırlanan iddianamede de 2024 yerel seçimlerinde il ve ilçe belediye başkan adaylarının Ekrem İmamoğlu tarafından belirlendiğine dair vurgular yer almaktadır. Bu konu, 2024 seçimi öncesinde birçok televizyon tartışma programında ve yazar tarafından sıkça dile getirilen bir meseleydi.
Yaklaşık bir yıl (17 Haziran 2025) önce İBB merkezli CHP içindeki gelişmeleri Türkgün gazetesinde şöyle yorumlamıştım:
Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) koltuğuna oturur oturmaz, belli ki birilerinin gazıyla Cumhurbaşkanı olma hedefine yönelmişti. Bu süreçte, paranın bazı yolları geniş açacağı ve işleri daha etkili hâle getirebileceğini düşünerek harekete geçmiş ve İBB merkezli bir para havuzu sistemi kurmuştu. “Cumhuriyet İtirafçı Partisi”ne dönüşmüş CHP’de itirafçıların beyanları da bu para havuzu sistemine işaret ediyor.
Televizyonları, gazeteleri, sosyal medyayı, yazarları ve yorumcuları dizayn etmek, Türkiye genelinde mitingler ve toplantılar organize etmek için doğal olarak büyük miktarda paraya ihtiyaç duyulmuştu. İmamoğlu, bu ihtiyaçları karşılamak için İBB’yi bir hazine gibi kullanmıştı. İtirafçıların iddialarına göre, İmamoğlu bu yolla CHP’yi ele geçirmiş ve partideki tüm refleksleri kendi çıkarlarına göre şekillendirmişti.
Siyaset tarihinde pek çok partide benzer çeteleşme örnekleri görülmüştür. Ortaya konan siyasi bir hedefi gerçekleştirmek için, nüfuz edilen kurumun gücü kullanılarak rüşvet, yolsuzluk, iş takibi ve komisyonculuk ağları kurulur; böylece para havuzları oluşturulur. Ekrem İmamoğlu’nun CHP’de tarif edilen çeteleşme profili de tam olarak bu yapıyı yansıtmaktadır.
Bu yapıda Özgür Özel’in misyonu, “Ekrem İmamoğlu şu anda göğün yedi kat üstünde, büyük bir moralle duruyor” şeklindeki siyasi Polyannacılığı sürdürerek İmamoğlu’nu yüceltmek olmuştur. CHP çürüyor, namuslu CHP’liler ise sadece izliyor…”
***
Bizim bir yıl önce ifade ettiklerimizi, şimdi CHP’nin Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek itirafçı olarak dile getiriyor. Anavatan Partisi’nde siyasete başlayıp AK Parti’ye katılma girişiminde bulunan, ardından CHP’yi dizayn etme noktasına gelen Ekrem İmamoğlu gibi bir model, CHP’nin tüm kurumsal sistemini, ilkelerini ve siyasi ahlakını yerle bir etmiştir.
Velhasıl “Ağacın kurdu içinden olur” misali, CHP’nin kurdu da virüsü de kendi içindedir.
CHP’lilerin CHP’ye verdiği zararı bugüne kadar hiç kimse vermemiştir. CHP’deki çürüme hali, Türk milletinin kendisini bu partiden korumasını gerektirecek boyuta ulaşmıştır. Halka karşı sorumlu belediye başkanlarının tembelliği, karıştıkları rüşvet, yolsuzluk ve ahlaksızlık olayları; Genel Başkanların, milletvekillerinin ve yöneticilerin ihanete varan politikaları ile iktidar uğruna her düşman unsurla iş birliği yapma iştahı, Türk milletinin dikkatine sunulması gereken başlıca konulardır.
https://t.co/2gbBAnrzGo
ERKAN BAŞ, MİLLİYETÇİLERE DEĞİL AYNAYA KONUŞ!
Bıyıkları nedeniyle Özgür Özel'in "iğrenç bıyıklı" diye nitelendirdiği "sol bıyık grubu" içinde gösterilen Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, partisinin resmî sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı:
"‘Taşına toprağına ölürüz Türkiye'm’ türküleriyle sokaklarda gezen milliyetçiler, ülkücüler, alperenler... Neden biriniz de çıkıp NATO'ya, Trump'a, Amerikan emperyalizmine laf etmiyor?"
Peki, Erkan Baş'a göre milliyetçiler, ülkücüler ve alperenler ne yapmalıdır? Bu çağrıyı hangi gerekçeye dayandırmaktadır?
Sana göre NATO Zirvesi öncesinde Ankara'da kaos mu çıkarılmalı, sokaklar mı karıştırılmalı?
Ortalık yakılmalı, yıkılmalı mı?
Dünya liderlerinin katılacağı uluslararası bir zirve öncesinde beklediğin tavır tam olarak nedir?
Üstelik MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin daha Salı günü yaptığı açıklamada, "Ancak sözü evirip çevirmeden açıkça söylemek lazımdır: NATO, Türkiye için ne bir biat senedi ne de kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezidir. Ankara merkezli istikbal ve millî beka ufkumuz, kaynağını dışarıdan alan tüm ittifakların üzerindedir. NATO, güvenlik ihtiyaçlarının ve savunma zaruretlerinin doğurduğu bir ittifaktır. Bu ittifakın varlık sebebi; karşılıklı saygı, eşit muamele, hakkaniyetli yük paylaşımı ve tehdit algısında dürüstlüktür." ifadelerini kullanmışken, sen neyin tahrikini yapıyorsun Erkan Baş?
Türk milliyetçilerinin lideri Devlet Bahçeli kadar ABD ve İsrail politikalarına sert eleştiriler yönelten, bunların bölgedeki etkisini kırmaya yönelik millî stratejiler ortaya koyan başka bir siyasi lider gösterebilir misin?
Özellikle "Terörsüz Türkiye" ve "Terörsüz Bölge" hedefleri doğrultusunda dile getirdiği stratejiler, Gazze, Lübnan, İran ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hakkında yaptığı değerlendirmeler ve çağrılar bunun örnekleri değil midir?
Sayın Devlet Bahçeli'nin Suriye, Irak, İran, Gazze, Lübnan, Kıbrıs ve Venezuela başlıklarında yaptığı açıklamalarda ABD ve İsrail politikalarına yönelttiği eleştirileri hiç mi görmedin, hiç mi duymadın?
Elbette göremezsin; görmek de istemezsin. Çünkü Suriye'de yaşanan gelişmeler karşısında sergilediğin siyasi tutum, senin "antiemperyalizm" söylemin ile ortaya koyduğun pratik arasındaki çelişkiyi zaten fazlasıyla gözler önüne sermiştir.
Erkan Baş, ABD ve İsrail'in silah, eğitim ve çeşitli destekler sağladığı PKK/YPG'ye yönelik operasyonlara, "Kürtlere dönük katliam yapılıyor" provokasyonuyla karşı çıkmadın mı?
ABD ve İsrail'in desteğiyle hareket eden terör örgütü YPG'yi "meşru savunma gücü" olarak nitelendiren de sen değil miydin?
Suriye’de bile ABD-İsrail taşeronu terör örgütlerine sahip çıkan, onların bölgedeki hedeflerine hizmet edenlere arka çıkan birisi olarak hangi anti-emperyalizm duruşundan bahsediyorsun sen?
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, ABD ve İsrail taşeronlarına karşı “SDG/YPG terör örgütüdür, Kürt kardeşlerimizi temsil edemeyecektir. Son tahlilde Fırat'ın doğusu, tıpkı batısı gibi terörden ve kanlı hesaplardan tamamıyla arındırılmalıdır” duruşunu ve mücadelesini sergilerken, sen bu duruşunla ABD ve İsrail’den muhakkak aferin almışsındır.
Geçtiğimiz aylarda Özgür Özel’i ziyaret ettiğinde “Seçim ittifakını konuşmak için erken. Ama ‘Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz’ mottosuyla otokratlara karşı her zeminde ittifak arayacağız” sözlerine muhatap olan; kendisi de “Seçim ittifakları zamanı geldiğinde tartışılır. Ama asıl önemli olan mücadele ittifakıdır; alanlarda, parlamentoda ve hayatın her alanında. Sandığı getirmek için buna ihtiyacımız var” ifadelerini kullanan Erkan Baş, neden eleştirilerini Ülkücülere ve milliyetçilere yöneltiyorsun?
“Cambaza bak” oyunu seviyorsun galiba?
Madem antiemperyalizm iddiasındasın, o hâlde Özgür Özel’in İngiltere’de yaptığı “Terk edilmişlik hissediyoruz. Bu nasıl dostluk, bu nasıl kardeş parti? Gerçekten kırgınız” açıklamasıyla yabancı muhataplarına yönelttiği sitemi; ayrıca ABD merkezli Newsweek dergisine verdiği röportaj üzerinden Batı’ya yaptığı “CHP’ye sahip çıkın” çağrılarını neden gündemine almıyorsun?
Eleştirilerini, seninle siyasi iş birliği arayışında olan bu söylemlere yöneltmek yerine neden Ülkücüleri ve milliyetçileri hedef alıyorsun?
Israrla niçin onlara bulaşıyorsun?
Başta Türkiye İşçi Partisi olmak üzere Türkiye solunun antiemperyalist bir çizgi izlemediğini, bölgedeki gelişmelere yönelik tutumundan defalarca gördük.
Suriye’de ABD ve İsrail’in desteklediği terör örgütü YPG’nin devlet kurması gerektiğine yönelik yaklaşımları nedeniyle CHP ile TİP’in sergilediği siyasi çizgi, emperyalizmin ülke içine taşınmış bir Truva atını andırmaktadır.
Erkan Baş'ın sağa sola sataşarak kendisini siyasi gündemde tutmaya ve bir yerlere pazarlamaya çalıştığı izlenimi veriyor.
Erkan Baş, eğer Özgür Özel ile aynı siyasi çizgide yürümeye devam edeceksen, onun "iğrenç bıyık" diye tarif ettiği modeli değiştirerek daha sempatik görünmeyi de deneyebilirsin.
Türk milliyetçilerine ve ülkücülere emperyalizm konusunda akıl vermeye kalkacak son kişilerden biri bile değilsiniz.
https://t.co/dLz06f2hq7
TERÖRSÜZ TÜRKİYE'YE KARŞI ÇIKAN İYİ PARTİ'NİN KANDİL SERÜVENİ
İYİ Parti’nin tabanında elbette kandırılan, aldatılan ve duygu ile düşünceleri istismar edilen geniş bir kitle bulunmaktadır. Ancak partinin kemikleşmiş yönetici kadroları, siyasi ve kişisel menfaatleri doğrultusunda sürekli yeni konum arayışına girmektedir.
Bu kadrolar için kullanılan “siyasi ezikler” tanımının, mevcut tabloyu büyük ölçüde yansıttığı söylenebilir.
MHP’yi FETÖ motivasyonlu bir şekilde ele geçirme girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından CHP’nin siyasi rehberliğinde kurulan İYİ Parti, kuruluşundan itibaren sergilediği çelişkiler, ikiyüzlü tutumlar ve “haklı görünme” adına başvurduğu çirkef söylemlerle dikkat çekmiştir.
Kurulduğu günden bu yana CHP’nin gölgesinde hareket eden partinin bugün elinde kalan tek siyasi sermaye ise “Terörsüz Türkiye” sürecine yönelik saldırılar ve iftira yüklü suçlamalardır.
CHP, “Yerel seçimlerde ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP ile ittifak yapıyoruz” dediğinde İYİ Parti o ittifakın içinde koştura koştura yer aldı. CHP sınır ötesi terörle mücadele operasyonlarına karşı çıktığında da aynı İYİ Parti o yancılığı terk etmedi.
CHP’nin HDP ile anayasa taslağı hazırladığı dönemde de komisyon içinde yer alarak sadık duruşunu değiştirmedi.
Bu noktada “Madem öyle, şimdi Özgür Özel CHP Genel Başkanı’yken Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na üye verdi, İYİ Parti neden yok?” diye sorabilirsiniz.
Çünkü CHP’nin bu komisyona üye vermesinin asıl amacı, DEM Parti’yi kontrol altında tutmak, takip etmek ve gelişmeleri içeriden net görmektir.
Nitekim Özgür Özel’in “Hiç kimseden çekinmeden ki, niye çekinelim? Biz (CHP-DEM) birbirimize göbeğimizden bağlıyız. Biz birbirimize acılarımızla bağlıyız” ve “DEM’le hiçbir sıkıntımız yok. Bizim DEM’le ilişkileri bozma lüksümüz yok. DEM’le CHP ayrı ayrı düşemez” sözleri, bu ilişkinin arka planını açıkça ortaya koymaktadır.
Özgür Özel’in, DEM Parti’nin Öcalan’ın üzerlerindeki otoriter etkisiyle “Teröre cephe al, Türkiye partisi ol” çağrısına yönelik olumlu adımlar atma atmosferi CHP’yi tedirgin etmektedir.
Bu nedenle sürekli “Türkiye’de Kürt sorunu var” tahriklerini gündemde tutarak emperyalizme oksijen vermeye çalışmaktadır.
Özgür Özel ve kadrosunun ağzından bir kez olsun terör meselesini kabullenme, buna yönelik çözüm veya mücadele önerisi duyulmamıştır.
Özellikle Özgür Özel’in yakın çalışma arkadaşlarını ve Mansur Yavaş gibi CHP’li belediye başkanlarını İYİ Parti’nin “Terörsüz Türkiye” karşıtlığı üzerine düzenlediği mitingine yönlendirmesi, ayrıca Özgür Özel’e yakın yazar, yorumcu, trol ve yönetici kadrosunun bu mitingi yoğun biçimde öne çıkarıp köpürtme ve abartma çabası, CHP’nin “Terörsüz Türkiye” konusunda samimiyetinin olmadığını göstermiştir.
Ortaya konan bu mantığa göre asıl hedef, PKK’nın silahlı eylemleri sürse dahi onun siyasi uzantılarıyla ittifak zeminini koruyabilmektir.
Müsavat Dervişoğlu’nun “Ben Özgür Özel ile bu denli yakın olmaktan iftihar ediyorum. Aramızdaki kardeşlik hukuku sıradan bir hukuk değildir” sözleri de bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Peki, 2019 yerel seçimlerinde ve 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde PKK’nın siyasi uzantısı olarak nitelendirilen yapıyla açık işbirliği yapan İYİ Parti’nin bugün neyi hedeflediğini net biçimde ortaya koyabilen var mıdır?
Onlara göre (HDP) DEM Parti ile işbirliği ve ittifak meşru kabul edilirken, Türkiye’nin yarım asırlık terör sorununu kökten çözmek amacıyla terör örgütü PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan’a “Kurucusu olduğun örgütü feshet, silahları bıraktır” çağrısı yapılması ve DEM Parti’ye “Teröre cephe alın, Türkiye partisi olun” denilmesi neden gayrimeşru görülmektedir?
Çok açık ve net soru. Fakat şunu çok net biliyoruz:
Siz Türkiye’de ve bölgede terörün bitmesine kesinlikle karşısınız. Zeytin Dalı (Afrin) Operasyonu başlayacağı vakit, CHP ve HDP’nin yanında hizalanarak “Tek adam rejimini kalıcı kılmaktan başka hiçbir amaca hizmet etmeyecek ve beka sorunu yaratabilecek Afrin savaş senaryolarına İYİ Parti tamamen karşıdır” açıklamasını ilk yapan ve Türkiye’de bu operasyona karşı çıkan ilk parti olmuştunuz.
Oysa bu operasyonlarda 4.600’den fazla YPG’li terörist etkisiz hâle getirilmiş ve o günden beri Afrin’de Türk bayrağı dalgalanmaktadır.
Peki siz bu duruşu sergilerken MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli ne diyordu?:
“Afrin ya yıkılmalı ya da teröristler ateşe verilmelidir. Türk milleti mazluma sığınak, zalime ateştir. Bu ateşte teröristler Allah’ın izniyle yanacak, Zeytin Dalı Harekâtı huzur ve güvenliğimizi sağlayacaktır. Çünkü Afrin demek Hatay demektir, Afrin demek Kilis demektir. Yani vatan demektir.”
Bu süreç Meral Akşener’in genel başkanlığı döneminde oldu. Müsavat Dervişoğlu da o kadro içindeyken benzer sınır ötesi operasyonlara karşı çıkışlar yapıyordu.
İYİ Parti Genel Başkanı olduktan sonra da hiç değişmedi.
Daha 6 ay önce Türkiye destekli Suriye güçleri terör örgütü YPG’yi işgal ettiği yerlerden çıkarmak için operasyona başladığında bu sefer de şu ifadeleri kullanmıştı:
“Şimdi kalkmışlar, Suriye’deki gelişmeleri sanki bir zafermiş gibi sunmaya çalışıyorlar… PKK’yı perdelemek için uydurdukları SDG, Fırat’ın batısından süpürülünce bunu uluslararası bir başarı gibi pazarlıyorlar.” (21 Ocak 2026)
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, DEM’e ve Öcalan’a çağrı yapılan “Terörsüz Türkiye” sürecinde de samimi, tavizsiz ve kararlı tutumunu ortaya koymuştur.
20 Ocak 2026’da Suriye’deki gelişmelerle ilgili yaptığı açıklamada şöyle demişti:
“Bu nedenle sadece Fırat’ın batısı değil, Fırat’ın doğusu da; Ayn el Arap’tan Kamışlı’ya kadar faal hâlde bulunan terörist faaliyetlerin kökü kurutulmalı, mıntıka temizliği bütüncül ve eşgüdüm hâlinde hayata geçirilmelidir. Ne yurt içinde ne de yurt dışında terörizmin ve terör örgütlerinin kanlı kumpas ve komplikasyonlarına tahammül etmeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz, alttan almayacağız.”
***
Görüldüğü gibi İYİ Parti, DEM’e ve Öcalan’a yapılan çağrılara çok net bir şekilde karşı çıktığı gibi terörün bitmesine ve terör örgütlerine karşı yürütülen silahlı mücadeleye de karşıdır. Buna rağmen Özgür Özel’in CHP’sinin yanında her türlü DEM’li ittifak ve işbirliğine hazır olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
İYİ Parti’nin ikiyüzlü siciline bakmadan düzenlediği ve Özgür Özel taraftarlarının da destek verdiği mitingin ardından MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin Başdanışmanı Eyyup Yıldız, ironi yaparak maskelerini şöyle düşürmüştür:
“Tandoğan’da toplanıp Terörsüz Türkiye sürecine karşı çıkacağınıza, Kandil’in yolu açık; buyurun gidin. Kandil’de bulunanlara silahı bıraktırabiliyorsanız bıraktırın, terörü bitirebiliyorsanız bitirin. Hatta bir mitingi de Kandil’de yapabilirsiniz. Ama şunu bilin ki bu milletin Terörsüz Türkiye iradesini meydanlardan yükselen boş sloganlarla durduramazsınız.”
***
Sayın Eyyup Yıldız, ironi yaparak bunların gerçek niyetlerini toplumun anlamasını sağlamaya çalışırken, İYİ Parti’nin bir dönem gerçekten Kandil’e gitmek için plan ve program yaptığı da kamuoyunun hafızasındadır.
Biliyorsunuz Meral Akşener dönemine ait “helikopterle Kandil’e gitme” tartışması da gündeme gelmişti.
Müsavat Dervişoğlu’nun geçtiğimiz aylarda “Biz zaten hiç ayrılmadık” dediği Ümit Özdağ, o süreci şöyle anlatmıştı:
“Ümit Bey bir helikoptere atlayıp Kandil’e gitsem, Duran Kalkan’a ve Cemil Bayık’a sorsam, ‘Ulan siz ne istiyorsunuz anlatın bakalım’ dedi. İlk duyduğumda kulaklarıma inanamadım. Şaka yaptığını düşündüm ve ‘Meral Hanım böyle bir şey olmaz. Böyle bir şey yaparsanız sizi hemen elinizi kolunuzu bağlarlar, ilk mağaraya atarlar’ dedim. Aynı soruyu bir başka toplantıda tekrar sordu. Dışarıda bir daha söylememesi gerektiğini söyledim.”
Eyyup Yıldız’ın ironiyle gerçeği yüzlerine vurmasına çemkiren İYİ Parti’nin ezikleri ve sülükleri; Genel Başkan Yardımcısıyken bu anısını anlatan Ümit Özdağ’a söyleyecek bir şeyiniz var mı?
Hangi konuya el atsanız altında kalıyorsunuz değil mi?
Cumhur İttifakı’nın milli duruşuyla güçlendirdiği ve motivasyon sağladığı Türk ordusu Irak ve Suriye’de terör örgütüne darbe üstüne darbe indirirken, o dönemde sınır ötesi operasyonlara karşı çıkan atmosferde bulunan ve Kandil’den CHP-HDP-İYİ Parti birlikteliğine arka arkaya destek açıklamaları gelirken, İYİ Parti’nin Kandil’e helikopterle gidip “Ulan siz ne istiyorsunuz anlatın bakalım” deme hali doğrudan ihanet kokmaktadır.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri arifesinde YSK önünde basın açıklaması yapan 6’lı İttifak’ın temsilcileri arasında yer alan Müsavat Dervişoğlu, bir muhabirin “PKK, Kandil ve Yeşil Sol bileşenleri Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararı aldı. Bu gelişmeye ne diyorsunuz?” sorusu üzerine “Dağılın beyler!” diyerek apar topar kaçanlar arasındaydı.
İşte o Müsavat Dervişoğlu’nun bugün “Terörsüz Türkiye” sürecine karşı miting düzenlemesi, tam anlamıyla “Bekri Mustafa imam oldu” hikâyesine benzemektedir.
“Bir mahallede cenaze namazı için imam bulunamaz. Cemaat, ayyaşlığıyla meşhur halk tipi Bekri Mustafa’yı yakalar ve “Hadi namazı sen kıldır” der. Bekri biraz nazlandıktan sonra namazı kıldırır. Namazdan sonra tabutun örtüsünü açar, ölünün kulağına eğilip fısıldar: “Sen şimdi ahirete gidiyorsun. Orada bu dünyanın ahvalini sorarlarsa ‘Bekri Mustafa imam oldu’ dersin. Onlar vaziyeti anlarlar.”
Soran olursa böyle bir sicili olan Müsavat Dervişoğlu da “Terörsüz Türkiye” sürecine CHP destekli karşıtlık mitingi düzenledi. Yazık böyle tipleri, modelleri içimizden bizler çıkardık…
Acaba nerde yanlış yaptık?
https://t.co/thImLmf1IK