📌Kürşat Timuroğlu cinayeti ve Taner Akçam
◾️Devrimci Yol liderlerinden Kürşat Timuroğlu suikastında PKK suçlandı, ancak gerçekler yıllar sonra da olsa açığa çıkmasına rağmen, suçlamalarda bulunanlar, görmezden gelmeye devam etti.
https://t.co/CDFcn9ZMlZ
https://t.co/QEt2hwzfYP
Tuncer Bakırhan bugün yaptığı grup konuşmasında, "Yargının, siyaseti dizayn etme laboratuvarı olmadığını; mahkeme salonlarının halk iradesinin yerine geçirilemeyeceğini; hukukun eğilip bükülemeyeceğini ve adaletin Kürt’e ve muhalife başka, iktidara başka işletilemeyeceğini" söyleyerek ve buna bağlı olarak,
Türkiye'yi krizlere, darboğazlara, anti demokratik alana sürükleyen üç yaklaşımı
-Korku siyaseti,
-Erteleme siyaseti,
-Tekrar siyaseti olarak belirleyerek, neyin çözülmesi gerektiğine dair önemli ve bütüncül bir yaklaşım sundu.
"Demokratik Cumhuriyet" paradigması bu yanıyla da önemli bir siyaset zemini açıyor.
Çünkü bu sadece bir sistem önerisi, yaklaşımı değil anladığım kadarıyla. Aynı zamanda geleceği kurmanın ve yarını ortaklaştırmanın da siyaseti olarak karşımızda.
-Korku
-Erteleme
Ve
-Tekrar siyasetinin tüm anti demokratik sonuçlarını ortadan kaldırmanın ve bunu müzakere, mücadele temelli, kurucu anlayışla ele almanın olmazsa olmazlığı, siyasi iradeyide öne çıkarıyor böylece.
Bu ise nasıl bir siyaset sorusunu da beraberinde getiriyor.
Daha genç, daha dinamik, daha akılcı, daha demokratik bir biçimi ve özü öne taşıyor elbette bu soru.
Bir dönem kapanacak ve yeni bir dönem açılacaksa; korkuya, ertelemeye ve tekrara karşı, her alanda bir mücadele kaçınılmaz olacak demektir.
Bu ise tüm statükoları, alışkanlıkları ve ezberleri aşmayı gerektiriyor ki sanırım önümüzdeki dönem, Kürt demokratik siyasetinde de buna şahitlik edeceğiz.
Eğer bu irade öne çıkarılamazsa, üzerine konuşabileceğimiz çok şey olmayabilir.
Siyaseten sürüklenme hali de kaçınılmaz olur bu durumda.
Dolayısıyla başarmanın siyasetini önceliyor Kürt siyaseti anladığım ama daha önemlisi "olmaz"ları dışlıyor bünyesinden.
Buradan haraketle, içi boş tartışmaları, şüphe, umutsuzluk yaratan söylemleri, inançsızlık ve güvensizlik üreten tutumları da mahkum ediyor diyebiliriz.
Lakin belirleyici olanın niyetler değil, yapma eylemi olduğu gerçeği de önümüzde duruyor.
Neyi, nasıl ve hangi siyasal araç ve örgütlenmelerle yapılacağı sorusu da oldukça kıymetli.
@MuratUelgen75 2...Etrafındaki insanları da nasıl soyduğunu, çevren iyi bilir. Kendini örgütün yöneticisi olarak tanıtıp milleti kandırman da cabası. Sordum soruşturdum, (ki kendinde söylemiştim, bana) üç ay dağda kaldığını... Sana kananlara, yazık.
@MuratUelgen75 ...Etrafındaki insanları da nasıl soyduğunu, çevren iyi bilir. Kendini örgütün yöneticisi olarak tanıtıp milleti kandırman da cabası. Sordum soruşturdum, (ki kendinde söylemiştim, bana) üç ay dağda kaldığını... Sana kananlara, yazık.
@MuratUelgen75 İtirafçı ve iftiracı (bunlar iddia değil, TC mahkemesi ve FA mahkemelerinde belgeli) Murat Ü., sen kim R.Altun ile konuşmak kim! Senin ne kadar yalancı olduğunu, tanıyanlar bilir. Hiç tanımadığın insanlar hakkında ifade (iftira) verdiğin, belgeli. Etrafındaki insanları da nasıl..
KONFERANSTA ‘YENİ YÜZYILA DEMOKRATİK’ ÇAĞRI: DÖNÜŞÜMÜN ÖZNESİ OLALIM
📌Türkiye'nin temel sorunları birbirinden ayrı değildir ve ortak bir demokratikleşme sorununun farklı görünümleridir
📌Çağrımız; toplumu ve devleti demokratikleştirecek, demokrasiyi birlikte kuracak ve barışı kalıcılaştıracak ortak iradeyi bugünden büyütme, ‘yeni bir pencere açma’ çağrısıdır
📌Yeni yüzyıla çağrımız; toplumu ve devleti demokratikleştirecek, demokrasiyi birlikte kuracak ve barışı kalıcılaştıracak ortak iradeyi bugünden büyütme, ‘yeni bir pencere açma’ çağrısıdır
📌Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü çağrısıdır
📌Barış ve demokrasi aynı ufka açılan iki yol, aynı geleceği kuran iki kurucu değerdir
https://t.co/XbY2EeFG6t
"Barışın yalnızca çatışmasızlık değil; özgürlük, demokrasi ve eşitlikle örülmesi gerektiğini yaşayarak öğrendik."
Konferansımıza gönderdiği görüntülü mesajda Uluslararası PEN Başkanı Burhan Sönmez, Kürt meselesinin demokratik çözümü ile Türkiye'nin demokratikleşmesinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini vurguladı.
Sönmez, kalıcı barışın, Kürt meselesinin çözümünün ve Türkiye'nin demokratikleşmesinin önümüzde duran ortak görevler olduğunu ifade ederek, şu sözlerle konuşmasını tamamladı:
"Bugün kalın çizgilerle etrafımıza çizilen çerçevelerin içindeki ufuk barıştır. Barışa açılan yoldur. Bu yüzden barışta ısrar ediyoruz."
#CumhuriyetinDemokratikDönüşümü
#İkinciYüzyıldaOrtakGelecek
🚩KÜRT HALK ÖNDERİ ABDULLAH ÖCALAN'DAN 3 BAŞLIKLI YOL HARİTASI
🗣️ÖHD Eş Genel Başkanı Serhat Çakmak:
📌Farklı ihtiyaçlardan kaynaklı olarak bugüne kadar çerçeve veya şemsiye yasa denilen bu duruma, bugün Sayın Öcalan tarafından 'kök hücre' tanımı getirildi. Kök hücre kavramı; bir yönüyle onaran, bir yönüyle inşa eden ve geçmişteki toplumsal hafızanın yarattığı sorunları ortadan kaldırmaya yönelik, öze dönüşü tarif eden bir kavramdır. Bu yasa, yüz yıllık tekçi devlet anlayışını onaracak ve geçmişle bağ kurup geleceğe yeni bir yol haritası oluşturacaktır. Sayın Öcalan, bu entegrasyon meselesini klasik bir örgüt militanlarının geri dönüşü olarak değil; Anadolululuğu ve Mezopotamya gerçekliğini barındıran, toplumsal ruha geri dönüş olarak tariflemektedir. Sürecin ruhuna ve tıkanan döneme denk düşen bu manidar tanımlama, sürece yeni bir bakış açısı ve hafıza getirmiştir.
#MedyaHaber
#MedyaHaberTV
21yıl olmuş Ceren ve Uta katledileli. Uta çok yakın arkadaşımızdı. Yaşamını Kürt halkının haklı taleplerine adamıştı. Hala fotoğrafı duvarımızda hala en güzel anılarımızda 🙏
Suriye'de Aleviler katlediliyor!
Evet.Buraya kadar doğru. Fakat;
"Artık yeter!
Dünya yıkılsın!
Uluslararası kamuoyu sessiz!Dünya bizi yalnız bıraktı!
Gibi içi boş ve dünya gerçekliğinden uzak sözleri bırakmalıyız.
Dünya,Avrupa,Amerika neden bize destek vermiyor? Cevap lazım!
#Gezi13Ya��ında 🔴 Polis ablukasına rağmen Taksim'de eylem
📢 Eylem başladı: "Yıllardır olduğu gibi, bu yıl da maalesef büyük bir kuşatmayla karşı karşıyayız."
📹 Video: @kepenekevrimm
GEZİ PARKI EYLEMLERİNİN 13. YILINDA: HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜ SUÇ DEĞİLDİR!
https://t.co/yNFSTf64lk
Gezi Parkı eylemlerinin 13. yılında, Türkiye’nin yakın dönem toplumsal hafızasında derin bir yer edinen bu demokratik itirazı bir kez daha hatırlıyoruz. Gezi, yalnızca bir parkın korunmasına yönelik çevreci bir tepki değil; kent hakkı, ifade özgürlüğü, barışçıl toplantı ve gösteri hakkı, çoğulcu yaşam ve demokratik katılım talebinin ortak ifadesiydi.
Gezi Parkı’nın anlamı, bugünün siyasal tartışmalarının ötesinde tarihsel bir hafıza meselesidir. Bugünkü Gezi Parkı ve Taksim çevresi, bir dönem Surp Agop Ermeni Hastanesi’ne ait Pangaltı/Surp Agop Ermeni Mezarlığı’nın bulunduğu; Ermeni toplumunun hafızasını, yasını ve varlığını taşıyan bir alandı. Bu mezarlığın tasfiye edilmesi, mezar taşlarının yerinden edilmesi ve alanın zaman içinde kışla, meydan, park ve yapılaşma projeleriyle yeniden düzenlenmesi; Türkiye’de kent politikalarının yalnızca mekanı değil, hafızayı da dönüştüren ve çoğu zaman silen karakterini göstermektedir. Bu nedenle Gezi’yi savunmak, yalnızca ağaçları ya da kamusal bir yeşil alanı savunmak değil; halkların, inançların, kimliklerin ve kayıpların hafızasına da sahip çıkmaktır.
2013 yılında ülkenin birçok iline yayılan barışçıl gösterilere karşı kamu gücü tarafından yoğun ve orantısız şiddet kullanılmış; yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, ifade özgürlüğü ile barışçıl toplantı ve gösteri hakkı ağır biçimde ihlal edilmiştir. Bu süreçte ve onunla kesişen toplumsal itirazlarda yaşamını yitiren Mehmet Ayvalıtaş’ı, Abdullah Cömert’i, Ethem Sarısülük’ü, Ali İsmail Korkmaz’ı, Ahmet Atakan’ı, Berkin Elvan’ı, Mustafa Sarı’yı, Medeni Yıldırım’ı, Hasan Ferit Gedik’i ve yaşamını yitiren diğer yurttaşları saygıyla anıyoruz. Yaralanan, gözaltına alınan, kötü muameleye maruz bırakılan, yargılanan ve yıllar boyunca suçlu gösterilerek damgalanan herkesin adalet talebinin yanında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyoruz.
Aradan geçen 13 yıla rağmen Gezi, demokratik bir hak arama pratiği olarak değil, cezalandırılması gereken bir “suç” olarak görülmeye devam etmektedir. Bu yaklaşımın en ağır sonuçlarından biri Gezi Davası’nda ortaya çıkmıştır. Osman Kavala hakkında verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater ve Mine Özerden hakkında verilen 18’er yıl hapis cezaları; kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, adil yargılanma hakkı, yargı bağımsızlığı ve hukuk devleti ilkesi bakımından ağır tahribatlara yol açmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının Osman Kavala hakkında verdiği kararların ve yine Can Atalay ve Tayfun Kahraman hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararlarının uygulanmaması ve fiilen etkisiz bırakılması, yüksek yargı kararlarının bağlayıcılığına ve hukuk devletine ilişkin ciddi bir anayasal krize yol açmıştır. AYM kararına rağmen hapiste tutulan Tayfun Kahraman’ın ayrıca MS hastası olduğu, hapishane koşullarında tedaviye erişimi, hastalığın seyri ve kalıcı sağlık riski gözetildiğinde yaşam hakkı da tehdit altındadır. Buradan bir kez daha çağrıda bulunuyoruz; hasta mahpuslara ilişkin insan hakları standartları eksiksiz biçimde gözetilmeli, hiç kimsenin sağlık durumu, hapishane koşullarında ikincil bir cezalandırma aracına dönüştürülmemelidir
İnsan Hakları Derneği olarak bir kez daha ifade ediyoruz: Toplantı ve gösteri hakkını kullanmak, kent hakkını savunmak, tarihsel hafızaya sahip çıkmak, düşüncesini açıklamak ve demokratik itirazda bulunmak suç değildir. Gezi’yi kriminalize eden siyasal ve yargısal yaklaşım terk edilmeli; Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, Mine Özerden ve Gezi bağlantılı dosyalar nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılan herkes serbest bırakılmalıdır.
İnsan Hakları Derneği
@kelamvucutbulur Ahmet gittikçe kalitesizleştiğinizin farkında değilsiniz! Diliniz küfür dolu. Derdiniz ne? Sosyalizm sizin tekelinizde mi? Marx yaşasaydı sizin gibilerden utanırdı. Marksizmi tabu haline getirmeye çalışmanız, beyhude bir çaba. 'Örgütlülüğünü(!) de neyse ki biliyoruz. Biraz saygı.
"Bu söyleşi yalnızca Hasret’in hikayesi değil aynı zamanda katillerin peşine düşen Yeter Gültekin’in mücadelesinin de hikayesi. Yeter ile Hasret’i, Sivas katliamını, Hasret’in yarım kalan projelerini, katliamın ardından yürütülen adalet mücadelesi...
“Yeter Gültekin’le ölümünden kısa süre önce yapılan bu söyleşi, yalnızca Hasret’in hikâyesini değil; katillerin peşine düşen Yeter Gültekin’in adalet mücadelesini de anlatıyor.”
Geride genç ölüm kalır | Erkan Gülbahçe
https://t.co/ASF9TViyUI
🚩"CHP'nin bu süreçten bütünlüklü çıkmasının tarafıyız"
🗣️DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan:
📌Sayın Özgür Özel ile yaptığımız görüşmede de dile getirdik; biz CHP'nin bu süreçten bütünlüklü çıkmasının tarafıyız. Bölünmüş bir CHP'nin demokrasiye ve sürece katkısı olmaz. DEM Parti olarak bu süreçte üzerimize düşen bütün sorumlulukları yerine getirmeye hazır olduğumuzu söyledik; bu da aslında taraflar arasında bir ara bulma girişiminin mesajıdır. Önümüzdeki günlerde böylesi bir girişimde bulunabiliriz.
#MedyaHaber
#MedyaHaberTv
🚩Alevi Örgütleri, Almanya'nın Köln kentinde yapılacak festival öncesi bir araya geldi. Toplantıda konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, sürecin ilerleyebilmesi için iktidarın yasal adımları atması gerektiğini vurguladı.
#MedyaHaber#MedyaHaberTv
Kirmaşahlı iki kültür aktivist kardeşin Dalaho'da İslam Cumhuriyetince öldürüldü.
(28 Mayıs 2026) Perşembe günü şafak vakti, #Kirmaşan'lı Kürt kültür aktivistleri #Meysem ve #Mücteba_Veysi kardeşlerin Dalaho ilçesine bağlı Qale Qahoş köyündeki ikametgahı,Kara Muhafızlarınca+