hayat hep böyleydi. sokaklarda aynı gürültü, aynı telaş, aynı devam ediş... hayat; sen varken de, sen mahvolurken de, dünya senin göğsüne koca bir gülle olup çökerken de istifini bozmadı. bütün ihtişamı ve kayıtsızlığıyla geçip gitti; yine geçip gidecek. tek hakikat bu.
vefat eden dedesini özlediğini söyleyince doğum gününde annesi ona dedesinin gömleğinden oyuncak bir ayı diktirip hediye etmiş çok hazırlıksız yakalandım bu videoya
meftune olarak anılmak istemem ama insan bazen bir omuza şöyle baş koyup sırtı okşansın 'bırak her şey dağınık kalsın sen iyi olunca beraber toparlarız' cümlesini duymak ve o an dünya galiba buraya kadar diye düşünürken huzurla iç çekmek istiyor, bazen
Yas nasıl bir şey biliyor musun? Gülmeyi unutmak değil. Gülerken bile içinde bir boşluk hissetmek. Bir fotoğrafta takılı kalmak ve her şey yolundaymış gibi yaparken içten içe yavaşça eksilmek.
birini kaybettiğimizde sadece fiziksel bir yokluk yaşamıyoruz. ortak hafızamız, şakalarımız, bakışlarımız, onun yanında dönüştüğümüz kişi ve onun yanında kendimizi 'değerli' hissettiğimiz o anlar da siliniyor. yas, esasında içimizdeki o eksilen parçanın sızısı."
Dünyanın tartışmasız en muhteşem dostlarına sahibim. Bugün hastane odasında, kalbimin tam ortasında hissettim bunu bir kez daha. Yaşattığınız his tarif edilemez. Ağlarken bile umut olup yüzüme gülümseme konduran canlarım. İyi ki varsınız.