Dışişleri Bakanlığı:
▪️1821-1830 yılları arasında Mora Yarımadasında Müslüman Türk ahali sistematik olarak katledilmiştir.
▪️Bu imha politikasına, ibadet yerlerinden medreselere, mezarlıklardan diğer kültürel miras unsurlarına kadar uzanan planlı bir yıkım ve tahribat da eşlik etmiştir.
▪️Tripoliçe katliamının 205. yıldönümünde, acımasızca katledilen Müslüman Türk sivil halkı rahmetle anıyoruz.
23 Eylül 1821’de Tripoliçe’de, Yunan çeteleri savunmasız Türklere karşı tarihin en kanlı sivil katliamlarından birini gerçekleştirdi.
Kadın, çocuk, yaşlı ve bebek demeden binlerce Türk katledildi.
Yunan çetelerinin elebaşı Kolokotronis’in, “Kasabaya girdiğimde atımın ayağı hiç yere değmedi.” şeklindeki sözleri, katliamın boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Tarihçi David Howarth, yaşananları şu sözlerle aktardı:
"İki gün içinde, on binlerce Türk’ün yaşadığı şehirde tek bir canlı kalmamıştı. Çoğu; başları, kolları ve bacakları kesilerek öldürülmüştü.
Avrupalılar Türkleri kınarken, barbarlık eden ve katliamı başlatan tarafın Rumlar olduğunu bilmiyorlardı."
💥1974'te EOKA-B militanları 126 Türk sivili katlederek açılan tek bir çukura gömdü
📌 Raporlara "insanlık tarihinin gördüğü en vahşi katliamlardan biri" olarak geçen bu olay nasıl oldu?
Emeği geçenlerden Tanrı razı olsun.
Tehcirden başka bir çözüm yoktu.
Olması gereken oldu.
Türkiye'de hayalî Ermenistan, hayalî Kürdistan ya da hayalî Yunanistan haritası çizenler hâlâ hazmedemiyor ama gerçek şudur;
Türkiye Türklerindir!
Mora'da bir zamanlar cami, medrese, hamam ve çarşılarıyla 'Türkler' vardı. 400 yıl birlikte yaşadığı komşusunu kesmeye yemin etmiş Rum çeteleri eliyle sadece birkaç gün içinde yok edildiler.
▪️21-25 Eylül 1821 tarihleri arasında Tripoliçe başta olmak üzere Mora Yarımadası, tarihin kaydettiği en büyük vahşetlerden birine sahne oldu.
▪️Manzara öylesine dehşet vericiydi ki, Türklerin bölgeden atılmasını destekleyen İngiliz, Fransız ve Ruslar bile şok içinde kaldı.
▪️Bugün Yunanistan'ın kurucusu sayılan azılı çete liderleri Theodor Kolokotronis, Dimitris Plapoutas, Aleksandr İpsilanti ve Panayotis Kefalas, adamlarıyla birlikte 40 binden fazla silahsız sivili kesip biçti.
📍İngiliz tarihçi William St. Clair:
▪️Türkler 1821 yılı sonbaharında âni olarak tümüyle ve dünyanın haberi olmadan yok edildiler.
▪️Mora'nın her yanında sopa, orak ve tüfeklerle silahlı Rum asiler çevreyi dolaşarak öldürüyor, yağmalıyor ve ateşe veriyorlardı.
▪️Çoğu kez Ortodoks papazlar onlara önderlik ediyor ve sözde kutsal eylemlerinde onları kışkırtıyordu.
📍Kıbrıslı tarihçi Salahi Sonyel:
▪️Rum isyancılar kısa bir süre önce ırzlarına geçerek, kol ve bacaklarını kestikten sonra surlardan aşağı attıkları kadınların cesetlerini, Helen davasına yardımcı olmak üzere Avrupa’dan gelen gönüllülere gururla gösteriyorlardı.
📍İskoçyalı Albay Thomas Gordon:
▪️İki gün içinde, on binlerce Türk'ün yaşadığı şehirde tek bir canlı kalmamıştı. Bunların çoğu, kafası, kolları ve bacakları kesilerek öldürülmüşlerdi.
▪️Ölüleri kimse gömmediği için Tripoliçe şehrinde dayanılmaz pis bir koku her yanı sarmış, içme suları zehirlenmiş, kolera salgını baş göstermişti.
▪️Herkes, millî kahraman olarak tanıtılan eşkıya ve korsanların gerçekte uyuz, pis, doymak bilmez, kaşarlanmış hırsızlar olduklarını tecrübe ile bilir.
▪️Lord Byron'un dediği gibi; Yunanlılar gerçeği kavrama yeteneğinden yoksundurlar.
📍Misyoner Rufus Anderson:
▪️Mora'da 1821'den önce 80 bine yakın Türk yaşıyordu. 1829 itibariyle bunların hiçbiri kalmamıştı.
MORA VE TRİPOLİÇE KATLİAMLARININ DEHŞET VEREN HİKAYESİ
↘️
https://t.co/Q2WsmZLna9
💥BARBAR RUMLARIN VAHŞETİ💥
🔴 Kıbrıs'ta 50 yıl sonra defin:
Yarım asırlık acıda isimler yeniden okunuyor
📌 1974 Barış Harekatı'nda katledilen ve 52 yıldır kimliği belirlenemeyen şehitlerin cenazeleri, DNA eşleşmeleriyle tespit edilerek dualarla toprağa verildi
📌 Peki yarım asır sonra kimlikler nasıl bulundu?
30 Eylül 1918'de, Şam henüz düşmeden önce, Osmanlı ordusu ve yönetimi içinde gizlice örgütlenen Arapçı paralel yapının kurduğu cunta, Türk komuta kademesine karşı darbe yaparak tasfiye ettiğini ve şehirde yönetimi ele geçirdiğini anlatmıştık.
Çok daha korkunç bir mevzu var:
Şam darbesi yaşanmadan önce Cemal Paşa, Şam'ın savunmasını Iraklı Arap Korgeneral Ali Rıza Paşa er-Rikabi'ye emanet etmişti. Rikabi, emrindeki Osmanlı piyadesini savunulamaz mevzilere, topçuyu ise su bulunmayan ve sürdürülemeyecek bir mevziye yerleştirdi. Ardından Şam'ın savunma planlarını da yanına alarak şehirden ayrıldı, İngiliz hatlarına geçti ve planları Çöl Süvari Kolordusu Komutanı General Harry Chauvel'e teslim etti.
General Barrow, Rikabi'nin bu davranışını açıkça 'ihanet' olarak niteledi ve karşısındaki tablo karşısında şaşkınlığını gizlemedi. Fakat Barrow'un bilmediği çok daha önemli bir ayrıntı vardı: Rikabi, el-Fetat üyesiydi ve 1917'de Lawrence ile Şam yakınlarında gizlice görüşmüştü. Bu görüşmede Lawrence'a Şam'daki Osmanlı birliklerinin mevcudu ve askerî durumu hakkında bilgi vermişti.
Şam düştükten birkaç gün sonra vali oldu. 1920'de ise Emir Faysal tarafından başbakanlığa getirildi. Kısacası, Osmanlı ordusunun savunma planlarını düşmana teslim eden Rikabi, yeni kurulan düzende hızla en üst makamlara yükseldi. Türk'e ihanetinin mükâfatını fazlasıyla aldı.
Anti-Kemalist soytarılar yıllardır Arap İsyanı'nın olmadığını söyleyip cephenin çökme sebebinin Mustafa Kemal Paşa'nın izinsiz-habersiz ricat etmesine bağlıyor.
Kimse Mısır Sefer Kuvvetleri içindeki yaklaşık 140 bin Arap askerî personelden bahsetmedi. Kimse 1916–1918 arasında cephe gerimizde on binlerce Arap isyancının faaliyet gösterdiğini anlatmadı. Kimse Osmanlı ordusu ve yönetimi içine sızmış Arapçı paralel yapıdan söz etmedi. Kimse Şam'ın savunması kendisine emanet edilen hain Arap generalin savunma planlarını İngilizlere teslim ettiğini anlatmadı. Kimse Şam'da İngiliz birliklerinin coşkuyla karşılandığını, Halep'te ise İngiliz kuvvetlerinin şehre yerel Arapların yardımıyla girdiğini söylemedi. Yıllarca bütün bu tablo görmezden gelindi, cephedeki çöküş birkaç ricat kararına indirgenerek anlatıldı.
▪️Bu ifadelerin yer aldığı şiirin Yunan milli marşı olarak kabul edilmesi bile bize ebedi düşmanlık demektir. Hatta savaş sebebi bile olabilir.
İzleyin, okuyun ve düşünün lütfen.
Biz orada tatildeyken yüzümüze okusalar azdır.
***
Derin okyanus, işte böyle uğuldasın isterdim
Ve dalgasında boğulsun, her Türk tohumu
Neden muharebe yavaşladı bir an?
Neden azaldı dökülen kan?
***
Hem palaskalar hem kılıçlar
Etrafa saçılmış beyinlere,
Baştanbaşa yarılmış kafataslarına,
Kımıl kımıl oynayan iç organlarına bulanmış.
***
Köpekler azalıyorlardı
Ve Allah diye bağırıyorlardı, Allah!
Fakat Hıristiyanların dudakları daha doğruydu;
Ateş diye bağırıyorlardı Ateş!
***
Aslanlar gibi vuruşuyorlardı
Hep Ateş! Diye bağırıyorlardı
Ve pislikler ölüyorlardı.
Allah! Diye böğürerek..
***
Pis kanları nehir olmuş
Ovada akmakta
Masum otlar su yerine
Kan içmekte.
***
En cesurları sarsıldı.
Kör adımlarıyla,
Korint’ten kovuldular
Saklandılar ve kaçtılar.
***
Ölüm meleğini gönderir.
Kıtlık ve hastalıkla dolar,
İskelete benzer şekilleri
Yürürler öyle yan yana.
***
Çimlerin üzerinde uzanıyor
Ve her yerde ölüyorlardı.
Sefil ve umutsuzca
Bu terk edilmiş sefil artıklar.
***
"Mora'daki soykırım niteliğindeki bu vahşet/cinnet çılgınlığı, ancak öldürülecek hiç Türk kalmadığında sona erdi."
İngiliz tarihçi ve yazar William St. Clair
Baltık Almanı bir subay ve aristokrat Woldemar von Löwenstern ise gördüğü vahşete dayanamayıp intihar etmişti.
What tourists never hear about the Peloponnese in Greece. In 1821, Greek rebels carried out a sweeping ethnic cleansing across the Peloponnese. Greeks killed every Turk they could find and kept going until none were left.
When not one Turk remained, they burned 400 years of Turkish life the monuments, the gravestones, and the bones in the graves.
1821. The Morea. Total ethnic cleansing. #TripolitsaMassacre #ForgottenHistory
Bilecik’te dolaşıp Osmanlı’nın ilk başkentinde neden hiç tarihi bina, çarşı vb yapılar yok, anlamamıştım.
Bazı harabeleri görüp yeni şehrin farklı yere kurulduğunu sanmıştım.
Koca bir şehirmiş. Ayakta kalsa, Safranbolu gibi muhteşem bir yer olacakmış.
Yunanlılar, Gazze gibi yok etme ve insansızlaştırma politikası uygulamışlar.
Soykırım, yıkım, yağma, tecavüz, işgal..
Neler olmuş neler.. Affedilemez.
Kiev Gazetesinin 1912'de savaş muhabiri olarak Balkanlara gönderdiği Lenin'in yoldaşı Troçki'nin kaleminden 7 milyon Türk'ün katledildiği Balkan Katliamlarına dair küçük bir pasaj: Vardar Köprüsü'nün altında başsız cesetler yığılmıştı, şehrin tam ortasında...
İzleyin👇unutmayın
Sakarya’nın en az anlatılan gerçek yüzü şudur:
Resmî kayıtlarda 5.713 şehit yazar.
Gerçek tablo daha ağırdır.
Binlerce Mehmetçik “kayıp” diye geçti.
Çünkü cesetleri Yunan işgalindeki arazide kaldı, aceleyle toprağa verildi veya yaralı olarak hastaneye gidip savaş bittikten sonra şehit oldu.
Yıllar sonra yapılan saha araştırmaları ve jeoradar çalışmaları, resmi listenin çok ötesinde mezarı ortaya çıkardı.
2014’e kadar yalnızca 201 şehidin yeri biliniyordu.
Buna bir de şu eklenir:
Subay kaybı o kadar yüksekti ki bazı birliklerde yüzde 70-80’e ulaştı.
Subaylar en önde, erlerin işini de üstlenerek savaştı.
Bu yüzden savaş “Subay Muharebesi” olarak anılır.
Başkomutan ise 12 Ağustos’ta keşif sırasında atından düşüp kaburgalarını kırdığı halde cepheyi terk etmedi.
Kırık kaburgayla 22 gün 22 gece savaşı yönetti.
Sakarya, hat savunması değil, vatanın her karışının kanla savunulmasıydı.
1683 Viyana’dan beri süren 238 yıllık geri çekiliş, tam 13 Eylül’de burada durdu.
Rahmet, minnet ve saygıyla.🇹🇷
The great truth that all 90 million citizens of the Republic of Turkiye absolutely must know:
🔥 Sensational History Exposed:
When the Greek army retreated across Western Anatolia in 1922, they left a trail of total devastation. Over 100,000 Turkish civilians massacred, and historic cities like Manisa, Alaşehir, and Uşak burned to absolute ash using a systematic scorched-earth policy. Even international Red Cross reports (the Gehri Commission) documented the horrifying atrocities. History remembers what the textbooks try to bury! 🚨🇹🇷 #Anatolia1922 #History #Truth
A wolf may endure a harsh winter, but it never forgets the chill of the frost...
GREEK BRUTALITY IN #WESTERN ANATOLIA.
✒️3,291,000 cattle and small cattle were destroyed.
✒️141.874 Houses were burned and destroyed.
✒️640,000 #Turks were massacred.
✒️860,000 Turks were exiled.
Greece is the only country convicted of war crimes in the Treaty of Lausanne!
“Osmanlı ordusunda bulunan birtakım Arap subaylar İngiliz tarafına geçti ve para karşılığı Osmanlı ordusunun harekât planlarını İngilizlere verdi. Kimse bunun aksini iddia edemez.”
Prof. Yusuf Halaçoğlu’nun anlattığı bu ibretlik tarihî olay, bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor:
Ordunun gücü sadece silahında değil; sadakatinde, disiplininde ve devletine bağlılığındadır.
TSK’nın neden yalnızca bir kurum değil, devletin güvenliği açısından vazgeçilmez bir yapı olduğunu anlamak için tarihimize bakmak yeterli.