Sadece Sabah Yazarı Dilek Güngör’ün yazısının okunmasını salık verdim.
Başıma iş aldım, İstanbul’dan Gaziantep’e arayan arayana, yazan yazana.
Aralarında milletvekilleri, meslek kuruluşlarının başkanları ve esnaf kesiminden önemli isimler vardı.
Vergi borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin açıklanan teklife tepkiliydiler.
Ana borca eklenen yüzde 44’lük gecikme faiziyle birlikte yüzde 39 tecil faizi uygulayıp 72 ay vade yapmanın beklenen faydayı sağlamayacağını söylediler.
Bir sanayi odası başkanı şöyle dedi:
“Eskiden yapılandırma olduğunda ana para ödenerek borç kapatılır, taksitlendirme olursa düşük tecil faizi uygulanırdı. Mevcut uygulamaya yeniden yapılandırma denmez.”
Bir esnaf şu örneği verdi:
“1 milyon liralık vergi borcum faiziyle 3 milyonu aştı, yeni teklifi yapay zekaya sordum borcum 9 milyon lirayı aştı.”
Denebilir ki herkes borcunu zamanında öderken, ödemeyene neden kolaylık sağlanıyor?
Teorik olarak doğru.
Ancak 3 yılı aşkın süredir uygulanan vergi tazyiki ve yüksek faiz, ödeme kapasitesini zayıflatıyor.
Vergi oranını arttırınca tahsilat artmıyor, adil ve uygulanabilir bir vergi sistemi kurulmadan teorideki doğru pratikte anlamsızlaşır.
Sokaktaki öfkeyi aktardım, ilgilenen payına düşeni alır, ilgilenmeyen bildiğini okumaya devam eder.
Takdir kendilerinin.
Cumhurbaşkanımız, yeni mağduriyetlere yol açılmaması için hobi bahçeleri tartışmasının yeniden değerlendirilmesini istemişti.
Bu amaçla Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın başkanlığında komisyon kuruldu.
Komisyon kararı çıkmadan Tarım Bakanımız İbrahim Yumaklı, şöyle dedi:
‘Hobi bahçesi yoktur, kaçak yapı vardır. Hobi bahçelerine asla yasal statü verilmeyecektir’
Daha önce olası mağduriyetlere dikkat çekmiştik ama hükümetin iradesi buysa, eyvallah.
Yasa ve yönetmelik hükmü ortada, adı hobi bahçesi, bağ evi, kırsal ev ne olursa olsun, tüm kaçak yapılar hiç vakit kaybetmeden yıkılsın.
Yıkılmıyorsa suç işleniyor.
Yıkacak kudret yoksa büyük laf edilmesin.
Ve bir an önce bu mevzu çözülsün, yeterince ayrıştığımız konu var, hiç olmazsa burada kavga etmeyelim.
Zaten sandıkta muhasebesi yapılır, kim haklı kim haksız ortaya çıkar.
Gündemin yoğunluğu nedeniyle dün gözden kaçan önemli bir açıklama vardı.
İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran dedi ki:
“Enflasyonla mücadele programına ara vermeliyiz.”
İran savaşı ve sonrasında petrolün 90/100 dolara çıkmasıyla mevcut programı sürdürmenin imkansız hale geldiğini anlatan Aran, şöyle devam ediyor:
“Şimdi Merkez Bankası ağzıyla kuş tutsa enflasyon yüzde 27. Enflasyonla mücadele programını bıraktım dese yüzde 32. Böyle olunca enflasyonla niye mücadele edeceksiniz?”
Doğrudur, kontrollü değişikliğe ihtiyaç olduğu kanaatindeyim.
3 yılı aşan, ne zaman biteceği belli olmayan ‘kemer sıkma’ politikasının tahribatı ve siyasi faturası ağır olur.
Toplum bunaldı, kemeri gevşetmeye ihtiyaç var.
Vatandaşın sırtındaki yük azaltılmalı, alım gücü arttırılmalı, reel sektör desteklenmeli ve sosyal politikalar güçlendirilmelidir.
Kahramanmaraş’taki elim hadiseden sonra herkes sorunun çözümüne dair önerilerini tartışmaya açmaya başladı.
İyi niyetli ve yapıcı her öneri kıymetlidir, değerlendirilmelidir.
Ben de yurttaş olarak onlarca öneri sıralayabilirim.
İlk sıraya ‘güçlü ve sağlıklı aile’ konusunu koyarım.
Aile çökerse toplumsal çürüme başlar ve hız kazanır.
Önce aile.
Cumhurbaşkanımızın, hobi bahçeleri ve yeni Trafik Yasasını yeniden değerlemeye alması, tansiyonu düşürdü.
Daha önce de kritik tartışma konularına müdahale ettiğinde toplumda rahatlama olmuştu.
Yıllarca birlikte çalışma imkanım oldu, pragmatik yönünü biliyorum, kendisine iletilen sorunlar karşısında çözüm odaklı tavrına şahidim.
Demem o ki;
Cumhurbaşkanımızın, etrafındaki çemberi aşarak can yakıcı iç sorunlara doğrudan müdahalesi ve muhataplarıyla görüşmesinin çok faydalı olacağını düşünüyorum, son hadisede olduğu gibi.
Mesela.
Ekonomi yönetimini komple toplayabilir.
Reel sektör temsilcileriyle buluşabilir.
Kanaat önderleriyle istişare edebilir.
Eski vekil ve yöneticileri dinleyebilir.
Ve diğerleri.
Ama bu buluşmalar, bildik ‘konferans’ düzeneği içinde değil ‘fikir jimnastiği’ şeklinde olmalıdır.
Bu trafik, cumhurbaşkanımızı daha geniş kesimlerle buluşturacak, hapsedilmek istenen dar alanın dışına çıkarak nefes aldıracak, sorunları başka bir perspektiften dinleme fırsatı olacaktır.
Olursa, güzel olur, iyi olur, faydalı olur.
Buna fazlasıyla ihtiyaç var.
Fahiş fiyatlarla mücadele kapsamında her gün işletmelere ceza kesiliyor.
Üreticiden tüketiciye ulaşana kadar fiyatlardaki baş döndürücü değişimin yakından takibi ve yaptırıma tabi tutulması, elbette önemlidir.
Ancak.
Sadece müfettiş, zabıta ve bekçiyle piyasa kontrolü sağlamaya çalışırsanız, kendinizi kandırırsınız.
Sizi yanıltmasın, şu küçük notu da düşmeliyim;
Geçmiş dönemlerden farklı olarak, ürünün kendisi fiyatın içinde en düşük paya sahiptir.
İşçilik, nakliye, vergi ve kira, ürünün tarladaki veya tezgahtaki ilk fiyatının bir kaç katıdır.
Temel mesele, sistemiktir.
Bataklığı kurutmadan fırsatçıları yok edemezsin.
Devlet.
Çorba satmaz, salatalık satmaz, domates satmaz.
Esnafıyla, taciriyle, müteşebbisiyle rekabet etmez.
Piyasayı regüle eder, rekabet şartlarını denetler.
Marketçi yaptığın genel müdürü bedava da çalıştırsan, kurum zararı 4/5 milyardan aşağı olmaz, fiyatlar düşmez.
Tekelleşmeyi önlemezsen, kestiğin cezaları fitre gibi gören zincir marketlerin, fiyat ve istihdam politikasındaki rolünü azaltamazsın.
Hal Yasasını çıkarıp üretici ve tüketici arasındaki mesafeyi kısaltmazsan, tarlada 60 lira olan sarımsakı 220 liradan yersin.
Kira, akaryakıt, vergi gibi giderleri azaltan formülleri bulamazsan, tarlada 800 lira olan yaban mersinini tezgahta 1.370 liradan alırsın.
Alım gücünü arttıramazsan, tüm tüketicileri tarlaya taşısan, tezgahın başına götürsen bile her şey ona pahalı gelir.
Özetle.
Sistemi kur, maliyeti düşür, denetle ve alım gücünü arttır.
Savaşın tansiyonu düştü.
Biraz içeriye bakalım.
Uzunca süredir kamuoyunda tartışılan ve çözüm bekleyen sorunlar dizisi var.
Adli operasyonlardan hobi bahçelerine, polislerin özlük haklarından emeklilik sistemine, asgari ücretin iyileştirilmesinden hükümet sisteminin aksayan yönlerine kadar.
Sorunlar birbirinden farklı gözükse de temelde çözümü aynı kapıya çıkıyor.
Kamu yararına halel getirmeyecek, toplumsal barışı bozmayacak, sistemin fonksiyonlarını güçlendirecek, refahı tabana yayacak, özgürlükçü ve adil mekanizmayı kuracak reformların art arda meclis gündemine getirilmesi gerekiyor.
Nasıl vatandaş faturasını son gün öderse, siyaset kurumu da önemli düzenlemeleri ya meclis kapanırken ya bütçe geçerken son dakika çıkarmaya çalışır, maalesef.
Şu kötü alışkanlığı bırakıp bu yılı ‘reform yılı’ ilan ederek, aceleyle hazırladıkları değil geniş istişarelerle oluşturdukları reform paketlerini son ana bırakmadan çıkarmalıdır.
Seçim takvimine sıkıştırılmış düzenlemelerdeki aceleciliğin etkileri zayıf olacağı gibi seçmen davranışına etkisi de sınırlı kalacaktır.
‘Beni seçim ilgilendirmez’ diyen ve topluma uzak bürokratlarla bu hazırlıklar nasıl yapılır, o da ayrı bir mesele.
Kararlardaki isabet oranını arttırmak için siyasi aklı önceleyen bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu da belirtmeliyim.
Özetle.
Kervanı yolda dizen değil devrimlerle makus talihi değiştiren anlayışa tekrar dönmek gerek.
Ve kum saati işlemeye başladı.
Yeni hükümet sisteminin alt yapısı iyi kurgulanamadığı için maalesef bürokratik oligarşi hortladı, en parlak dönemini yaşıyor.
Siyaset kurumu ise kötürüm vaziyette, politikalara etkisi neredeyse sıfırlandı.
O nedenle, bir bürokrat kalkıp küstahça, siyasi otoriteye meydan okurcasına ‘seçim dönemi beni sıfır ilgilendiriyor, maliye genişlerse ben daha fazla sıkılaştırırım’ diyebiliyor.
Bir: ‘Ben’ diyorsun, sahiden sen kimsin? Başkanın var, başkanının başkanı var.
İki: Siyasi otoriteye meydan okumaya nasıl cüret ediyorsun?
İki yıldır zaten çuvalladınız, ekonominin içine ettiniz, enflasyonu önleyemediniz, bir de vır vır konuşuyorsunuz.
Haddini bil, işine bak.
Siyasete ayar vermeye kalkma.
Ramazan Bayramı’nın birinci gününde Van’daydık.
Valiliğimizde gerçekleştirdiğimiz ziyaretin ardından, Hüsrev Paşa Camii’nde eda ettiğimiz Cuma Namazı ile bayramın manevi iklimini hep birlikte soluduk.
Gürpınar Jandarma Komando Tabur Komutanlığımızda; vatan nöbetini büyük bir fedakârlıkla sürdüren kahraman komandolarımızla bayramlaştık. Görevi başında, ailesinden uzakta olan personelimizin kıymetli aileleriyle görüntülü görüşmeler gerçekleştirerek bayram sevincini paylaştık.
Programımıza telefonla bağlanarak kahraman Jandarma Komandolarımızın bayramını tebrik eden Muhterem Cumhurbaşkanımız @RTErdogan’a şükranlarımı arz ediyorum.
Günün devamında, Vanlı hemşehrilerimizle bayramlaşma programında bir araya gelerek bayramın birlik ve beraberlik ruhunu paylaştık.
Van’da, milletimizin birliği, devletimizin gücü ve güvenlik güçlerimizin sarsılmaz iradesiyle bir kez daha gurur duyduk.
Bayramın; birlik, beraberlik ve huzurumuza vesile olmasını diliyorum. 🇹🇷
Kurban Bayramı tatili boyunca meydana gelen 3 bin 913 trafik kazasında 44 vatandaşımız hayatını kaybetti, 6 bin 370 vatandaşımız yaralandı.
Geçen Ramazan Bayramının ilk 4 gününde 34 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 4 bin 784 vatandaşımız yaralanmıştı.
Orantısız radar tedbirine rağmen hem ölüm hem yaralı sayısı azalmamış aksine artmış.
İlginç bir bilgi seti daha var:
-Hız sınırı 140 km olan otoyollarda hiç ölümlü kaza yaşanmamış.
-Hız sınırı 130 km olan otoyollardaki kazalarda sadece 2 kişi hayatını kaybetmiş.
-Hız sınırı 50 km ile 80 km arasında değişen yollardaki kazalarda rekor kırılmış, hayatını kaybedenlerin sayısı 22’ye çıkmış.
-Hız sınırı 90 km ile 110 km arasında değişen yollardaki kazalarda ise 20 kişi hayatını kaybetmiş.
Hız sınırı düştükçe ölümlü kaza sayısı artmış!
Buradaki asıl espri şu; yol kalitesi nitelikli hale geldikçe, kurallar standarta bağlandıkça, o güzelim otoyollarda gibi hızı arttırsanız bile diğer yollardakine oranla kaza riski yükselmiyor.
İşte bizim de ısrarla vurguladığımız nokta buydu.
Yol altyapısını güçlendirmeden, işaret levhalarını usulüne uygun hale getirmeden, kuralları standartlaştırmadan, her köşeye radar yerleştirmenin beklenen sonucu üretmeyeceği aşikardı.
Nitekim, İçişleri ile Ulaştırma Bakanlıkları ortak komisyonla hız uyarı levhalarını tekrar gözden geçirme kararı almışlar.
Doğru yapmışlar.
Karar vericilerin iyi niyetinden şüphem yok, uyaranların da…
Hatayı kabullenmek erdemdir, İnşallah doğruyu birlikte buluruz, yollarda huzur ve güveni tesis ederiz.
Yeni bir toplumsal reaksiyon, öncelikli sorunlar listesini altüst etmeye aday gibi gözüküyor.
Yapay zekayla desteklenen ve her güzergaha belirli aralıklarla yerleştirilen radarlar, köy yollarındaki traktörlere varan abartılı kuşatmalar, trafik kontrolünden ziyade tahsilat seferberliğini çağrıştırıyor.
Toplumsal öfke her geçen gün katlanıyor.
Zira, 3’er şeritli duble yollara 50 km hız sınırı koyup 30 km arayla radar yerleştirilmesi, çevre yollarının, otoyolların radar tarlasına dönüştürülmesi ve köy yollarına kadar girilmesi ‘can kaybını önleme’ amacıyla açıklanamaz.
Trafiğin yoğunluktan durma noktasına geldiği ana arterlerdeki radar yoğunluğu da öyle.
Trafikte denetim kuşkusuz çok önemlidir.
Cezada temel amaç, ‘önleyici’ nitelikte olmalı, ‘nasıl ceza yazarım’ kurnazlığıyla değil.
Devlet, vatandaşına tuzak kurmaz.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e yönelik fiziki saldırı, alçakça planlanmış provakatif bir eylemdir.
Lanetliyoruz.
Kınıyoruz.
Toplumsal barışı dinamitleyi hedefleyen bu alçaklık, asla kabul edilemez.
Fikri ayrılıklar demokratik meşru zeminde tartışılır ama şiddetle şekillendirilemez.
Geçmiş olsun.
Kırlangıç otu bitkisi bir ismide"Gözlük Kıran,
Geçmeyen illet hastalık Migren,Sinüzit ve
karaciğer yağlanması söküp atıyor.
Gözlük kullananlarda gözlüğünü atıyor.
Para almıyorum bu işi "Allah rızası için yapıyorum"