Tutuklu İbb imar müdürü Ramazan Gülten (kaçak yapıları yıktırırken dayak yemişti hatırlarsanız)
Hiç gelirleri yokmuş.
Bir çocuk kitabı yazmış eşi resimlerini çizmiş. Kitabın adı Müjde Kuşu. Kitap 113 TL.
Tüm Vatansever kardeşlerimden bu konuda destek ve paylaşım bekliyorum 🫶
Ece İrtem katıldığı her programda babasının mesleği sorulduğunda,
"Cumhuriyet savcısı" diyor.
"Savcı" değil bakın, "Cumhuriyet savcısı"
Bu sıradan bir şey değil, mesleğe, ülkeye hassasiyetin de göstergesi bence..
Tek başına bu bile mesleki yolculuğunda yaşadığı güçlükleri anlatıyor.
Kimileri parlatılır, kimilerinin ışığı görmezden gelinir.
Ayrıca
Utanmadan yasaklı madde iddiaları üzerinde tepinip yazanlar, ekranda programında bunu köpürtenler...
Cenaze sizin evinizden cikmayınca ne kolay böyle davranmak.. Çoluğunuz çocuğunuz vardır. Evladını toprağa veren o "Cumhuriyet savcısı"nın, o annenin yanan yüreğinden çekinin biraz.
Bence kendisine vasi atanmalı ! Ne dediğini bilmiyor . Bir cümle sonra kendi söykediğini inkar ediyor ! Oğlu falan başvursa keşke ! Bakalım yargı bağımsız mı ?
Türk futbolunun en büyük başarısı nedir diye sorsalar, sanırım artık sahadaki sonuçları değil, sonuçlardan bağımsız olarak umut satabilme becerisini söylerim.
Çünkü biz dünyada belki de başarısızlığı bu kadar uzun süre başarı gibi pazarlayabilen ender milletlerden biriyiz.
Her turnuva öncesi aynı filmi izliyoruz. Bu kez farklıyız, bu kez hazırız, çok iyi bir jenerasyon geliyor. Sonra turnuva başlıyor ve birkaç hafta sonra eve dönüyoruz.
Eskiden milli takım kaybettiğinde insanlar gerçekten üzülürdü. Çünkü ortada kaçırılmış bir fırsat vardı. Şimdi ise kaybetmek bile kurumsallaştı. Maç bitiyor, teşekkür mesajları yayınlanıyor, videolar hazırlanıyor. Sanki Dünya Kupası’ndan elenmedik de yeni sezon ürün lansmanını tamamladık. Hatta bazen futbolun kendisi, reklam kampanyalarının arasına sıkışmış küçük bir ayrıntı gibi duruyor. Bir oyuncunun hangi arabaya bindiğini, hangi saat markasıyla çalıştığını, hangi şampuanı kullanıp hangi krakeri yediğini biliyoruz. Ama son üç beş maçta kaç ikili mücadele kazandığını bilmiyoruz. Eskiden başarı para getirirdi, şimdi bazen para başarıdan önce geliyor. Henüz büyük bir şey kazanmadan yıldız gibi yaşamak, kupaya dokunmadan efsane muamelesi görmek mümkün.
Belki de Türk futbolunun en büyük rakibi Almanya, İspanya ya da Arjantin değildir. Belki de en büyük rakibi kendi anlattığı hikâyedir. Çünkü biz futbol oynamaktan çok futbol hikâyesi anlatmayı seviyoruz. Daha ilk düdük çalmadan destan yazıyor, grup aşaması başlamadan yarı final hesapları yapıyoruz. Sonra sahadaki gerçeklik gelip suratımıza tokat gibi çarpıyor. O zaman da dönüp hakemi, çimi, fikstürü, havayı, şansı konuşuyoruz. Bir tek futbolu konuşmuyoruz.
Oysa dünyanın büyük futbol ülkeleri kendilerini olduklarından büyük göstermeye çalışmıyorlar. Çünkü gerçekten büyükler. Biz ise bazen büyük görünmeye çalışırken büyümeyi unutuyoruz. İşin acıklı tarafı şu, Bu ülkede yetenek de var, potansiyel de. Ama bir noktadan sonra formanın ağırlığı yerine reklam sözleşmelerinin ağırlığı hissedilmeye başlanıyor. Futbolun en acımasız tarafı budur. Sahaya çıktığında herkes eşitlenir. Takipçi sayısı, reklam anlaşmaları, mavi tikler, photoshop pozlar, bolca hamaset, bol sıfırlı primler anlamını yitirir. Geriye yalnızca karakter, mücadele, cesaret ve istek kalır. Dünya Kupası da biraz bunun turnuvasıdır. Kim daha çok isterse onun hikâyesi büyür, kim daha çok konuşursa değil. “Vatandaşlarımızdan özür dileriz…” cümlesini yeteri kadar duyduk. Yıllardır hikâyeyi sahada yazmak yerine mikrofonun önünde anlatmaya çalışıyoruz. Belki de sorun budur. Belki de bu yüzden her turnuva sonunda aynı cümleyi duyuyoruz, “Önümüze bakacağız...” Biz yıllardır önümüze bakıyoruz zaten. Belki de artık biraz aynaya bakmanın zamanı gelmiştir.
#BizimÇocuklar
#DünyaKupası2026
#WorldCup
#FifaDünyaKupası
Partiye kadın kotasını ben getirdim diyor Kılıçdaroğlu. Sorar mısınız kendisine;Mehmet Bekaroğlu’nu neden yıllarca getirdiği kadın kotasından milletvekili adayı gösterdi? @baristerkoglu@ilgazsenem
Yozgat’ın Yerköy ilçesine bağlı Beserek köyünde yaklaşık 5 yıl önce eşini kaybedince köyde tek başına kalan 83 yaşındaki Fethiye Mertcan, her yağışta çatısı akan köy evinin bakımının yapılması için yetkililerden yardım istedi:
''Kimse yardım etmiyor. Eşim öldü 4-5 sene oldu. Kimse yardım etmiyor. Yerköy’den hayrına yapacaklardı geldiler bu hale getirdiler. Yardım bekliyorum. Benim evimin yapılmasını bekliyorum.''
@zekikayahan Yaratılan onca güvensizliğe inat, gecenin bi' yarısı, birlikte
#matrax#kafaradyo
dinlemenin
@zekikayahan 'ın sesiyle buluşmanın verdiği o bağlayıcılık, o güven, o tatlı huzur
Toplum adına teşekkür ederim
Zeki Kayahan Coşkun
Seviliyorsunuz
TRT spikerinin İran ile Yeni Zelanda'yı karıştırarak maç anlatması bireysel hata değil. Vergilerle yürüyen milli kanalın kurumsal durumudur. Hazırlık, bilgi, heves, heyecan, gayret, özen, liyakat, kontrol, ciddiyet, denetim, çaba, yok. Rehavet ve umursamazlık var. Hazin.
🗣️"Ekrem İmamoğlu’nu bu dosyadan çıkarın, buradaki insanları bir gün bile tutuklamazlar!"
Buğra Gökce'nin avukatı Afşin Hatipoğlu'ndan dikkat çeken İmamoğlu vurgusu;
📢 "Gidin ülkedeki bütün adliyeleri dolaşın; rüşvet, zimmet, görevi kötüye kullanma gibi suçlardan 15 ay tutuklu yatan tek bir kişi bulamazsınız! Seri numarası alınmış parayla suçüstü yakalanan tapu müdürleri bile 4 ayda çıkıyor. Peki bu insanlar niye 15 aydır hücrede? Çünkü dosyaya 'örgüt kılıfı' giydirdiler! Çıkarın Ekrem İmamoğlu’nu bu dosyadan, buradaki sanıkları bir gün bile tutuklayamazlar. Hepsi İmamoğlu’nu kuşatmak için seçilmiş dolgu malzemesidir!"
Kart’a göre yaşananlar, CHP’deki “mutlak butlan” tartışmasının çok ötesine geçmiş durumda. CHP’li Akademisyen ve Siyasetçi Örsan Öymen’in açıklamaları da bu değerlendirmeleri destekler nitelikte:
“Kemal Bey beni aradı ve ona bazı sorular yönelttim. Benim çıkardığım sonuç şu: Kılıçdaroğlu hem belediye başkanlarının tutuklanması sürecinin hem de mutlak butlan meselesinin bizzat içinde.”
✒️ Sultan Özer (@ozer_sultan) yazdı
https://t.co/dMex4KuYiN
Ya cenazemizi alacaksınız, ya hakkımızı vereceksiniz!
1200 metre yer altında açlık grevindeki maden işçisi sesleniyor:
“Yer üstünde çözüm bulamadık. Buradan ancak bizim cenazemiz çıkar. Açız, sadece suyla duruyoruz.”
Aylardır maaşlarını alamayan, coplanan, gözaltına alınan, sesleri duyulmasın diye iletişimleri kesilen madenciler artık yaşamları pahasına direniyor.
#KiremitçiyeHuzurYok
Daha çok teşvik daha çok sömürü
Madenciler hakları için direnirken iktidarın tercihi yine patronlar oldu. Emekçilerin karşısına polisi diken rejim kömür şirketlerini teşvike boğdu
https://t.co/8NSqjBGmTE
Bugünün BirGün'ü
Ben Hanımefendinin böyle bir şey söylemiş olduğuna inanmak istemiyorum. Herhalde söylememiştir. Çünkü bu iddia, sadece bilimsellikten uzak bir safsata değil, aynı zamanda toplumdaki her sorunun faturasını kadına kesmeye çalışan gizli (ya da gayet açık) bir kadın düşmanlığının yansımasıdır. "Çok okumuş anne sorunlu çocuk büyütür" önermesi, cehaleti kutsamaktan ve kadının eğitim almasını, kendini gerçekleştirmesini bir tehdit olarak görmekten başka bir şey değildir.