AYNI KUR’AN’I OKUYORLAR
📖 Taliban okuyor, kafa kesiyor
📖 Maraşlı okuyor, karın deşiyor
📖 IŞİD okuyor, kadın satıyor
📖 Sivaslı okuyor, adam yakıyor
📖 El Nusra okuyor, kendini patlatıyor
📖 Cübbeli okuyor, deve sidiği içiyor
📖 FETÖ okuyor, ortalığa sümük saçıyor
📖 Boko Haram okuyor, kadın taşlıyor
📖 Hasan Mezarcı okuyor, mehdi oluyor
📖 İran okuyor, adam asıyor
📖 Suudi okuyor, Yemen’i bombalıyor
📖 Adnan Hoca okuyor, kızlarla gulu gulu dansı yapıyor
📖 Tarikatlar ve cemaatler, emperyalistlerin Türkiye’yi parçalamak için Anadolu’da kurguladıkları ileri karakollardır.
📖 Bizim verdiğimiz vergilerden nemalanarak efendilerine hizmet ederler.
📖 İslamiyet, İsrailiyata kurban edilmiş bir dindir.
📖 Arı duru İslam, Yahudi mitolojisi ile bir efsaneye dönüştürüldü.
📖 Bu nedenle İslamcılık ve muhafazakâr dindarlık mitolojik bir yaşam biçimidir.
📖 Sünnet bile Yahudi geleneğidir. Bütün Yahudiler sünnetlidir. Aynı şekilde başörtüsüne…
📖 O nedenle bilimle, akılla, hoşgörüyle sorunludur.
📖 İslam yeniden ihya edilmeli…
📖 Bir karış sakal bırakıp kafaya takke ve türban takınca daha inançlı olduğunu sananlara:
📖 Kılda tüyde keramet olsa keçiler evliya olurdu.
📖 Arap, aptalı yolmanın yolunu bulmuş. Üç taş, beş dolar.
📖 Adamlar yıllarca aynı taşı, on milyon kişiye satmışlar. Haydi, gel gel arkadaş. Üç taş, beş dolar.
📖 1400 yıldır para verip şeytan taşlıyoruz; ne şeytan öldü ne de biz akıllandık…
📖 Bütün dünya “yapay zekâ” yüzünden gelecek endişesi içindeyken, biz ise “geri zekâ” yüzünden gelecekten endişe ediyoruz.
📖 Hiç kusura bakmayın.
📖 TC ilelebet yaşayacaktır.
📖 Ayağı çarıklıların kazandığı bu ülkeyi kafası sarıklılara bırakmayacağız.
Basri Yalta
🔴 Fatih Altaylı'dan Melik Gökçek'e sert sözler:
"80 yaşına merdiven dayadınız, bir yılı aşkın bir süredir hapishanede tutulan birinin eşine dil uzatırken bir nebze olsun utanmadınız mı! Bir katre olsun vicdanınız sızlamadı mı!
Ya siz Nevin Gökçek, en azından siz kocanıza “Terbiyesizlik yapma, çok ayıp. Yakışıyor mu bu yaptığın?” demediniz mi!
Ya da belki de siz kendisine haddini bildirdiğiniz için paylaşımını sildi. Eğer öyle ise ağzınıza sağlık.
Ankara’nın eski belediye başkanının yaptığı “terbiyesizce hareketten” herhalde haberiniz var. İBB’nin tutuklu başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu’nun denize girerken bir fotoğrafını yayınlayıp, “Bilin bakalım, Bodrum’da keyif yapan bu hanımefendi kim?” diye sordu.
O kadar çok tepki aldı, o kadar çok küfür, hakaret yedi ki paylaşımını silmek zorunda kaldı.
Ben de bu beye, bir tutuklunun bu konulardaki fikrini ve hissiyatını anlatayım.
Anlamaz ama denemekte beis yok.
Dışarıdaki sevdikleriniz ne kadar keyifli ve mutlu ise, siz içeride o kadar mutlu ve keyifli oluyorsunuz. Onlar geziyorsa, siz kendiniz gezmiş gibi seviniyorsunuz, onlar tatile giderse siz tatile gitmiş kadar neşeli oluyorsunuz.
Melih Gökçek pek anlamaz ama insani durum aynen böyle tezahür ediyor.
Sevdiğiniz insanların dışarıdaki ruh hali, sizin içerideki ruh haliniz oluyor.
Bu yüzden de bana sorarsanız eşinin denize girmesi Ekrem İmamoğlu’nu mutlu etmiştir.
Bir gün Türkiye’ye gerçek adalet gelip içeri atıldığı gün, Melih Gökçek de ne demek istediğimi anlayacaktır.
O gün, onun için de benzer bir şey söylenirse eğer, onun eşini savunan da yine biz oluruz, kimse merak etmesin!"
Muhteşem Adalet Bakanımızı @abakingurlek
ve çok bağımsız Türk yargımızı içten tebrik ediyorum.
"Tutuksuz yargılama esastır!" diye düşünmüşler...
Örnek olarak: O adamla ilgili suçlamalara bakın:
1) Yasadışı bahis
2) Nitelikli dolandırıcılık
3)Rüşvet
4) Kara para aklama...
Ama 3 ay içinde tahliye edildi.
Çünkü, AKP'ye hizmet ediyor görünerek işledi bu suçları...
Ve boru üfledi...
Adalete...
AKP ve Erdoğan’ı defalarca yendiği için cezaevinde tutulan Ekrem İmamoğlu’nun bugünki duruşmada söylediği tarihe geçen cümleleri sizler için özetledim:
— Benim helal bir diplomam var, gösteremeyeceğim bir üniversite arkadaşım yok!
— Ben üniversite arkadaşlarımla stadyum doldururum başkası tavla oynanacak birini bile bulamaz!
— Öfkem çok büyük sayın hakim. Öfkem artık saklanamaz bir vaziyette!
— Bir tane AK Partili belediyeyle ilgili hiç mi soruşturma olmaz?
— Bu ülkede artık adalet, 'istediğimizi vermezsen seni aylarca tutuklu yargılarız' şeklinde yapılıyor!
— Size soruyorum. Biz mi suç örgütüyüz, yoksa her davayı aynı bilirkişi ve aynı savcılarla kurgulayıp, sonra o isimleri ödüllendiren sistem mi suç işliyor?
— 1.5 milyar TL bir duruşuma salonu için harcanmış. Buna bu para harcanır mı? Bunu ancak gayrimenkule meraklı bir yargı mensubu akıl edebilir!
— Savcı sorguda bana 'Ekrem Başkan, kusura bakmayın, yarın siz Cumhurbaşkanı olursunuz. O zaman da siz bizi yargılarsınız' dedi.
— Ben de kendisine çok net bir şekilde şu cevabı verdim: 'Neden yargılanacağınızı düşünüyorsunuz? Suç mu işliyorsunuz? Siz kim, biz kim? Neyin tarafıyız? Biz bu ülkeye adalet gelsin diye mücadele ediyoruz. Bu düşünce bile başlı başına bir sorun! Ülkeye artık adalet gelmeli!
Sadece okuyup geçmeyin, bizler için bedel ödeyen bu insanın her cümlesini her yerde paylaşın..
EKREM İMAMOĞLU’NA
ÖZGÜRLÜK!
Mekke Allah'ın evi değildir.
Allah kişi değildir ki evi olsun.
O ev Hz. İbrahim'in Hacer ile ondan doğan İsmail için yaptığı evdir.
Hiçbir kutsallığı yoktur.
Peki, Hacer kimdir...?! Kur'an'da ismi geçen Mısırlı kadındır.
Çocuğu olmayan Sare tarafından İbrahim'e sunulduğunda henüz genç yaştaydı, İsmail'i doğurdu.
İslam kaynaklarına göre, Mısır firavunlarından Senan bin Ulvan'ın İbrahim'in karısı Sare'ye hediye ettiği bir köledir. İbrahim, çocuğu olmayan Sare'nin izniyle Hacer'le evlenir.
Peki, İbrahim kimdir...?!
Urfalı bir Aramidir.
Hz. Muhammed'den 2500 yıl önce yaşamış Yahudilerin atası, İsrail'in kök kurucusudur.
O dönemde İslamiyet yok ki Müslüman olsun.
Putperestti.
Peki, herkesin ona tapmasını istediği putunun adı neydi?
El-ilah (Allah).
Peki, erkeklerde sünneti çıkaran kimdi?
İbrahim.
Peki, sünnet olmayan kişi kimdi?
İbrahim? (Abraham)
Peki! Sünnet ne anlama gelir?
"Ben de İbrahim'in putuna inanıyorum" demektir.
Peki, biz kimiz?
Türk.
(Neden sadece Yahudi ve Müslüman erkekleri sünnetlidir?)
Hani namaza dururken "döndüm kıbleye" diyorsun ya kardeş, işte o aslında "döndüm Kibele'ye" demektir.
Gerçi namaz da İslamiyet'ten binyıllar önce pagan dinlerinde yapılan bir tür tapınma ayinidir de o konuya hiç girmeyeceğim şimdilik.
Kibele ise Friglerin bereket tanrısının adıdır.
"Cennetten gelmiş" diye ağlayarak kafanı içine soktuğun, Hacerü'l-Esved isimli taş da Kibele'nin vajinasını (doğurganlığını) temsil eder.
Şekline bakarsan anlaman zor olmayacaktır.
Sonra cehennem diye bir yerin varlığına inanıyorsun.
Yok öyle bir şey...
Senin cehennem dediğin şey, bugünkü İsrail topraklarında bulunan ve tabanından petrol ve metan gazları çıktığı için sürekli yanan Ge-Hinnom isimli vadinin adıdır ve "azap verici yer" anlamına gelir.
Sümerler döneminde ağır suçluları oraya atıp yakarlarmış.
Sonra bu vadinin ismi Sümerlerden Tevrat'a, oradan da senin inandığın kitaba kopyalanmış.
Zaten inandığın dinin tamamı Sümer, Mısır ve Yunan mitolojilerinden kopyalanmış.
Azıcık okusan, merak etsen anlayacaksın ama işte... Neyse...
Bir de Allah var tabii; İslamiyet öncesi Arapların çok tanrılı dinlerindeki en kudretli tanrısı olan El-ilah. Namıdiğer ay tanrısı.
Yani bugün senin Allah diye inandığın şey aslında ay tanrısı El-ilah'tan başkası değildir.
Hani şu minarelerin tepesindeki ay var ya?? Hah, işte o ay tanrısını temsil eder...
Muhammed çok tanrılı dinlere son verdi ve Kâbe'deki en kudretli put olan El-ilah'ı tek tanrı olarak kabul ettirdi yaşadığı topluma.
Allah diye bir yaratıcının olduğu Muhammed'e ayetlerle bildirilen yeni bir durum olsa babasının adı "Abdullah" olmazdı.
Aynı şeyi zamanında Mısır Firavunu Akhenaton da yapmak istedi.
Çok tanrılı dinleri ve firavunların kutsiyetini yok etmeye kalkıştı ama sarayın ileri gelen rahipleri ve yobaz halkı tarafından linç edildi maalesef...
Tüm firavunların ihtişamlı mezarları varken Akhenaton'un mezarı dahi yoktur.
Ha bir de Yahudilerden nefret ediyorsun, kullandığın isimler bile onların isimleri:
Josef - Yusuf
Jacob - Yakup
Abraham - İbrahim
Thutmose - Musa
Elisha - İlyas
Daha liste uzar gider...
Ne Arap ne de Yahudi soyuyla hiçbir ilgimiz yoktur.
Peki, neden onların efsanelerine uyup bu tür tapınma işlerini yapıyoruz?
Bir Arap ile Yahudi inancı ki Cumhuriyetimizi batırıyor.
Biz hâlen gerçekleri göremiyoruz.
Yerin dibine batsın kör cehalet.
Bir dinin ayakta kalabilmesi, onun ekonomik olarak da güçlü olmasına bağlıdır.
Çorak bir arazide olan Mekke’nin gelir kaynağı da kutsal olan Kâbe'nin tavaf edilmek için dünyanın her yerinden gelen Müslümanların ziyaretiyle sağlanıyor.
Devamı +
Söylenemeyenleri söyleyen
Dişi Panter Sera Kadıgil:
“Her yerde şu soruluyor
Özgür Özel’i de alacaklar mı?
Doğru soru şu
Özgür Özel’i VERECEK MİSİNİZ ⁉️
Biz bir araya gelsek bunların cümlesini tükürüğümüzle boğarız
Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır, ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim”
Gerekirse bu ülkeyi yeniden kuracağız yine de bunlara bırakmayacağız ‼️
@RTErdogan@Yusuf__Tekin Reyis özlemle ve arzuyla sandığın geleceği günü bekliyoruz tüm emekliler olarak. Bizi bu hale getirenleri attaya göndermek için.
Zülfü Livaneli diyor ki;
"..Sorun, onun gitmesiyle bitmeyecektir.
Sorun onu iktidara getiren, üst üste dokuz seçim kazandıran, bir sürü yolsuzluk ve yönetim skandallarına rağmen körü körüne peşinden giden halktır. Daha doğrusu halkın bir bölümüdür.
Bu halk yığının Anadolu müslümanlığıyla, gelenekle, ahlakla, haram helal kavramıyla, merhametle, şefkatle hiçbir ilgisi yoktur.
Köyden kente göçle başlayan, ne köylü ne kentli olabilen, bütün değer ölçülerinden kopmuş, vahşi birer yaratık haline gelmiş, talandan yalandan pay kapmaya çalışan ve literatürde lumpen proletarya olarak tanımlanmış olan kitledir bu.
AKP’ye oy vermiş olanların tümünü böyle yaftalamak doğru değil elbette. İçlerinde düzgün ve samimiyetle oy veren seçmenler de olabilir. Ama o kitlenin genel karakteristiği budur.
Bu kesim kendini önce arabesk müzikle gösterdi. Güzelim türküleri, geleneksel şarkıları, Anadolu’nun büyük şiir geleneğini terk eden insanlar, bir anda mide bulandırıcı seslere, insanın kulağını tornavida gibi delen elektro bağlamalara, içinde hiçbir hakiki lirizm ve hüzün barındırmayan ‘’Ben de isterem!’’ saldırganlığına kaptırdı kendini.
Şehirler kaçak mahallelerle, üzerinde demir filizleri bırakılmış sıvasız çirkin yapılarla, lağım kokan mahallelerle doldu.
Suç oranı ve özellikle kadına karşı şiddet akıl almayacak ölçülerde arttı. Bunun adına ‘’muhafazakarlık’’ denilebilir mi? Elbette denilemez. Aşağı yukarı sayıları kırk milyon dolayında tahmin edilen bu kitle Itri, Mimar Sinan estetiğine de sahip değildir; Anadolu’da yüzyıllarca aydınlık bir nehir gibi akmış olan Karacaoğlan, Pir Sultan, Dadaloğlu temizliğine de.
Dolayısıyla bu kesim muhafazakar değil, Türkiye’ye çarpık ve ahlak ölçülerinden yoksun bir ‘’modernleşme’’ sunan yeni bir oluşumdur.
Lafı uzatmadan söyleyeyim. Bu kesimin hayatta en çok nefret ettiği model uygarlaşma, kültür, temizlik ve zarafet simgesi Mustafa Kemal Atatürk, kanıyla canıyla savunduğu lideri ise şimdiki cumhurbaşkanıdır. Kimse kendini aldatmasın.
Sayıları çok kalabalık olan bu kesim, ne olursa olsun, hangi skandal patlarsa patlasın sonuna kadar liderini destekleyecek ve Cumhuriyet’e karşı çıkacaktır.
Erdoğan siyasi ömrünü tamamlasa da ona benzeyen başka bir lider bulmakta gecikmeyecektir. Çünkü Türkiye’nin çürüyen kesimi, bu bozulmayı önce müzikle, sonra hayatımızın her alanına egemen olan lumpenleşme ve arabeskleşmeyle ifade etmeye devam ediyor.
Gafil aydınlardan (!) destek alan lümpen kültür, örgütlü cehaletle beslenerek kılcal damarlarımıza kadar yayılıyor. Bu manzaraya, lumpenlerin ele geçirdiği muazzam para ve iktidar gücünü de eklerseniz geleceğin hiçbirimiz için kolay olmadığı çok açık.
Erdoğan bu kitlenin lideridir ve onun yokluğunda yeni bir lider bulacaklarına hiçbir kuşku yok.
Mustafa Kemal aydınlığını savunan kitleler birleşene ve kendi aralarındaki çelişkileri gidererek, evrensel değerleri savunan bir Türkiye kültürü yaratana kadar acılar devam edecek.
SİZ HİÇBİR SİYASİ CİNAYETİ ÇÖZEMEZSİNİZ.
“Bir problemi, onu yaratan zihniyetle çözemezsiniz!”
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ailesiyle yaptığı görüşmeden sonra, rahmetlinin Eşi ve Oğlu ile basına poz verdi ve şunu söyledi; “Rahmetli, FETÖ’nün hedefine girmiş. Olayın cinayet olduğuna dair bağlantılar var. Sonuna kadar gideceğiz. Bu cinayeti çözmek boynumuzun borcudur!”
Sayın Bakan siz ne, Uğur Mumcu cinayetini (Ölüm 24 Ocak 1993),
ne Muhsin Yazıcıoğlu cinayetini (Ölüm 25 Mart 2009),
ne 15 Temmuz 2006 gecesi, Boğaz Köprüsünde, keskin nişancılar tarafından yapılan uzaktan (sniper) atışlarıyla işlenen cinayetleri, köprüde silahsız askerlerin kafalarının kesilerek işlenen cinayetleri,
ne de, 30 Aralık 2022 de Ankara’da öldürülen Sinan Ateş cinayetini çözemezsiniz! Çözmek isteseniz de çözemezsiniz.
Kastım, sizin mesleki yeterliliğinizi tartışmak değil, haddim de değil!
Normal Demokratik özgür bir ortamda görev yapmıyorsunuz!
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı yapılışınız da, Adalet Bakanı oluşunuz da, sizin bildiğiniz nedenlerle oldu. Eğer siz, Bilal Oğlan adlı, hiçbir resmi sıfatı olmayan bir çocuğun karşısında hazırol’da duruyorsanız, siz ancak size çizilen sınırlar içinde görev yapabilirsiniz.
T��m bu yazdığımız cinayetler hakkında en fazla bilgiye sahip ve size doğruları söyleyecek birini arıyorsanız, gideceğiniz adres Devlet Bahçeli’dir
Siz, Adalet Bakanı olarak, Ankara C. Başsavcısına talimat verip, Devlet Bahçeli’yi “İfadesine başvurmak” üzere davet ettirebilir misiniz?
Ölümle sonuçlanan cinayetlerden ikisi, MHP’nin Ülkü Ocakları Genel Başkanlığını yapmıştı. Bahçeli, bu vatan evlatlarına ne olduğunu mutlaka biliyordur. Çağırın, sorun, aydınlatın, çözün ve tarihe geçin…
Muhsin Yazıcıoğlu cinayetiile ilgili olarak, şu kişileri sorgularsanız, cinayeti aydınlatabilirsiniz!
1)Efkan Ala (Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın Müsteşarı)
“Onun emri ile, SHGM (Sivil Havacılık) kriz masası Başbakanlığa alındı. Kaza ile ilgili tüm belge ve bilgilere el kondu.
2)Beşir Atalay; (İçişleri Eski Bakanı)
Olay gününden bir gün önce Kahramanmaraş’ta idi. Orada kaldı. “Yazıcıoğlu bulundu, hastaneye götürülüyor” haberi ve kaza yeri yanlış bildirilmesi oradan yapıldı.
3)Mehmet Habip Soluk (Ulaştırma Bak. Müsteşarı)
Olaydan sonra AKP Milletvekili yapıldı. (Sevim Tanürek’in ölümüyle sonuçlanan kazanın raporunu değiştiren bir memurun, sonradan Genel Müdür yapıldığı gibi)
4)Yalçın Topçu BBP genel Başkanı oldu. AKP tarafından Turizm Bakanıyapıldı. Halen CB Başdanışmanı olarak görev yapıyor!
5)Şirin Ünal ( Tümgeneral Hava Kuvvetleri Komutan Yardımcısı)
Türkiye Hava Sahasındaki tüm hareketleri, nokta bazında takip edebilen birimin komutanı. Evinde çalışan Nadira Kadirova adlı bir Türkmen Kızının ölümü çok tartışıldı. Ayrıca 15 Temmuz günü, hem MİT Müsteşarlığına, hem de Gen. Kur, Bşk Hulusi Akar’ı gidip saatlerce görüşen kişi.
Evet Sayın Bakan;
Bu cinayeti çözmek, gerçekten “Boynunuzun Borcu” ise, işte önemli fırsat.
Boynunuzun borcunu ödeyin…
Sağlık ve başarı dileklerimle 12 Ağustos 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
@bengibaser@zeynotuna3 Vurun abalıya. Bu yasayı getiren ülkeyi hukuk cehennemine gark eden Özgür dür. Öyle gömelim ki halkın varolan umutları yok olsun...
Genel Başkanımız Özgür Özel, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda konuştu.