Bir okyanusun ortasındayım, boğuluyorum. Çırpındıkça daha da dibe batıyorum. Kurtulmaya çalıştıkça kıyı biraz daha uzaklaşıyor benden. Ne kadar yüzsem de, sanki karaya değil, dibe gidiyorum.
Bazen kardeşim dediğiniz insanlar, bir sorun karşısında gelip sizinle konuşmak yerine, başkasının dolduruşuna gelip size yüz çevirirler. En kötüsü de ne biliyor musunuz? Size değil, onlara inanırlar.”
Araya soğukluk eken insanların, sonra hiçbir şey olmamış gibi sıcaklık beklemeleri ne garip. Eskisi gibi olamıyorsun artık; hiçbir samimiyete inanmıyorsun. inanmak istemediğinden değil, içinden gelmiyor..
Seni bilerek kışkırtırlar; kontrolünü kaybettirirler. Böylece öfkeli, dengesiz görünen sen olursun...
Onlar ise sessizce mağdur rolüne
bürünüp ortamdan çıkar...
Hayatımın öyle bir dönemindeyim ki; konuşacak, küsecek, kavga edecek ya da barışacak hâlim yok. Devran dönmüş ya da dönmemiş, ne fark eder?
Kim ne demiş, ne yapmış, hakkımda ne düşünmüş; hiçbiri umurumda değil.
Ben iyi niyetimden emin olduktan sonra, gerisinin zerre önemi yok.
Hiç hissetmediğim kadar kötüyüm. İçimde, cenaze taşır gibi ölü bir ruhun ağırlığını taşıyorum. Duvarın köşesinde, yüzü dönük bir çocuk misali ağlamak istiyorum..