Sadece bir yıl içinde milyonlarca insan bir ev, bir araba sahibi olma, orta halli bir otelde bir haftalık tatil yapma, dışarıda kaliteli bir mekanda yemek yeme imkanını tamamen kaybetti
Bu kifayetsiz muhterisle ilgili en büyük yanılgımız “kötü bir siyasetçi ama iyi bir insan” kabulüydü.
Doğrusu şuymuş, “kötü bir siyasetçi, iğrenç bir insan”
Milletin iradesi en güçlü sözdür. Denizli’de demokrasiye, adalete ve eşit bir geleceğe inanan binlerin kararlılığıyla umut büyümeye devam ediyor. @eczozgurozel
Siyasette bazı şeyler momentumla mümkündür. Butlancı hainlerin ve onların ipini elinde tutan kuklacının kurultay yaptırmayacağını bütün dünya biliyor. Siz kurultay diye diye kitlenin enerjisini sönümlendirip momentumu kaçırırsanız bir süre sonra yeni partinin anlamı da kalmaz
Özgür Özel muhalif kitlenin enerjisini sönümlendirme konusunda Kılıçdaroğlu'nun yolunda.
Gelinen noktada her şey Akp'nin istediği yola girmiş durumda.
Butlanla iktidar adayı parti ortadan kayboldu. +
İmamoğlu davası konuşulmaz hale geldi. Ekonomi unutturuldu.
Buna karşılık Ö. Özel ve ekibi butlan tehlikesine hiç hazırlanmamış. Yeni parti konusunda çok yavaş ve isteksiz gidiyor. Toplumun nefret öznesi haline gelmiş butlancı başına hâlâ saygıda kusur etmiyor
BUGÜN TAHLİYE GÜNÜ
TAKİP VE PAYLAŞIM KIYMETLİ
Bugün İBB Davası'nda tahliye günü!
Davanın 53. gününde Ramazan Gülten'in savunmasının ardından tutukluluk incelemesi yapılacak ve akşam saatlerinde tahliye kararları gelebilir.
4 aydır takip ettiğimiz davada Ekrem İmamoğlu'nun her seferinde "Siz olmasanız sesimiz duyulmaz" dediği ve davayı salondan izleyen gazetecileri takip edip paylaşın ki yaşananlar çok daha fazla kişiye ulaşsın.
Çünkü emin olun o salonda gazeteciler olmasa yaşananların hiçbiri de duyulmaz.
#İBBDavası
Değerli hemşerilerim,
Cuma gününden bu yana şahsıma, aileme, yol arkadaşlarıma, emeğime ve Silivri halkının sandıkta ortaya koyduğu tertemiz iradeye karşı yürütülen siyasi operasyonun yeni ve ağır bir aşamasıyla karşı karşıyayız.
Bu süreç yalnızca şahsımı hedef alan bir adli süreç değildir. Bu süreç; Silivri halkının iradesini, halkçı belediyecilik anlayışımızı, Vicdan Belediyeciliği yolunda ortaya koyduğumuz emeği, baba ocağımız Cumhuriyet Halk Partisi’nin değerlerini ve bu kentte birlikte büyüttüğümüz umudu hedef alan açık bir haksızlıktır.
Cuma gününden bu yana kendisine gazeteci diyen bazı müfteriler tarafından “duydum”, “söylendi”, “olabilir”, “-mış, -muş”, “bana böyle aktarıldı” gibi ciddiyetsiz sözlerle bir dedikodu düzeni kuruldu. Hiçbir somut temele dayanmayan iddialar haber kılıfına sokuldu, iftiralar büyütüldü, kamuoyu zehirlenmek istendi.
Bugün de bu iftiraların, bu algı düzeninin ve bu siyasi operasyonun sonucu olarak savcılık ifademin ardından sevk edildiğim mahkeme hakkımda tutuklama kararı verdi.
Silivri’nin güzel insanları, Atatürk ve Cumhuriyet’in bekçileri;
Asla üzülmeyin. Asla mahzun olmayın. Asla umudunuzu yitirmeyin. Başınızı öne eğmeyin.
Benim alnım açık. Başım dik. Vicdanım rahat!
Ne sizlerin sandıkta verdiği tertemiz oylara leke sürecek bir yanlışım oldu ne de baba ocağımız Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir evladı olarak Atatürk’ün ilkeleriyle, partimin değerleriyle ve halkımıza verdiğim sözle bağdaşmayacak bir davranışın içinde yer aldım.
Herkes emin olsun:
Tutuklama bir hüküm değil. Hakkımda kesinleşmiş hiçbir mahkûmiyet kararı yok! Ortada verilmiş bir hüküm yok! Ortada ispatlanmış bir suç yok!
Bugün yaşadığım şey yalnızca hukuki bir süreç değil. Bugün yaşadığım şey; gerçeklerden değil iftiralardan, somut delillerden değil dedikodulardan, hukuki kesinlikten değil yönlendirilmiş beyanlardan, asılsız haberlerden ve masa başında üretilmiş senaryolardan beslenen açık bir siyasi kuşatma operasyonudur.
Biz bu senaryoyu daha önce gördük. Hem de defalarca gördük. İstanbul’da Cumhuriyet Halk Partili belediyelere karşı aynı senaryo 13 kez sahneye konuldu.
Önce bir yalan ortaya atılıyor. Sonra o yalan, kendisine gazeteci diyen bazı müfteriler eliyle haber kılıfına sokuluyor. Ardından kamuoyu zehirleniyor. Sonra da bu algı düzeni, yargı sürecine taşınarak ciddi bir iddia gibi gösterilmeye çalışılıyor.
Yargının siyasallaştırılarak bir aparat gibi kullanılmasına, halkın sandıkta verdiği kararın dosyalarla, manşetlerle, iftiralarla ve algı operasyonlarıyla kuşatılmasına artık yabancı değiliz.
Benim hakkımda da yapılmak istenen budur.
Dosyada gizlilik kararı olduğu için hukuki sürecin bütün ayrıntılarını bugün paylaşamıyorum. Ama herkes bilsin: Hakkımda ortaya atılan iddiaların tamamı somut delile değil; duyuma, yönlendirilmiş yorumlara, asılsız haberlere, ciddiyetsiz beyanlara ve gazetecilik adı altında servis edilen iftiralara dayandırılmak isteniyor.
Bakın, kamuoyunda gündeme getirilen saat iddiası bunun en açık örneklerinden biridir.
Kullandığım saatin iddia edildiği gibi olmadığı açıkça ortaya konulmasına rağmen konu hâlâ farklı biçimlerde gündemde tutulmaya çalışılıyor. Savcılık, araştırma kapsamında aldığım iddia edilen saatin Türkiye’de ki tüm tedarikçi firmalarına müzekkere yazıyor. İlgili firma, benim kendilerinden herhangi bir saat almadığımı bildiriyor. Buna rağmen algı devam ettiriliyor. Gerçek ortaya çıkıyor, ama iftira durmuyor. Belge geliyor, ama senaryo değişmiyor.
Yani ortada bilgi yok. Tanıklık yok. Somut delil yok.
Sadece “duydum” var.
Sadece “söylendi” var.
Sadece “bana böyle geldi” var.
Yetmedi; 12 yaşımda kaybettiğim rahmetli babama ev aldığımı bile iddia ettiler.
Evet, yanlış duymadınız.
Çocuk yaşta kaybettiğim rahmetli babam üzerinden bile iftira üretmekten çekinmediler. İnsanın ailesine, acısına, hatırasına uzanan bu kirli dil; artık yalnızca siyasi bir saldırı değil, vicdanı da ahlakı da aşan bir kötülüktür.
Bu iddiaları gerçekmiş gibi servis eden, Cumhuriyet Halk Partili belediyeleri kuşatma operasyonuna kalemini kiraya vermiş gibi çalışan, halkın haber alma hakkını değil iftirayı büyüten anlayışı buradan açıkça teşhir ediyorum.
Bu gazetecilik değil. Bu habercilik değil. Bu kamu görevi hiç değil.
Bu, iftiraya manşet atmak. Bu, dedikoduya haber süsü vermek. Bu, halkın seçtiği belediye başkanlarını itibarsızlaştırmak için kalemi silah gibi kullanmaktır.
Ama herkes bilsin:
Bu zayıf, duyuma dayalı, somut delilden uzak iddialarla ne beni teslim alabilirsiniz ne de Silivri halkının iradesini gölgeleyebilirsiniz.
Ben bu karanlık senaryoların hiçbirine boyun eğmiyorum. Silivri halkının iradesini hedef alan bu haksızlığın karşısında dimdik duruyorum.
Çünkü ben sandıkta halkın teveccühünü kazanmış, Silivri’nin evladı Bora Balcıoğlu’yum.
Bu göreve koltuk için gelmedim. Makam için gelmedim. Birilerinin düzenine teslim olmak için hiç gelmedim.
Ben bu göreve Silivri’ye hizmet etmek için geldim. Halkın sofrasına bereket katmak, çocuklarımızın yüzünü güldürmek, ihtiyaç sahibi komşularımızın kapısını çalmak, üreticinin alın terine, emekçinin hakkına, emeklinin onuruna, gencin umuduna ve kadının mücadelesine sahip çıkmak için geldim.
Bugüne kadar ayrıcalığın değil adaletin, korkunun değil vicdanın yanında durdum.
Silivri’nin yüzünü yere eğdirecek hiçbir işin içinde olmadım. Hemşehrilerimin vicdanını incitecek hiçbir kararın altına imza atmadım. Atmam!
Bugün yaşananlar yalnızca şahsıma yönelik değil.
Buradan Silivri’nin güzel insanlarına sesleniyorum:
Sosyal demokratlarına, muhafazakâr demokratlarına, milliyetçi demokratlarına, liberal demokratlarına, sosyalist demokratlarına, Kürt demokratlarına; bu kentin adalete, demokrasiye ve vicdana inanan bütün yurttaşlarına sesleniyorum.
Benden aldığınız Vicdan Belediyeciliği bayrağını sahipsiz bırakmayın.
Bu bayrak yalnızca Bora Balcıoğlu’nun bayrağı değil. Bu bayrak, Silivri’de yoksulun kapısını çalanların, çocuğun sofrasına kahvaltı koyanların, üreticinin alın terine, emekçinin hakkına, emeklinin onuruna, halkın iradesine ve Cumhuriyet’in değerlerine sahip çıkanların bayrağıdır.
Elbette Vicdan Belediyeciliği 6 metrekarelik bir hücreye hapsedilemeyecek.
Silivri’de kurumsallaştırdığımız bu belediyecilik anlayışı büyüyerek devam edecek. Çünkü Vicdan Belediyeciliği bir kişinin değil, bu kentin vicdanlı insanlarının ortak eseridir.
Beni bugün aranızdan fiziken ayırmaya çalışanlar şunu iyi bilsin:
Silivri’nin vicdanını susturamazsınız.
Silivri’nin iradesini hapsedemezsiniz.
Silivri’nin umudunu teslim alamazsınız.
Bu haksızlığı yapanlardan da yaptıranlardan da bu haksızlık karşısında susanlardan da hukuk içinde, demokrasi içinde, milletimizin vicdanında hesap sorulacak.
Aziz hemşehrilerim,
Asla umudunuzu kaybetmeyin. Asla vazgeçmeyin. Başınızı öne eğmeyin.
Ben yine aranıza döneceğim. Yine birlikte çalışacağız. Yine birlikte güleceğiz. Yine Silivri için omuz omuza yürüyeceğiz.
Ben dimdik ayaktayım.
Başımı eğmedim, eğmeyeceğim.
Boyun eğmedim, eğmeyeceğim.
Susmadım, susmayacağım.
Muharrem İnce, Ahmet Hakan'a konuştu:
"FETÖ’cüler, CHP’nin tartışmasına müdahil oluyorlar. Geçmişte ‘Hain Muharrem’ diyorlardı. Şimdi başka hain buldular. Bu hain hep değişiyor. Ben FETÖ’cülerle ilişki içindeler demiyorum. Ben bunlardan uzak durmak lazım diyorum. Kardeşler arası ihtilafta bu FETÖ’cülerin ne işi var? Bunlara “bizden uzak durun” demek gerekir."
Bazen günlük siyasi tartışmalar içinde asıl mesele gözden kayboluyor. O yüzden sürekli hatırlatmak ve neyin ne olduğunu açıkça anlatmak gerekiyor.
19 Mart sürecinde tutuklanan İBB sanıklarına adeta düşman hukuku uygulanıyor. İşkence boyutunda muameleye maruz kalıyorlar, en sevdikleri insanlarla sınanıyorlar. Balyoz-Ergenekon davalarında bile görmediğimiz boyutta bir baskı, ilk defa onlar sayesinde ülkede iktidara gerçek bir alternatif ortaya çıktığı ve sandıkta başarı kazandığı için oluyor.
Kasım 2023 kurultayında CHP'yi kaybedenlerle Mart 2024 yerel seçiminde kaybedenlerin yaptığı açık işbirliğiyle İBB davası sanıkları tamamen tasfiye edilmek isteniyor. Bu nedenle İBB davası sanıklarının ayakta kalmaları, umutlarını korumaları ve mücadele etmeleri her zamankinden daha önemli. Bu ülke bu karanlık dönemi geride bırakacak ve bugün yaşananlar sonraki kuşaklara anlatılacak.
Şevket Süreyya Aydemir'in, "Tek Adam" kitabının Atatürk'ün hayatının 1881-1919 arası dönemini anlatan ilk cildini bugünlerde yeniden okuyorum; kitabı okurken insan ister istemez işgal döneminin şartlarını bugünkü şartlarla kıyaslıyor. Bazı bakımlardan bugün daha zor şartlardayız
Bu yaşananları lütfen okuyalım. Bir gecelik uyuyacağımız uykudan, içeceğimiz sudan utanırız en fazla.
CHP'nin atanmış, gayrimeşru, 19 Martçı yönetiminin de hangi zihniyetin sadık muhalefeti olmaya tenezzül ederek nasıl bir ihanet içinde olduğunu da bir kez daha görelim.
Özel yönetimindeki CHP, rejime karşı kitleleri peşinde sürükleyecek bir dil ve söylem bütünlüğü oluşturamadı. Tek tek olay/anekdot anlatmak yetmez. Olan bitene dair bir çerçeve çizilip basit cümlelerle tekrarlanmalıydı. Siyasi propagandanın en basit kuralıdır bu
Özgür Özel ve çevresi bazı şeylerin ciddiyetini pek anlayamamış gibi görünüyor.
Göz göre göre gelen butlan için yeterince hazırlanmadılar.
Dün Bahçeli ile verdiği fotoğraf anlaşılır gibi değil.