Fotoğrafta gördüğünüz kişi abim Samet Özgül.
Gazi Üniversitesi öğrencisi ve motokurye olarak çalışan abim Samet, Ankara’da trafikte uyardığı 3 kişi tarafından darp edilip canice boğazından bıçaklanarak katledildi.
Sabıkalarında uyuşturucu dahil 20 ayrı suç olan 2 kişi serbest bırakıldı, 19 yaşındaki katilin ise 'pişmanım' sözüyle müebbet hapis cezası 25 yıla indirildi. Dava dosyamız hala Yargıtay’da!
Samet için ses verin, adalet yerini bulsun!
@adalet_bakanlik@TCYargitay
#SametÖzgülİçinAdalet
76 yaşında Richard Gere'in söylediği, yalnızca yaşlanmaktan korkanların değil, herkesin duyması gereken sözler…
Yaşlılık sadece kırışıklık değildir.
Sadece beyaz saç da değildir.
Kimlikte yazan bir sayı hiç değildir.
Asıl yaşlılık, hayatın peşinden durmadan koşmak yerine onu yaşamayı öğrendiğiniz andır.
Evet, beden değişir.
Yüz, gençlikteki gibi kalmaz.
Hareketler yavaşlar.
Ayna ise gerçeği her zamankinden daha açık gösterir.
Ama zamanın elinden alamadığı bir şey vardır:
Kalp.
Çünkü kalp, beden gibi yaşlanmaz.
İlk sevgiyi, ilk hayali, ilk acıyı, ilk kaybı ve dünyayı kucaklamak istediğiniz o ilk sevinci hep hatırlar.
Ruhun yaşı yoktur.
Yıllar geçtikçe belki de en önemli gerçeği anlarız:
Her yaş, yaşanması gereken doğru yaştır.
• 20'li yaşlar cesaret verir.
• 30'lu yaşlar inşa etme gücü kazandırır.
• 40'lı yaşlar insanı kendisiyle dürüst olmaya götürür.
• 50'li yaşlar derinlik kazandırır.
• 60'lı yaşlar bilgelik getirir.
• 70'li yaşlar ise artık kimseye bir şey ispat etme ihtiyacı duymayan huzuru sunar.
Her yaşın kendine özgü bir armağanı vardır.
Yaş almak bir yenilgi değil, bir ayrıcalıktır.
Çünkü herkes saçlarının beyazladığını göremez.
Herkes çocuklarının büyüdüğüne tanıklık edemez.
Herkes yeni bir baharı karşılayamaz.
Herkes sabah uyanıp, "Ben hâlâ buradayım." diyemez.
Çoğu zaman zamana karşı savaşırız.
Kırışıklıkları gizleriz.
Yaşımızdan utanırız.
Eski fotoğraflarla kendimizi kıyaslarız.
Oysa gerçek zafer, dışarıdan genç görünmek değil; içten yaşlanmamaktır.
Merakını koruyabilmek…
Nezaketini kaybetmemek…
Hayata hâlâ şaşırabilmek…
İçtenlikle gülebilmek…
Korkmadan sevebilmek…
Küçük şeylere şükredebilmek…
Sessiz günlerde bile güzelliği görebilmek…
Çünkü genç görünmenin değil, son güne kadar canlı bir ruha sahip olmanın sırrı önemlidir.
O zaman geçen her yıl bir kayıp olmaktan çıkar, bir armağana dönüşür.
Yaş almaktan korkmayın. Asıl korkulması gereken, hayatı gerçekten yaşamadan ömrü tüketmektir. Çünkü yaşlanmak solup gitmek değil, bazen insanın içten içe parlamaya başlamasıdır. 🌿✨
@akiluno_a
Usta oyuncu Haluk Bilginer'in "Babam öldü ama sahneye çıktım" diyenlere yerin dibine soktuğu o sarsıcı tespiti:
🔷 "The show must go on" yani "Şov devam etmeli" lafı kadar aptalca bir laf yoktur.
🔷 Bu, Anglo-Sakson kapitalizminin uydurduğu, "Sen çalışmaya devam et, paralar gelsin" diyen acımasız bir yalandır.
🔷 Efendim neymiş, "Babam öldü ama acımı içime gömüp yine de sahneye çıktım..."
🔷 Halt etmişsin sen!
🔷 Çıkmamalıydın!
🔷 Senin baban ölmüş yahu, bir insanın yaşayabileceği en büyük acı.
🔷 Daha ötesi var mı?
🔷 Benim babam ölecek ve ben o gece sahnede insanları güldürüp soytarılık edeceğim?
🔷 Yok öyle bir dünya.
🔷 O tiyatro perdesi o gün kapanmalı!
🔷 Biz dünyanın en önemli, en kutsal işini falan yapmıyoruz.
🔷 Alt tarafı oyunculuk bu.
🔷 Hiçbir tiyatro oyunu, hiçbir şov insan hayatından ve insan acısından daha değerli olamaz.
Fotoğrafta gördüğünüz kişi abim Samet Özgül.
Gazi Üniversitesi öğrencisi ve motokurye olarak çalışan abim Samet, Ankara’da trafikte uyardığı 3 kişi tarafından darp edilip canice boğazından bıçaklanarak katledildi.
Sabıkalarında uyuşturucu dahil 20 ayrı suç olan 2 kişi bu davadan serbest bırakıldı, 19 yaşındaki katilin ise 'pişmanım' sözüyle müebbet hapis cezası 25 yıla indirildi. Dava dosyamız Yargıtay’da!
Samet için ses verin, adalet yerini bulsun!
@adalet_bakanlik@TCYargitay
#SametÖzgülİçinAdalet
Michael Jackson’ın eski koruması, yıldızın yalnızlığını anlattı:
🔸 “Michael’ın gerçekten yalnız olduğunu gördük.”
🔸 “Onu ziyarete gelen neredeyse kimse yoktu.”
🔸 “Ona ulaşmak için önce korumayı aramak gerekirdi.”
🔸 “Bazen MJ bize kendisi ulaşırdı.”
🔸 “Ama onu arayan pek kimse olmazdı.”
🔸 “Ailesinden bile düzenli gelen yoktu.”
🔸 “Annesi Catherine Jackson randevusuz gelebilen tek kişiydi.”
🔸 “Öldükten sonra herkes bir anda ortaya çıktı.”
🔸 “‘Hepiniz neredeydiniz?’ diye düşündüm.”
🔸“Dünyanın en büyük yıldızıydı ama zirvede yalnızdı.”
🔸 “Kardeşleri ona ulaşmaya çalışıyordu.”
🔸 “Onu yeniden aileye yaklaştırmak istiyorlardı.”
🔸 “Britney Spears onu sık sık arardı.”
🔸 “Michael, Britney’ye müzik kariyeri konusunda mentorluk yapıyordu.”
🔹27 yaşındaki Polonyalı Karolina Krzyzak, “sağlıklı yaşam” adı altında yıllarca sadece meyveyle beslendi.
Kilosu 22 kiloya kadar düşen genç kadın, Bali’de kaldığı otelde odasına yalnızca meyve getirilmesini istedi. Otel çalışanları sağlık durumundan endişelenip doktora görünmesini önerdi ancak Karolina bunu reddetti.
Birkaç gün sonra odasında hareketsiz hâlde bulundu.
Sosyal medyada “parlıyorsun” ve “ruhsal olarak arınmışsın” gibi yorumlarla desteklenen bu aşırı yaşam tarzı, zamanla gerçek bir tehlikeye dönüştü.
Bu olay, sosyal medyada “wellness” adı altında yayılan kontrolsüz ve aşırı fikirlerin ne kadar tehlikeli olabileceğini bir kez daha gösterdi.
Kocası, köpeği barınağa bırakırken onun tehlikeli olduğunu söyledi.
Ama sahibi geldiğinde, sonunda tüm gerçeği anladık.
Ben bir hayvan barınağında çalışıyorum.
Birkaç hafta önce bir adam, arkasından büyük bir Alman çoban köpeğini sürükleyerek içeri daldı. Tasması sonuna kadar gerilmişti.
Köpeğin adı Rex’ti.
İriydi.
Koyu kum rengi tüyleri vardı.
Yaklaşık beş yaşındaydı.
Kahverengi gözleri biraz donuktu.
Kalın tüylerinin uzun zamandır düzgünce bakılmadığı belliydi.
İlk fark ettiğim şey şuydu:
Adam elini her kaldırdığında Rex büzülüyordu.
Adam, daha kimse onu selamlamaya bile fırsat bulamadan söze girdi:
“Bu köpek tehlikeli. Dün gece beni ısırmaya çalıştı. Bitti artık. Ne yaparsanız yapın; gerekirse uyutun.”
Ama Rex saldırgan bir köpek gibi davranmıyordu.
Havlamıyordu.
Hırlamıyordu.
Dişlerini göstermiyordu.
Sadece dehşete kapılmış görünüyordu.
Adam evrakları tezgâhın üzerine itti.
Terk formunu öyle sert imzaladı ki neredeyse kâğıdı yırtacaktı.
Sonra arkasına bile bakmadan çıktı.
Otomatik kapılar daha tam kapanmadan Rex öyle şiddetli titremeye başladı ki bütün bedeni sarsılıyordu.
Isırma geçmişi olduğu söylendiği için onu izolasyon bölümündeki bir kafese aldık.
Bir köpek böyle bir dosyayla geldiğinde, çalışanlar arasında sessiz bir kabulleniş olur.
İşler kötü bitebilir.
“Agressif” yani saldırgan etiketi, daha kimse gerçekten soru sormadan köpeğin üzerine yapışır.
Ama Rex’te saldırganlığa dair hiçbir şey yoktu.
Kafesin en arka köşesine büzüldü.
Kuyruğu tamamen bacaklarının arasındaydı.
İki gün boyunca neredeyse hiçbir şey yemedi.
Önünden bir erkek geçtiğinde başını indiriyor, öyle şiddetli titriyordu ki metal su kabı zeminde tıkırdıyordu.
Gönüllülerimizden biri, kafesinin yanında neredeyse bir saat oturup onunla yumuşak bir sesle konuştu.
Tam o sırada kapı açıldı.
İçeri bir kadın girdi.
Üzerinde büyük, kapüşonlu bir sweatshirt vardı.
Gökyüzü gri olmasına rağmen güneş gözlüğü takıyordu.
Yavaş yürüyordu.
Sanki attığı her adım büyük bir çaba istiyordu.
Bitkin görünüyordu.
Yüzünün bir tarafında, makyajla yarı yarıya kapatılmış koyu mor bir morluk vardı.
Elleri öyle titriyordu ki tezgâha yaslanmakta bile zorlanıyordu.
Alçak bir sesle sordu:
“Rex hâlâ burada mı?”
Ona evet dedim.
Sonra dikkatlice, bize anlatılan ısırma olayını ve bunun ne anlama gelebileceğini açıkladım.
Yasal olarak tüm ihtimaller konusunda dürüst olmak zorundaydık.
“Uyutma” kelimesini söylediğim anda kadın çöktü.
Gürültülü bir şekilde değil.
Dramatik biçimde değil.
Sadece… tamamen.
Elini ağzına götürdü ve bir sandalyeye yığıldı.
Omuzları sessiz hıçkırıklarla sarsılıyordu.
Nefesini toplamaya çalışıyordu.
Sonunda konuştuğunda sesi fısıltıdan ibaretti:
“O kimseye saldırmadı.”
Oda sessizleşti.
“Kocam beni dövüyordu,” dedi gözyaşlarının arasında.
“Beni mutfakta yere fırlattı. Rex durmadan havlıyordu, aramıza girmeye çalışıyordu ama o devam etti. Sonra beni boğazımdan yakaladı…”
Birkaç saniye durmak zorunda kaldı.
Normal nefes almaya çalıştı.
“Rex onu kolundan ısırdı. Ben de bu sayede kaçabildim.”
Her şey bir anda yerine oturdu.
“Tehlikeli köpek.”
Korkusu.
Erkeklere verdiği tepki.
Rex bir tehdit olduğu için terk edilmemişti.
Cezalandırılmak için terk edilmişti.
Bir tasma aldım ve arka tarafa gittim.
Rex’in kafesini açıp adını söylediğimde, daha onu görmeden içinde bir şey değişti.
Başını kaldırdı.
Burun delikleri titredi.
Ve çoktan anlamıştı.
Derin, iç parçalayıcı bir ses çıkardı.
İnleme ile çağrı arasında bir ses.
Sonra tasmayı öyle güçlü çekti ki koridorda koşarken ona yetişmekte zorlandım.
Kadını gördüğü anda bütün bedeniyle ona yaslandı.
Başını kadının göğsüne gömdü.
Bir patisini dizlerinin üzerine koydu.
Sanki bir kez daha kaybolmasından korkuyordu.
Kadın yüzünü onun boynuna gömdü ve tüylerinin içinde ağladı.
Ekibimizden bazıları bile gözyaşlarını tutamadı.
Günün ilerleyen saatlerinde yöneticilerimizden biri, kadının başka bir şehirdeki kadın sığınma eviyle iletişime geçmesine yardım etti.
Güneş batarken kadın, alabildiği az sayıda eşyayı arabasına yüklemişti.
Rex bütün zaman boyunca onun yanından ayrılmadı.
Evrakları imzalarken.
Eşyalarını toplarken.
Bize teşekkür etmek için birkaç saniye durduğunda.
Kadın arabanın kapısını açınca Rex ilk önce içeri atladı.
Arka koltuğa yerleşti ve gözlerini ondan hiç ayırmadı.
Kadın direksiyonun başına otururken…
Motoru çalıştırırken…
Araba uzaklaşırken…
Sanki bu kez onu bir daha gözden kaybetmeye hiç niyeti yoktu.
Hiç çevrenizdeki birçok insandan daha sadık ve cesur bir hayvan tanıdınız mı?
Zayıfa el kaldıranlar, er ya da geç, karşılarına dikilmeye cesaret eden biriyle karşılaşır.
Rex’in doğru olanı yaptığını düşünüyorsanız bir 📷 bırakın.
Ve bu hikâyeyi paylaşın; mümkün olduğunca çok kişi okusun.
Beyin ve sinir cerrahisinde birçok ilklere imza atan ve 2014 yılında dünyanın "En İyi Beyin Cerrahı" ödülünü alan, aynı zamanda birkaç sene önce Türkiye'ye gelerek bizim meşhur sanatçılardan birinin de beyin ameliyatına giren Almanya'nın Hannover kentindeki İran asıllı ünlü Profesör Doktor Majid SAMİİ şöyle der:
Bizim mahallede bir ÇÖPÇÜ var. Her sabah arabama binip işe gitmek için evden çıktığımda beni görür görmez yanıma gelir, güler bir yüzle sıcak ve içten bir selam verir. Ben de arabadan iner, saygıyla elini sıkarım. Günaydın der, hâl hatırımı sorar, sonra tekrar işine dönüp caddeyi süpürmeye, insanların kirlettiği yolu temizlemeye devam eder.
Oturduğum apartmanda bir de alt komşum, aynı zamanda meslektaşım olan bir CERRAH DOKTOR var. Ara sıra asansörde karşılaşırız kendisiyle. Selam verdiğimde gözü yukarıda sadece başını sallar, dışarıya atılmak için bir an önce asansörün kapısının açılmasını bekler.
Şahsen eğer bir gün hayatta kalmam bu doktora bağlı olsa, kabrimin tozlarını o çöpçünün silip süpürmesi, yaşama dönmemi sağlayacak olan o doktorun tedavisinden daha lezzetli olur benim için...
İşte bu sebeple diyorum:
Bir ferdin yüksek eğitimli olmasıyla anlayışlı ve şuurlu insan olması arasında asla bir ilişki, bir alaka yoktur.
Brezilya’da bir anne, kendisini sürekli döven oğlundan şikâyetçi olmak için karakola gitti. Polis memuru oğlunun yerini öğrendikten sonra yanına gidip ona yumruk attı ve bir daha annesine el kaldırmaması konusunda uyardı.
Bazı yeni jenerasyonun, bazı yeni müzik grup ve ünlülerini Michael Jackson ile kıyasladıklarını görüyorum.
Neyle kıyasladıklarının farkında değiller. Dünyanın nüfusu 5 Milyar iken Michael Jackson’nın 4.8 Milyar hayranı vardı. Hem de sosyal medya yokken…