imtihan dünyasında en çok kalbinizin katılaşmasından korkun. zira "cennete kalbi kuş kalbi gibi olanlar girecektir." içinizde beslediğiniz her şey zamanla yüzünüze sirayet edecek içinize iyi bakın.
Keşke her değer veren değer görse ama öyle olmuyor maalesef. Bazıları karşımdaki bana bütün imkanlarını yağdırsın, varını yoğunu önüme sersin ama ben kendimden bir feragatte bulunmayayım ister. Daha ötesi, borçlu çıkmamak için yapılanları da değersizleştirir. Bana sorarsanız bu, insanlığın kalitesini düşüren en yaygın insanlık suçudur. Topluma getirdiği yıkım: "Kötülük eden yaranır" inancıdır.
Pervasızca değersizleştirilen şeylerin değerini vurgulamak isteseniz "Yaptıklarını başıma kaktın" manipülasyonuna maruz kalırsınız. Alın size insanı içten içe çürüten rutubetli bir hayat.
Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.” (Tirmizî, Birr, 35 [r:1954]) “Bir kimseye bir nimet verilir de onu (hayırla yâd ederek) dile getirirse, onun şükrünü yerine getirmiş olur. Eğer onu gizlerse ona nankörlük etmiş olur.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 11 [r: 4814])
İnsan kendisine değer verene layığınca değer vermeli, sunduğu güzellikleri hayırla yâd etmeli, teşekkür etmeyi bilmelidir. Nankörlük mahrumiyet getirir. Dünyada da ahirette de.
Duygusal zekâsı yüksek kişi, tam anlamıyla nefret edemez. Çünkü karşısındakinin davranışlarının ardındaki ıstırabı görür. Öfkelense bile yüreğinin bir köşesinde anlayış kendine yer bulur. Kızgınlık zamanla sessizleşir, yerini derin bir kavrayışa bırakır. İnsanı anlamak, affetmese bile onu yargılamaktan uzaklaştırır.