Devlet arşivlerinde gezinirken tesadüfen karşıma çıkan bir resmi diplomatik belge, Atatürk hakkında atılan iftiralara esaslı bir cevap veriyor... Ne demiş eskiler, yalan bin kapıdan kaçsa da gerçek bir gedik bulup çıkar...
Hatırlarsınız, Murat Bardakçı geçen yıl Atatürk'ün dinsiz olduğunu ileri sürmüş, delil olarak da yabancı gazeteci Grace Ellison'un kitabında geçen cümleyi kullanmıştı. (Görsel 1)
Bendeniz o vakitler bir kitap yazmakla meşguldüm. Atatürk'ün not defterlerini incelerken tesadüf eseri 1925'te alınan notları okumuş Bardakçı'nın meze olduğu iftiraya karşı delil bulmuştum. Atatürk bu notlarda şöyle yazmıştı:
Bir İngiliz gazetesi muhâbiri benimle konuşuyor. Söylemediğim şeyleri yazıyor ve söylediğim şeyleri aleyhimize tefsîr ediyor. Kendisini men’ etdim. Söz vermişdi. Anladım ki, İstanbul’daki muallem insanlarla beraber âdetâ câsûs. (Görsel 2)
Bendeniz paylaştıktan sonra bu belge epey yayıldı ve konuşuldu. Ellison üzerinden atılan iftiralara dayanak teşkil etti. Sonrasında Bardakçı bu konuyla ilgili bir şey yazmadı diye biliyorum. Yazdıysa da ben göremedim. Neyse...
Şimdilerde yine devlet arşivlerinde gizliliği kaldırılan belgeleri incelerken başka bir tesadüf daha gelip bendenize çarptı.
Efendim, gizliliği 2025 yılında kaldırılan 1934 tarihli bir diplomatik arşiv belgesinde, Mısırlı El Mukattam gazetesi muhabiri Kerim Sabit'in Türkiye'yi ziyaret ettiği ve ülkesine döndükten sonra da gazetede gözlemlerini yazdığı bilgisi mevcut. Bu belgede Atatürk hakkında yer alan izlenimlerini bugün paylaşmıştım. Fakat belgenin dördüncü sayfasında hayli ilginç bir bilgi var ki Atatürk hakkında çokça araştırma yapmış biri olarak bu bilgiyi ilk kez okudum.
Kerim Sabit, Atatürk'ün basınla olan ilişkisini izah ederken yabancı gazetecilere mühim bir şerh düşüyor. (Görsel 3)
Gazi'nin ecnebi gazetecilerle görüşmemelerinin sebebi şudur: Mazide kendileriyle mülakat şerefine nail olan gazetecilerin hepsi değilse de ekserisi söylediklerini tahrif etmiş, yazılarında kötü niyetlerini göstermişlerdir. Bunlardan bazıları da... yalan yanlış şeyler yazmış ve iftiralarda bulunmuşlardır.
Bu belgenin gizliliğ 2025 yılında kaldırılmış. Daha önce akademik bir yayında kullanıldığına rastlamadım. Atatürk'ün 1925 yılındaki notları ile 1934 tarihli belgeyi birlikte okuduğumuzda, son derece tutarlı şu görüşü elde ediyoruz:
Atatürk, yabancı gazeteciler tarafından sık sık iftiraya maruz kaldığı için kendilerine pek güvenmiyor. İki belge arasında 9 yıl olması, meselenin anlık ve dönemlik değil, istikrarlı bir tavır/tutum olduğunu da gösteriyor. Daha önce okuduğum eserlerde Atatürk'ün yabancı gazetecilere karşı genel bir güvensizliği olduğu yönünde bilgi okumadığım için aslında yeni bir şey öğrenmiş oluyoruz.
Sonuç olarak yabancı gazetecilerin Atatürk'e İslam düşmanlığı vb isnatlarda bulunduğu yayınlar, bizzat Atatürk tarafından ve dönemin tanığı tarafından güvenilmez, kötü niyet ve hatta casusluk faaliyeti olarak kabul görmüştür.
Yabancı gazetecilerin yayınları üzerinden Atatürk'e İslam düşmanı isnadında bulunanların, iftiralarını çürüten bu belgelerden bahsetmeleri de haysiyet ve şeref gereğidir.
İstiklal Marşımızı söylemeyen, Türk askerinin şehit düştüğü gün mutluluk görselleri paylaşan, taraftarı Türk bayrağına saldıran bir takımı nasıl kutlayabilirim ki?
2019’da İçişleri Bakanı Süleyman Soylu Kandil’in Amedspor ile ilgili yaptığı açıklamalar konusunda topladığı devlet istihbaratını paylaşmış
Kutlayan herkese de soruyorum, Öcalan’ın İmralı’dan çıkışında kutlama mesajı yayınlamaya hazırlık mı yapıyorsunuz? @zaferpartisi
Türkiye’de vatandaş olmanın maliyeti her geçen gün artıyor.
Gelir seviyemiz Kenya’ya benzerken, alışveriş fiyatlarımız Londra ile yarışıyor.
Yetmiyor; vatandaşın yurt dışından almaya çalıştığı 30 euroluk ürüne bile engel getiriliyor.
Çocuğuna oyun konsolu almak isteyen bir baba;
• %20 gümrük vergisi,
• %20 ÖTV ve
• %20 KDV ödemek zorunda kalıyor.
Ama aynı ülkede bir iş insanı özel jet veya sevgilisine pırlanta aldığında:
• ÖTV: %0.
Bu kararların “yerli üreticiyi korumak” için alındığı söylendi. Sonuç? Bazı yerli üreticiler fiyatlara %200’e varan zamlar yaptı.
Bireysel alışverişte 1 dolarlık her ürüne gümrük vergisi uygulayan bazı ülkeler:
• Türkiye
• Afganistan
• Burkina Faso
• Kamboçya
• Kongo
• Cibuti
Oyun oynamak bir yana dursun, bu kararlardan sonra ürün geliştiren gençlerin projelerde kullandığı parçanın bulunması çok zorlaştı.
Kısacası: 15 yaşındaki Güney Koreli bir genç enerjisini devre tasarlamaya harcarken, Türkiye’deki gençler 31 euroluk mouse veya sensör aldığı için “gümrük kaçakçısı” muamelesi görüyor.
Teknolojiyi lüks, pırlantayı ihtiyaç sayan ülkeler
kendi geleceğini kaybeder.
Bu konularda yapacağım çalışmaların devamı için paylaşmanız ve takip etmeniz çok önemli.
🔸Bir Türk gencinin Şehit Esat Oktay Yıldıran için yazdığı şiir:
“Köpeği Co daha şereflidir Şehide hayvan diyenden! Ne hayır gelir bebek katilleri ile barış isteyenden?”
Çok doğru bir serzeniş,
Bir adam, “Abiler, Allah rızası için biri beni aydınlatsın: yolda bu tabelayı görmekten yoruldum; her şeyi yazmışsınız da ben kaçla gidersem ceza yiyeceğim?” diye sitem etti.
Bilenler yazarsa bizde öğrenelim 🙏
@haskologlu Hep aynı terane yaşadıktan sonra şöyle yapacaz böyle yapacaz. Şanlı bir devletin yöneticisi olmak o menfur olay olmadan engellemek, teşebbüs edeni olduğu yere yıkmayı gerektirir.
Menzil Tarikatı’nın İzmir’de yaptığı adeta bir “gövde gösterisi”, kabul edilemez bir tabloyu gözler önüne sermiştir.
Bireysel inançlara elbette eyvallah. Ancak kamu kurumlarında görev yapan bazı kişilerin, bir tarikat liderine bağlılıklarını açıkça beyan ettikleri çok sayıda video izledik. Bu görüntülerde askeriyeden, Sağlık Bakanlığı’ndan ve Adalet Bakanlığı’ndan kamu görevlilerinin yer alması, meselenin çoktan bireysel inanç sınırlarını aştığını göstermektedir.
Devlet kurumlarıyla iç içe geçmiş, kamu gücünü kendi inançları ve hiyerarşisi doğrultusunda yönlendirmeye çalışan bu tür yapılanmaların neye yol açabileceğini, 15 Temmuz’da çok ağır bir bedel ödeyerek tecrübe ettik.
İslamiyet ile hiçbir ilgisi olmayan sözde tövbe törenleri düzenleyen, milyarlarca liralık servete sahip bir holding gibi hareket eden bu yapıya; kamu görevlilerinin ve siyasetçilerin destek vermesi, laik hukuk devleti ilkesine ve Anayasaya açıkça aykırıdır.
Sorun yalnızca bu tarikatlarla da sınırlı değildir. Bölücü terör örgütü, sözde başlatılan süreçten güç alarak faaliyetlerini ve saldırganlığını artırmış, küstahlığını her geçen gün daha da ileri taşımıştır.
Öte yandan; Twitter’da iki satır eleştiri yazan, sokak röportajında düşüncesini dile getiren yurttaşlar hakkında anında soruşturma başlatan ya da başlattıran devlet yetkilileri ve siyasetçilere sormak gerekiyor:
Anayasamız kaldırıldı mı?
TBMM’de şerefiniz ve namusunuz üzerine okuduğunuz yemin ne içindi?
Dün FETÖ için uyarmıştık, dinlemediniz.
Bugün bir başka tarikat için yeniden uyarıyoruz.
Bir teyze, kocasına “Hadi bir de Atatürk gibi konuş” deyince, amca eşini kırmayıp hemen ciddileşiyor ve Atatürk edasıyla “Yurttaşlarım…” diyerek söze başlıyor.
GÜZEL HABER!
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret suçundan tutuklanan Adem Karakoç az önce tahliye edildi!
Adem Karakoç sadece gerçekleri ve doğruları dile getirdiği için tutuklandı.
Yargı kararıyla “haksız yere tutuklandığı” ortaya çıkmış oldu.
Unutmayacağız unutturmayacağız demiştik.
Trollere inat bir kere daha paylaşalım da gerçekleri bir kere daha dinlesinler!