Öncülü sendikalar ile birlikte 36 yıldır bedeller ile kamu emekçilerinin örgütlenmesini sağlayan büyük miras. Bu mirasın büyük bir kısmına tanıklık etme ve azda olsa emek koymuş olmanın gururunu yaşıyorum.
Umut, Dayanışma ve Mücadele ile Geçmişten Geleceğe...
#SESimiz30Yaşında
Umut, Dayanışma ve Mücadele ile Geçmişten Geleceğe...
#SESimiz30Yaşında
Dayanışma ve Mücadele Dolu 30 Yıl...
https://t.co/4TBYkUkLl0 @YouTube aracılığıyla
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri mücadelesini ve halkın sağlık hakkı mücadelesini son nefesine kadar yürüten, sendikamızda Genel Başkanlık yapan ve
Merkez Yönetim Kurullarında görev alan Köksal AYDIN’ı Saygı ve Sevgi ile Anıyoruz.
Köksal yoldaşın anısına ve mücadelesine saygıyla.
2008-2011 arası aynı MYK da görev yapmanın ve dostluğunu, yoldaşlığını yakından yaşamış olmanın gururunu taşıyorum.
Mücadelemiz sürüyor...
Geçmiş dönem sendikamızda MYK üyeliği ve sonrasında Genel Başkanlık yapan, görev aldığı dönemlerde “Sağlıkta Yıkımı Durduralım” programının hayata geçirilmesine karşı başta “Çok SES tek Yürek” gibi kitlesel eylem ve etkinliklerin örgütlenmesinde aktif görev alan arkadaşımız, yoldaşımız Köksal Aydın’ın vefatının 8. yılında mezarı başında yapılan anmaya Eş Genel Başkanımız Mehmet Sıddık Akın ve Genel Sekreterimiz Ferit Ceylan katıldı.
Sağlık ve Sosyal Hizmetler İşkolunda Görev Yapan Tüm Emekçi Arkadaşlarımıza Duyurumuz ve Çağrımızdır:
Sevgili çalışma ve mücadele arkadaşlarımız;
Sağlık ve sosyal hizmet kurumları tüm topluma hizmet veren komplike çalışma sistemi içerisinde yer alan kamusal alanlardır. Bu alanlarda birçok meslek mensubu bir ekip halinde çalışmak zorundadır. Sistem; mesleklerimize, cinsiyetimize, etnik kimlik ya da dünya görüşümüze bakmadan en yüksek verimi alacak şekilde bizi çalıştırmak için devlet gücü başta olmak üzere tüm olanakları kullanıyor.
Fakat örgütlenme ve mücadele söz konusu olunca da zenginliğimiz olan tüm farklılıklarımızı birbirimiz ile çatışmanın zemini haline getirmek için de çok yoğun bir çaba sarf ediyor. Bunlar ve daha birçok dışsal etkenler gerçek anlamda örgütlenmemizin önünde engel oluşturuyor. Grev ve özgür pazarlık hakkını içeren toplu sözleşme düzeneği kuramamamızın, sefalet ücretlerine mahkum angarya çalışma koşulları, demokratik olmayan çalışma yaşamı, kışkırtılan talep artan şiddet, iş cinayetleri, tükenmişlik hepsinin dışsal onlarca sebebini sayabiliriz.
Fakat bu dışsal sebepler Dünya ve Türkiye emek mücadele tarihinin her aşamasında karşılaştığımız sorunlardı. Bu engelleri; büyük bedellere, yitirilen canlara mal olsa da Dünya ve Türkiye işçi ve emekçi sınıfları her dönemde aşmayı başarmış ve büyük kazanımlar elde etmiştir. Bizlerde bu kazanımların bir sonucu olarak istediğimiz düzeyde olmasa da örgütlenebiliyoruz.
Bugün Türkiye kamu emekçilerinin sendikal hareketinde dışsal baskıların yanında örgütlü yapıların ayrıştırcı diline tanıklık etmekteyiz. İşkolumuzda sendika sayısı bu yıl itibari ile 72’ye, üye oranı da yüzde 80’lere çıkmıştır. Dışardan bakıldığında ciddi bir örgütlülük gibi görünmektedir. Oysa artan sendika sayıları, meslek sendikacılığı, siyasetsiz sendikacılık, yeni nesil sendikacılık gibi birçok ifade ile kavramsallaştırılan sendikal hareketin kendisi üyeleme yapmış olsa bile aslında örgütsüzlük ve parçalanmışlığın sebebi haline gelmektedir.
SİSTEM KADAR BU SENDİKALARININ AYRIŞTIRICI AÇIKLAMA VE PRATİKLERİ EKİP ANLAYIŞINA, ORTAK MÜCADELEYE ZARAR VERİYOR!
Kamusal alanda yaşanan istihdam ve ücret rejimindeki değişikliği sistemin politik aklını, emperyal kapitalist sistemin işleyişini tahlil etmeden ve nasıl bir siyasal saikle bizleri çalıştıran sistemi tam ve derinlikli olarak analiz etmeyen hiçbir sendikal yapının emekçilere vereceği hiçbir şeyi yoktur.
Bugün kamu sağlık kurumları adeta fordist üretim dönemlerinde olduğu gibi bant sistemi ile çalışan onbinlerce kişinin bir arada olduğu fabrikalara dönüşmüş durumda. İşkolumuzdaki tüm çalışmanın bir ekip işi olduğunu ve ekibin tüm bileşenlerinin mutlu olacağı bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini bunun için de ortak ve birleşik bir mücadeleye ihtiyaç olduğunu öncülümüz sendikalar ile birlikte 35-36 yıldır ifade ediyoruz.
Türkiye ve dünya sendikal hareketinde “sarı sendika” olarak kavramsallaşan sendikal hareket tanımına bile uymayan bir sendikal yapıyı bu sistemin nasıl güçlendirdiği, beslediği, büyüttüğü ve yetkilendirdiğini hepimiz biliyoruz. Bu yapı “sarı sendika” tanımına uymadığı için biz buna “yetkilendirilmiş sendikamsı yapı” dedik. Kamu emekçilerinin sendikalaşma mücadelesinin başında ise; sendikalaşma sürecine engel olamayacağını anlayan sistemin bir gecede nasıl bir konfederasyon kurduğunu ve bu sendikayı güçlendirmek için kapalı kapılar ardında yapılan anlaşmalar ile sendika aidatlarının devlet tarafından nasıl ödenir hale geldiğini de unutmadık. İşte tamda bu sendika literatürde karşılığı olan “sarı sendika” kavramına tam olarak uyuyordu.
8 dönem yani 14 yıldır “yetkilendirilmiş sendikamsı yapı” ve “sarı sendika” kol kola vermiş iktidarların izdüşümü gibi iktidarlar (işveren devlet) ile birlikte emekçileri sefalet ücretlerine mahkum ediyor.
Bunların dışında kurulan yeni sendikalar ise; ortak ve birleşik mücadele olanaklarını zorlayarak tüm emekçilerin maaşlarını yoksulluk sınırı üzerine çıkarmak, çalışma koşullarını demokratikleşmek, özlük ve sosyal haklarını geliştirmek yerine adeta ücretler ve eğitim düzeyleri üzerinden meslekleri karşı karşıya getiren tam da sistemin istediği tarzda ekibi parçalayan açıklamalar ve pratikler ile gündem oluşturmaya çalışmaktadır.
Bir dönem “daha az okusaydık ta hemşire olsaydık” diyerek hekimleri ve hemşireleri ayrıştırıcı paylaşımlar, başka bir dönem “daha az okusaydık ta taşeron (süresiz sözleşmeli) işçi olsaydık” ifadeleri sosyal medya da sürekli dolaşıma sokuldu. Artık sosyal medya dolaşımları yerine bazı sendikalar direk kendi sosyal medya hesaplarından, web sitelerinden ve basına verdikleri demeçlerle bu karşılatırmayı yapar hale gelmiştir.
Bugün sağlık ve sosyal hizmet kurumlarında çalışan temzilik işçisinden profesörüne kadar hiç kimsenin maaşı yeterli değildir. İşkolumuz ağır ve tehlikeli işler kapsamındadır. OECD ve AB ülkelerinin yarısı kadar personel ile ve onların 2 katı başvurucuya ücretlerinin yarısı kadar alarak çalışmaktayız. Biziler bu ülkelerdeki meslektaşlarımıza göre onların yarı ücretine 4 kat çalışıyoruz. Aldığımız ücretlerin büyük çoğunluğu emekliliğe yansımamakta, performans, teşvik, ek ödeme vb birçok kalem adı altında ödenmektedir. Ücretlerimizi biraz arttırabilmek bizleri için daha fazla çalışmaya, nöbetlere gönüllü rıza gösterir hale getirdiler. Tüm bunlara (performans, teşvik vb) karşı durmamız gerekirken kimin teşviki, katsayısı kaç üzerinden birbirimize düşmeye başladık.
İster sağlık ve sosyal hizmetlerde ister yerel yönetimlerde ister başka bir kurumda çalışsın. İster hizmetli olsun ister hemşire veya doktor olsun herkesin yaşamını maddi kaygı güdmeden yaşayabileceği bir gelire sahip olması için mücadele etmek sendikaların temel görevidir. İşkolumuzdaki her meslek değerlidir. Her mesleğin bilimsellik ile ve mesleki bağımsızlığı korunarak ama aynı zamanda birbiri ile ilişkisi ve birinin eksikliğinde diğerinin de eksik kalacağı bilinciyle yaklaşmak gerekir. Yani işkolumuzdaki çalışma disiplinin ekip işi olduğunu bilince çıkarmak gerekir. Bu bilinç ile birlikte mücadelenin de ekipçe verilmesi gerekir.
Ücretler, katsayılar, teşvik puanları, performans üzerinden sansayon yaratmak emekçileri ayrıştırmak yerine tüm bu kalemleri red edip, rekabeti değil dayanışmayı, angarya çalışmayı değil güvenceli istihdam ve yeterli personel ile sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarını talep etmeliyiz.
Bakınız resmi ve tahmin kuruluşlarının verilerine göre;
Türkiye'de 2026 yılı için kişi başına düşen milli gelir, hükümetin Orta Vadeli Program (OVP) hedefleri kapsamında 18.621 ABD dolar,
Uluslararası tahmin kurumlarının Worldometer verilerine göre ise bu rakam yaklaşık 19.018 dolar Kişi Başına GSYH (2026) - IMF - Worldometer seviyesinde tahmin edilmektedir.
Satın Alma Gücü Paritesine (SAGP) göre kişi başına düşen gelir ise 46.672 dolar Worldometer olarak hesaplanmaktadır.
O zaman bizlere düşen görev vergilerimizle toplanan milli gelirden payımıza düşeni almak mücadelesi olmaktadır. Mesleklerin aldığı ücretlerin tamanının eksik olduğunu bilen bir yerden birlikte gelirlerimizi yükseltmek için mücadele etmemiz gerekmektedir.
Biz SES olarak ücret meselesine şöyle yaklaşıyoruz.
Mesleği ne olursa olsun her bir emekçinin öncelikle temel ücreti yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmalıdır. Bunun üzerine yapılan işin niteliği ve riski, eğitim düzeyi, meslekteki çalışma yılı gibi kriterler ile bir ücret skalası oluşturulmalıdır. Bu şekilde belirlenen ücret skalasının tamamı emekliliğe yansıyacak şekilde olmalıdır. Çalışırken ve emeklilikte insanca yaşamaya yetecek ücret koşulları oluşturulmalıdır.
İnsanca yaşamdan bahsettiğimiz sadece uygun barınma ve belsenme koşulları ya da zorunlu ihtiyaclarımızı karşılama değil; kültürel ve sanatsal açıdan, eğitimin sürekliliğini gören yerden bilimsel çalışmalara ulaşacağımız ve yapacağımız olanaklara, bedensel sağlığımızı korumak adına spor yapacağımız olanaklara kavuştuğumuz yani kendimizi iş dışında da eğleyebileceğimiz ve geliştireceğimiz olanaklara sahip olmadır.
Bunun da yolu milli gelirden payımızı alma ile olur. Çalışma ve toplumsal yaşamın demokratikleşmesi ile olur. Angarya çalışmanın son bulması ile olur. Sağlıklı ve güvenli çalışma koşulları ile olur.
İşkolumuz emekçilerine bir daha sesleniyoruz;
Bunları önermeyen ve mücadelesini yürütmeyen hiçbir sendika ne mesleğin ne de sınıfın genelinin haklarını elde etme şansı yoktur. İçinde bulunduğumuz durumun politik ve siyasal sebeplerine değil sadece sonuçlarına odaklanan, emekçileri halktan ve birbirinden ayrıştıran, istihdam ve ücret rejiminin kapitalist sömürü sistemi ile bağını kur(a)mayan, pıtrak gibi kurulan ve bireyler etrafında şekillenen hareketler sendikal hareket değildir.
Bu tarz sendikal hareketler; Dünya ve Türkiye emek hareketi içinde büyük bedeller ödeyerek, yaşamlarını ortaya koyarak ve bizlere örgütlenme kanallarını açan insanların sadece kemiklerini sızlatır.
Dışsal bütün olumsuz etkenler, baskılar mücadele ile aşılır. Ama içerden aşındıran, çatıştıran ve bölen yaklaşımları bertaraf etmek zordur. Bunu yapan ve kendine de sendika diyen tüm yapıları/kurumları emekçilerin takdirine bırakıyoruz.
Saygılarımızla.
KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ!
SES MERKEZ YÜRÜTME KURULU
https://t.co/EZuTk3eJuj
İst/ Bakırköy yöneticimiz Çiğdem Yıldırım sendikal faaliyetler ve kadın çalışmaları gerekçe gösterilerek haksız ve hukuksuz şekilde tutuklu yargılanmaktadır.
Baskı, tutuklama ve gözaltılarınız bizleri mücadeleden alıkoyamaz.
#çiğdemeözgürlük
SES Bakırköy Şube Eğitim ve Örgütleme Sekreterimiz Çiğdem Yıldırım sendikal faaliyetler ve kadın çalışmaları gerekçe gösterilerek haksız yere tutuklu yargılanıyor !
#ÇiğdemeÖzgürlük@sesbakirkoysube
Emek ve Demokrasi Güçlerini dayanışmaya çağırıyoruz!
İhraçlara karşı yapacağımız Nöbet eylemimize yönelik göz yaşartıcı gazlarla, kalkanlarla saldıran güvenlik güçleri şu ana kadar Yürütme Kurulu üyelerimizden Sema Pınar, Döne Gevher, A. Bahadır Berdicioğlu, EĞİTİM SEN MYK üyeleri Simge Yardım, İzzet İldeş, ihraç üyeler Sinan Ok, Reşat Akıncı, Remzi Gençdal, Adnan Şahin, Özlem Üçler, Maruf Kurt ve çok sayıda arkadaşımız gözaltına alınmıştır. Bu açık hukuksuzluk ve pervasızlığı kınıyoruz. Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Emek ve Demokrasi Güçlerini saat 20.00'da Konfederasyon binamız önünde yapacağımız açıklamaya katılarak dayanışma içinde olmaya davet ediyoruz.
SES Çorum Şube olarak; sağlık emekçilerinin mesleki onurunu, hasta haklarını ve sağlık hizmetinin etik ilkelerini savunmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.
@KESK1995@sesgenelmerkezi
Savaşın, emperyalist müdahalelerin ve halkları birbirine düşman eden politikaların bir parçası olan NATO’ya karşı Çorum Emek ve Demokrasi Platformu olarak basın açıklaması yaptık.
Biz savaşın değil barışın, sömürünün değil eşitliğin tarafındayız..
@KESK1995@sesgenelmerkezi