Amedspor'un Süper Lig'e yükselmesinin ardından Ümit Özdağ'ın 3 yıl önceki konuşması yeniden gündem oldu:
"Türkiye'de liglerde Amedspor diye bir takım olmayacak.
Amedspor'a müsade etmeyiz."
Rojin Kabaiş’in babası Nizamettin Kabaiş:
— Gülistan Doku’nun failleri bulundu diye haberler verildi. Ben o gece sevinçten ağladım.
— 'Gülistan’ın çözüldü, Allah’ın izniyle Rojin’in de çözülecek' dedim.
— İkisi de öğretmen olacaktı. İki aile de fakir fukaradır.
— Gülistan Doku’nun dosyasından kim çıktı? Tunceli Valisi'nin oğlu çıktı. Bizimki de onunkine benzer.
Gülistan Doku'nun ablası:
"Benim kardeşimi dönemin valisi Tuncay Sonel'in oğlu öldürdü.
Vali Tuncay Sonel her şeyi şeytanice hesaplamış. Oğlu, kızımızı öldürüyor. Sonra vali bizi ve bütün devlet kurumlarını köprüye yönlendiriyor. Arkamızda da delilleri yok ediyor."
Gülistan Doku'nun ablası:
"Dalgıçlar o karda kışta suya girip çıkıyorlardı ve 'Gülistan bu suda yok' dediler.
Bir dalgıç bizi bir gün kenara çekti 'Ben bu vatan için canımı veririm ama bu vali sizi kandırıyor, bizi zorla suya sokuyor' dedi. Dalgıçların dinlenmesini istiyoruz."
‘Kemal Kurkut, Kürtlerin masumiyetiydi’
“Bizler için hayat bir şekilde sürüyor, Kemalsiz(!) ama annem orda, o günde, Newroz’da kaldı… Bu coğrafyada ölen herkes için acıyı hep hissediyorduk ama artık yas evimizdeydi. Bu bir yara ve her Newroz kanıyor….”
https://t.co/ZBqsXBX1ai
🔴 ROJİN KABAİŞ’İN BABASINA TEHDİT MESAJI
Rojin Kabaiş’in babası, yaklaşık 7 aydır tehdit mesajları aldığını açıkladı. Gönderilen mesajlardan birinde,
“Rojin’in ölümünde birebir parmağımız vardır. Bu ülkede Kürt–Türk yoktur, sadece Türk vardır” ifadeleri yer aldı.
Olayın hâlâ aydınlatılmamış olması kamuoyunda yeni soru işaretleri doğurdu.
Emin Alper’in yeni filmi KURTULUŞ, benim için hayal kırıklığı oldu.
Filmde koruculuk sistemine, tarikat yapılarına yöneltilen eleştiri ve dinin araçsallaştırılması üzerinden kurulan gerilim hattı, yönetmenin bölgede yıllarca yaşanan tarihsel süreci yeterince kavrayamamasından dolayı sekteye uğramış. Biraz kör bakış olmuş.
Film, Kürt köyünde yaşanmış gerçek bir katliamdan esinleniyor ama Kürt meselesine dolaylı yoldan yaklaşırken kurduğu çerçeve neredeyse devlet aklının sınırları içinde kalıyor. Jandarma (devlet) görünüyor ama filmin sinematik dili jandarmayı tutunacak bir dalmış gibi gösteriyor. Devlet tarafından asimile edilmiş, silahlandırılmış Kürtler birbirini vururken devlet temsiline bak, sütten çıkmış ak kaşık. Burası çok acayip. Eğer anlatılan her şey tamamen kurmaca bir hikayeden ibaret olsaydı, yönetmenin kurduğu dünyaya “kendi yorumu” deyip bu kadar tepki göstermezdim. Fakat bu ülkede Kürtlerle ilgili her mesele doğrudan tarihsel gerçekliklere dayanır. Böyle bir senaryoya girişiyorsanız o tarihle ciddi bir hesaplaşma bilgisine de sahip olmanız gerekir.
Kürt köyünde hikayenin merkezine dindar bir “korucu” aşiretini yerleştirdiğiniz anda mesele artık yalnızca sinemasal bir anlatı olmaktan çıkar. Film, doğrudan sosyolojik ve politik bir tartışmanın ortasına düşer. Böyle bir alanda kurulan her sahnenin, her karakterin, her olayın belirli bir tarihsel ve toplumsal kavrayıştan süzülmesi gerekirdi. Durum böyle olmayınca filmdeki metaforların, gerilimin ya da sinemasal becerinin de pek bir anlamı kalmıyor. Hele ki politik filmler üretme iddiasındaki bir sinemacı için bu durum daha da problemli görünüyor.