CVP Edirne kuruldu
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi Edirne İl Başkanlığı, İl Başkanı olarak atanan Av. Barış Ateş'in kuruluş evraklarını Edirne Valiliği'ne teslim etmesiyle kuruldu…
#cvp#cumhuriyetçivatanseverlerpartisi
https://t.co/pTgzWQnRR8
"Herkesin Sağlık Sistemi - Nasıl Bir Sağlık Sistemi Olmalı? | Dr. Çağdaş Yokuşoğlu - Dr. Onur Beden"
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi YouTube kanalında yayında.
İzlemek için;
https://t.co/5CLaWw1Vyc
İKİNCİ ANAFARTALAR ZAFERİ | 21 AĞUSTOS 1915
Birinci Anafartalar Zaferi’nin üzerinden henüz on gün geçmişken, İtilaf Devletleri’nin yaptığı ikinci saldırıyı da üstün bir zaferle püskürten, Çanakkale’yi geçilmez yapan başta Mustafa Kemal olmak üzere tüm kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz.
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi Genel Başkanı Serkan Öz’den iktidara ve ortaklarına çağrı: İncirlik ve Kürecik kapatılsın.
Konya 3. Ana Jet Üssü İsrail Hava Kuvvetleri’ nin eğitim uçuşlarına kapatılsın.
HalktanGelecekBirCevapVar
HainsizTürkiye
SerkanÖz
SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ |
23 AĞUSTOS 1921
Sakarya Meydan Muharebesi 1683 yılında Viyana ile başlayan Türklerin geri çekilmesini durduran ve ilerlemeyi başlatan savaştır.
Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Başkomutanlık karargahı Ankara, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’dır ve “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır”, Başkomutan’ın talimatıdır!
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın yönetiminde, Türk milletinin kanıyla yazılan ve dünya harp tarihine “en uzun meydan muharebesi”, Türk İstiklal Harbi tarihine de “subay muharebesi” diye geçen Sakarya Meydan Muharebesi, aralıksız 22 gün 22 gece devam etmiş ve 13 Eylül günü Yunanlıların Sakarya Nehri’nin batısına atılmasıyla sona ermiştir.
Sakarya Meydan Muharebesi sonunda kontrolü ele geçiren Türk ordusu, morali bozulan Yunan ordusunu Afyon-Eskişehir hattına kadar sürmüş, savunmadan taarruza geçmiş, Kars Anlaşması ile doğu sınırları güvenceye alınmış, Fransa, İtilaf Devletleri’nden ayrılarak TBMM ile Ankara Anlaşmasını imzalamış, İtalyanlar çekilmiş, İngiltere Malta Adası sürgünlerini serbest bırakmak zorunda kalmış, bu anlaşmalar İtilaf Devletleri’nin saraya dayattığı Sevr Planı’nı Anadolu’nun reddettiği gerçeğini ortaya koymuştur.
Mustafa Kemal, Türk ordusunu Sakarya Nehri’nin doğusuna çekerken sadece İngiltere Parlamentosu'nda “Millî Türk Kuvvetlerini yenmiş bulunan Yunanistan’ın Sevr Anlaşması esaslarıyla yetinemeyeceği”ni söyleyen Lloyd George’un kışkırttığı Yunan güçleriyle savaşmıyordu. Mecliste başarısız olmasını bekleyen vekillerle, halkın bozulan moralini düzeltmek için de savaşıyordu.
104 yıl sonra, Türk Milleti’nin karşısına aynı planla, “barış, kardeşlik” sözleriyle dikilmiş, Anadolu’yu bu kez postalsız işgalin peşine düşen TBMM’de, başarısızlığı kovalayan partiler ve vekilleredir sözümüz:
Sakarya Meydan Muharebesi'nde verdiğimiz 5713 şehidimize, 18480 yaralımıza ve Başkomutanımıza namus borcumuzdur; Başaramayacaksınız!
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi Aydın İl Temsilciliği Açıklaması
Siyasi arenada sıkça gördüğümüz “güç zehirlenmesinin” en son ve somut örneğini deneyimlediğimiz Aydın'da, sırf kendi menfaatlerini korumak için vatandaşlardan aldığı oyları fütursuzca satan ve mensubu olduğu siyasi partiden adeta "topuklayarak" kaçan sahte efemiz de sonunda ülke gündemine düştü.
İşte bu omurgasız siyasetten, bu kısır döngülerden çıkış; yeni bir “kahraman” veya “kurtarıcı” aramakta değil, sahte kahramanlara ihtiyaç duymayan, kolektif aklın ve fikri mücadelenin esas alındığı bir siyasal zeminin kurulmasında yatıyor.
Hele ki bu mücadelenin fikri temelinde, kuruluşundan gelen çok güçlü bir reçete varken! Cumhuriyetimizin yüz yıllık birikimi, Türk milletinin bağımsızlık aşkının, anti-emperyalist kararlılığının somut bir ürünüdür. Unutulmamalıdır ki Türkiye Cumhuriyeti, bir tesadüfler zincirinin değil; emperyalizme karşı verilmiş eşsiz bir mücadelenin ve millet egemenliğine dayanan bir siyasal devrimin ürünüdür.
Tam da bu sebeple “kurtuluşu”; dışarıda, uzaklarda aramaya gerek yok! “isimler ve sahte kahramanlar” üzerinde aramaya hiç gerek yok! Kurtuluş; kurucu felsefede, Cumhuriyet ve Atatürk düşüncesindedir! Ve o irade, bu memlekete kastedenleri de, gericileri de ve Cumhuriyet düşmanlarını da tarihe gömmeye fazlasıyla yeterlidir!
Bugün, omurgasız siyasetin; Cumhuriyet düşmanlarının ve Lozan karşıtlarının aynı cephede hizalandığı bir dönemde, Cumhuriyet ve Atatürk etrafında benzer endişeleri taşıyan tüm yurttaşların milli bir irade oluşturmaları, her geçen gün daha hayati bir zorunluluk haline gelmektedir. Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi olarak bizi var eden temel gereklilik, işte bu iradenin bugün, kararlılıkla ortaya konma zorunluluğudur.
Milli mücadele kahramanımız, Kuşadalı Mahmut Esat Bozkurt’un da dediği gibi:
“Kanunların yaptırma gücü, devlettir... Fakat bunun, bunların da üstünde bir yaptırma gücü vardır ki, bu da milletin kendisidir, kendi varlığıdır. Bu varlığa, yaptırma güçlerinin en üstü demek çok yerinde bir şey olur. İnsanlığın birtakım kutsal yapıları vardır ki, (vatan, özgürlük, bağımsızlık, anayasa, milli namus gibi) bunları ancak, bu yaptırma gücü ayakta tutabilir. Saati çalınca, bu yeteneği, bu güzel huyu göstermekte güçsüz kalan herhangi bir millete, ölmüş gözüyle bakmak yanlış bir şey olmaz... Milletler, bu güçlerini göstermekte ne kadar diri ve çevik davranırlarsa, o nispette “Varım!” demek hak ve yetkisine sahip olurlar.”
Ve ruhu şad olsun, büyük vatansever Nihat Genç ağabeyimizin söylediği gibi:
“Ve olur ya yorulursanız olur ya umudunuzu kaybettiğiniz anlar olur… Buğday başakları kadar çok, buğday tarlaları kadar çok! Sıvasız evlerde yoksul büyümüş ve 20 yaşında şehit olmuş askerlerimizin mezarlarına koşun! Size VATAN neye denir ve neden UĞRUNA ölünür, öğretecektir! Arkadaşlar, biz Baykalcı, Kemalci, İnceci, yani. ‘adamcı’ cumhuriyetçiler değil ‘programcı’ Cumhuriyetçileriz! Arkadaşlar, biz, 10 Kasım’dan 10 Kasım’a bayramdan bayrama Cumhuriyet’i hatırlayanlardan değil, biz, seçimden seçime Cumhuriyet’i hatırlayanlardan değil, biz, her gün her saat Cumhuriyetçiyiz! Hukuk, bağımsızlığımızı, her gün istiyoruz! Halkı pasifleştiren değil halkımıza sipariş edilmiş adayları dayatan değil, halkımızı harekete geçirecek RADİKAL CUMHURİYETÇİLERİZ!
Yaşasın Cumhuriyet!”
Biz Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi Aydın İl Temsilciliği olarak inanıyoruz ki; ancak bu anlayış ve iradeyle, duraksatılan Türk Devrimi yeniden canlandırılacak, tam bağımsız Türkiye idealine giden yol yeniden inşa edilecektir. Aksi halde, siyasi mücadele şahıslara ve sahte kahramanlara bu denli indirgendikçe; yaşanılan hayal kırıklığı döngüleri, mülkiyet ve çıkarlara dayalı siyaset anlayışı, seçmenleri aldatan siyasiler ve kirli pazarlıklar, milletimizin geleceğini karartmaya devam edecektir.
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi Aydın İl Temsilciliği
@CVPSerkanOz@cvpgenelmerkez
#halktangelecekbirCeVaPvar
#hainsizTürkiye
#aydin
ERUH VE ŞEMDİNLİ SALDIRILARI | 15 AĞUSTOS 1984
25 Kasım 1978’de kurulan PKK narko-terör örgütü Türk devletine ve Türk Milleti’ne karşı ilk silahı eylemlerini 15 Ağustos 1984’de Siirt’in Eruh ve Hakkari’nin Şemdinli ilçelerinde haklarını savunduğunu iddia ettiği bölge halkına karşı gerçekleştirdi.
Gece 21.30’da şehir merkezlerindeki kahvehaneleri ve camileri basıp, kahvehanelerden esir aldıkları halka ve cami hoparlörlerinden de tüm şehre Türkçe, Kürtçe ve Arapça propaganda yaptılar. Cami hoparlöründen seslendikleri Ziraat Bankası müdürünün eşini ve çocuğunu rehin alıp, müdürün bankadaki parayı kendilerine teslim etmesini istediler; müdür saklandığı yerden çıkıp gelmeyince de banka kasasını patlatmaya çalışıp, başarılı olamayınca müdürün oğlunu dizinden vurdular, eşinin bileziklerini alıp kaçtılar. Saldırılarda Jandarma Onbaşı Süleyman Aydın şehit düştü, 9 asker ve 3 sivil yaralandı. 'Sizi kurtarmaya geldik' diye halka seslenen narko-teröristler halkın parasını soyuyor, günahsız evlatları vuruyordu.
41 yıldır değişmeyen bu tabloya iyi bakın! 41 yıldır asker, sivil ayırt etmeksizin katlettikleri millet Türk Milleti’dir! 41 yıldır soydukları, haraç aldıkları, yağmaladıkları millet Türk Milleti’dir. 41 yılın sonunda narko-terör örgütü, etnik bölücü PKK ile “barış” adı altında terörist başı-katil Öcalan’ın ABD-İSRAİL-İNGİLTERE ile birlikte kurduğu masaya oturanlar da Türk Milleti adına söz söyleme yetkisini elinde tuttuklarını sanan, canları hiç yanmamış, siyasetçilerdir!
Unutursak ve hesap sormazsak kanımız kurusun!
#HainsizTürkiye
AKP düştüğünde Numan Kurtulmuş "KURTULAMAYACAK"!
NUMAN KURTULMUŞ'U ANAYASAYI İHLAL SUÇUNDAN CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NA ŞİKAYET ETTİK
Milletvekili yeminli ve anayasaya sadakat görevini ihlal ederek meclis başkanlığı görevini işgal etmiş pozisyona düşen Numan Kurtulmuş’u Türk Ceza Kanunu madde 257 görevi kötüye kullanma ve Türk Ceza Kanunu madde 309 anayasayı ihlal suçlarından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına şikayet ettik.12.08.2025 tarihinde Edirne il başkanımız Barış Ateş partimizden aldığı görev doğrultusunda şikayet dilekçesini Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına sundu. 10 Ağustos 2025’te Numan Kurtulmuş Gazi Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada daha önce de yaptığı gibi Anayasanın 3. maddesini hedef aldı.Bu yoklamaları Numan Kurtulmuş sürekli yapıyor ve Anayasanın 3. maddesindeki “Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür” değiştirilmelidir, kaldırılmalıdır şeklinde 3. maddeyi hedefe oturtuyor.Böylece Numan Kurtulmuş uymakla ve korumakla yükümlü olduğu anayasal düzenin tam tersine kaldırmaya yönelik bir altyapı hazırlamaya çalışıyor ve Anayasayı ihlal suçu işliyor.
Numan Kurtulmuş siyasal İslamcı kökeninden aldığı motivasyonla Anayasanın ilk 3 maddesine saldırmakta hiçbir zorluk çekmiyor.
Siyasal İslamcı AKP ve etnik milliyetçi Kürtçü DEM Parti ittifakı Cumhuriyet ve Atatürk karşıtlığında birleşti. Aralarında bu defa MHP de var ve şu anda AKP MHP DEM ittifakı Cumhuriyet ve Atatürk karşıtlığında birleşerek Türkiye Cumhuriyeti devletini Amerika, İngiltere ve İsrail’den aldıkları talimat doğrultusunda bir federasyona götürmek için ellerinden gelen her türlü şeyi yapıyorlar.
Bu toplum mühendisliğini de önceden hazırlanmış bir plan program doğrultusunda götürüyorlar. Yaptıkları, söyledikleri her şey önceden belirli bir yol haritasına bağlı. Ve şu anda da bütün Türkiye’nin tatilde olduğu, insanların fiziken yorulduğu, artık gündemden yorulduğu, dinlenme sürecine geçtiği yaz döneminde saldırılarını yoğunlaştırdılar.
Komisyonu kurdular ve Amerika, İngiltere, İsrail emperyalizminin isteğiyle Büyük İsrail Projesi’nin, “Vadedilmiş Topraklar Projesi”nin mıntıka temizliği olan uydu kukla Kürt devletinin kurulması için çalışmalarına devam ediyorlar. Ancak şu anda Türkiye’de AKP MHP DEM ittifakına karşı neredeyse tüm siyasi partiler birleşmiş durumdalar. Çok büyük, güçlü bir toplumsal tepki var.
Partimiz adına verdiğimiz bu şikayet dilekçesini sosyal medyada paylaştıktan sonra başta Cumhuriyetçi Vatansever Partililer olmak üzere tüm Türkiye’yi, Türk halkını Numan Kurtulmuş hakkında gelecekte AKP iktidardan düştüğünde yargılanmak üzere altyapı oluşturmak için bu şikayet dilekçelerini Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına vermeye çağırıyoruz.
YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ
@cvpismailhatal@melamettin
#HainsizTürkiye
Genel Başkanımız Serkan Öz ve Partimiz Politikalardan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Tuna Kolbaşı Eskişehir ilimizdeki Cumhuriyetçi Vatanseverlerle Buluştu!
Misafir konuşmacı olarak katılan kıymetli ağabeyimiz Alican Türk komutanımıza ayrıca teşekkür ederiz.
Katılım sağlayan tüm Cumhuriyetçi Vatanseverlere teşekkür ederiz.
#HainsizTürkiye yolunda mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz! 🇹🇷
#Eskişehir
İmamoğlu'ndan The Economist'e açılım yazısı
"Biz, şiddeti sona erdirecek, kalkınmayı teşvik edecek ve köklü eşitsizlikleri giderecek uzun vadeli bir stratejiyi savunuyoruz; tüm vatandaşlarımız için eşit yurttaşlık, demokratik katılım, hesap verebilirlik ve Cumhuriyet çatısı altında ortak bir gelecek istiyoruz."
Türk milletinin iradesinden kopuk, İsrail-ABD-NATO dizaynıyla, TBMM eliyle PKK ve terörist başı Apo için kurulmak istenen bu komisyonu reddediyoruz!
Emperyalizmin hiçbir dayatmasını kabul etmeyeceğiz, kuracağı hiçbir oyuna boyun eğmeyeceğiz.
Ne mutlu Türküm diyene!
#Azlediyoruz #HainsizTürkiye
1. ANAFARTALAR ZAFERİ | 9 AĞUSTOS 1915
Çanakkale Zaferi’nin en önemli aşamalarından biri olan 1. Anafartalar Zaferi, Deniz Savaşları’nda yenilgiye uğrayan İtilaf Devletleri’nin Çanakkale’yi karadan geçmek üzere başlattıkları ve 10 Ağustos’ta Conkbayırı’ndan temizlenerek, yenilgiyle dağıldıkları zaferdir. Kutlu olsun.
Akdeniz Yurtdışı Seferi Kuvvetler komutanı General Sır Ian Hamilton, İngiliz Savaş Bakanı Kitchener’e çektiği telgrafta, “Dün sabah Ece Limanı’ndan Büyük Anafarta’ya kadar olan bölgeyi zapt edemeyişimize yeterli bir neden bulamamaktayım.” demektedir. Daha sonra yeterli nedenin ne olduğunu anlayacaktır General Hamilton; yarbaylıktan albaylığa terfi eden ve 8 Ağustos’ta Anafartalar Grup Komutanlığı’na atanan Mustafa Kemal’dir yeter sebep! Askerlerine, “Düşmanı yeneceğinize hiç şüphe yoktur fakat acele etmeyeceksiniz. Önce ben gideceğim. Sizler, ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birlikte atılacaksınız.” diyerek hücum hattının en önünde yer alan Komutan’dır yeter sebep! Aldığı şarapnel yarasını moralleri bozulmasın diye askerinden saklayan Anafartalar Kahramanı’dır yeter sebep!
Zaferimizin 110. yılında, yerimiz hücum hattının en önüdür. Bu ruhu ve onuru bize miras bırakan Başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk’e, tüm gazi ve şehitlerimize minnetle…
#HainsizTürkiye
HARF DEVRİMİ | 9 AĞUSTOS 1928
Arap harflerinin terk edilmesini ve yerine Latin harflerine dayalı yeni Türk alfabesinin kullanılmasını amaçlayan Harf İnkılabı, kültürel alanda önemli bir adım olup, 9 Ağustos 1928 günü Sarayburnu Parkı’nda Mustafa Kemal Atatürk tarafından halka, “Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim güzel ahenkli, zengin dilimiz yeni Türk harfleri ile kendini gösterecektir. Lisanımızı muhakkak anlamak istiyoruz. Bu yeni harflerle pek çabuk bir zamanda mükemmel bir surette anlaşacağız ki, Milletimizin yazısıyla kafasıyla bütün medeniyet aleminin yanında olduğunu gösterecektir. Vatandaşlar, yeni Türk harflerini çabuk öğreniniz. Bütün millete, kadına, erkeğe, köylüye, çobana, sandalcıya herkese öğretiniz.” sözleriyle duyurulmuştur.
Geniş halk kitlelerini yeni bir kimliğe kavuşturmayı ve çağdaş cumhuriyet bireylerini oluşturmayı hedefleyen genç Türkiye Cumhuriyeti, Harf İnkılabı ile halkın çoğunluğunu okur-yazar yapmayı ve Türk milletini Arap kültürünün etkisinden kurtarıp, çağdaş Batı uygarlığında hak ettiği yere ulaştırmayı hedeflemiştir.
Mustafa Kemal, 1919 yılında Milli Mücadele’nin ilk günlerinde Erzurum’da Mazhar Müfit Kansu’ya, zaferden sonra yapacağı işleri sıralarken asıl önemli savaşın cehaletle mücadele savaşı olduğunu belirterek, birinci sıraya Cumhuriyet’i ve beşinci sıraya da Latin harflerinin kabulünü yazdırmıştır. Gerekçesi bugün de geçerlidir; gerici, baskıcı, menfaatperest iktidar sahiplerinin milleti bilgisiz ve cahil bırakmaya kendi iktidarlarının devamı için mecbur olmaları.
Sakarya Savaşı öncesinde cehaletle mücadele edilmesi kararlılığıyla harekete geçen Mustafa Kemal, 16 Temmuz 1921’de Eğitim Kongresi’ni toplamış ve “Silahıyla olduğu gibi, dimağiyle de mücadele mecburiyetinde olan milletimizin, birincisinde gösterdiği kudreti, ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur.” demiştir. Öğretmenlere hitaben yaptığı bir konuşmasında, “Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve ordularınızın zaferi için yalnız bir zemin hazırladı. Hakiki zaferi siz kazanacak ve sürdüreceksiniz ve mutlaka muvaffak olacaksınız! Ben ve sarsılmaz imanla bütün arkadaşlarım sizi takip edeceğiz ve sizin karşılaşacağınız engelleri kıracağız“ sözleriyle öğretmenlere büyük sorumluluk yüklemiş ve güven vermiştir.
1927 yılında kadınlarda %4, erkeklerde %13 ve genel nüfusa göre %8 olan okuma-yazma oranının %5’i eski yazı bilen Türklerden, geri kalanı da gayrimüslimlerden ibaretti. Bu oran, 1935’de %20’ye, 1970’de %56’ya, 2000’de %87’ye ve günümüzde %97’ye ulaşmıştır. Bir gecede cahil kaldığını iddia edenler cehaleti bir kimlik olarak benimsemiş olanlardır ve değişmezler. Dedelerinin mezar taşlarını okuyamayanlar da bilmelidirler ki; dedelerinin mezar taşlarında ne bir fizik formülü ne de öte dünyaya ait bilgiler vardır… Ve AKP iktidarında yerlerinden sökülüp atılan, betona gömülen mezarlara sahip çıkmak, üzerindeki yazıyı okumaktan daha değerli bir mücadeledir.
#HarfDevrimi
#HainsizTürkiye
Kurgulanmış siyasette kendi iradesinin temsil edilmediğini düşünen tüm vatandaşlarımıza!
Türkiye, tarihinin en karanlık ve çürümüş dönemlerinden birini yaşamaktadır.
Tekelci kapitalizmin acımasız sömürü düzeni, küresel şirketlerle ve iktidarla işbirliği yapan Türk burjuvazisinin eliyle milletin sırtına bir kambur gibi yüklenmiş durumdadır.
Bu düzen, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ve kültürel bir işgal projesidir. İktidara gelişinden bu yana, NATO ve Gladyo merkezli, FETÖ-AKP işbirliğiyle perçinlenen bu karanlık ittifak, Ergenekon ve Balyoz gibi kumpaslarla Türk Silahlı Kuvvetleri’ni etkisizleştirmiş, 75 yıldır NATO’nun stratejik kuşatması altındaki milli orduyu, ordu-millet iradesini felç etmiştir.
Ergenekon ve Balyoz davaları, Türk ordusunun vatansever subaylarını tasfiye etmek, TSK’yı NATO’nun çıkarlarına tamamen bağımlı hale getirmek için sahnelenen bir tiyatroydu. FETÖ’nün hukuk kisvesi altında yürüttüğü bu operasyonlar, AKP iktidarının da desteğiyle, Türkiye’nin savunma mekanizmalarını çökertti. Ordunun etkisiz bırakılması, milletin direnç noktalarının tek tek kırılması anlamına geliyordu.
Bugün TSK, itibarını ve operasyonel özerkliğini kaybetmiş, küresel güçlerin memurlarının direktiflerine mahkûm edilmiştir.
Türk milleti, tarih boyunca bağımsızlık karakteriyle var olmuş bir millettir. Ne var ki, bugün neoliberal politikaların, yozlaşmış eğitim sisteminin, kültürel dejenerasyonun ve etnik bölücü terör ve siyasetin devlet tarafından muhatap alınarak komisyonlarda gizli görüşmelere varan ihanet dizgesinin etkisiyle millet olma vasfını yitirme tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Küresel kapitalizm, gençleri tüketim çılgınlığına, bireyciliğe ve tarihsizliğe mahkûm ederken, Cumhuriyet’in kurduğu aydınlanma çizgisi sistematik olarak yok edilmektedir.
Halkın çok küçük varsıl kesimi gününü gün eder, bir kısım aymazlar ellerinden gitmekte olan vatanın hâlâ farkına varmadan yaşarken, emekli ve emekçi halk için sömürü ve yoksullaşma dayanılmaz ve yaşanılmaz boyutlara ulaşmıştır.
Bunda AKP/MHP/DEM yanında, CHP'nin de açık desteği vardır.
Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Milleti'nin kurduğu Cumhuriyet, emperyalizme karşı verilen bir bağımsızlık savaşının ürünüdür.
Bugün ise aynı Cumhuriyet, içten ve dıştan gelen saldırılarla çürütülmüş, kurumları işlevsizleştirilmiş, ruhu unutturulmuş durumdadır.
Ancak tarih gösteriyor ki, Türk milleti en zor zamanlarda bile dirilmesini bilmiştir.
Her sıkışma bir patlamaya, her toplumsal birikim bir devrime gebedir.
Bugün geldiğimiz noktada, yeni bir Cumhuriyet devrimi kaçınılmazdır.
Bu devrim, yalnızca siyasi bir dönüşüm değil, aynı zamanda ekonomik tam bağımsızlık, kültürel uyanış ve Türk Milleti'nin, kültürünün ve bilincinin yeniden inşası olacaktır.
Etnik sorun yoktur, emperyalizmin kuşatmasına karşı yeniden "Millet" olma sorunu vardır.
Türkiye, bugün bir kırılma noktasındadır. Ya tamamen sömürgeleşecek ya da yeni bir devrimle ayağa kalkacaktır.
Tarih, bu topraklarda zulme boyun eğmeyenlerin zaferleriyle doludur.
Cumhuriyet’in çürüyen kalıntılarından, yeni bir Türkiye doğacaktır.
Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!
Yaşasın Cumhuriyet Devrimi!
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi
Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı
Tuna Kolbaşı
SEVR ANTLAŞMASI | 10 AĞUSTOS 1920
Osmanlı Devleti, 1914’de girdiği I. Dünya Savaşı’ndan son derece ağır şartları içeren Mondros Ateşkes Antlaşması’nı 30 Ekim 1918’de imzalayarak çıktı. Osmanlı Devleti’ne fiilen son veren bu anlaşmanın ardından hemen İngiliz, Fransız ve İtalyan işgalleri başladı.
Mondros’tan iki buçuk ay sonra Osmanlı İmparatorluğu’ndaki azınlıkların da katıldığı 18 Ocak 1919’da toplanan Paris Barış Konferansı’nda konuşan Clemenceau’ya göre, ‘Türkler uygarlık dışı bir toplum’, Lord Curzon’a göre, ‘Türkler bir veba çıbanı’, ABD Dış İlişkiler Bakanı Cabot Lodge’ya göre de ‘Türkiye uygarlığın başına bela’ idi. Mondros Mütarekesi’nin ağır koşullarına dayanarak başlayan İngiliz, Fransız ve İtalyan işgallerini Paris Barış Konferansı’na katılan ülkelerin hazırladıkları Sevr metni izledi. Koşulları öylesine ağırdı ki, İttifak devletlerinin bile Türkiye’nin bu maddeleri imzalayacağından kuşkuları vardı, lakin Sadrazam Damat Ferit “kendisinin ve Padişah Efendisinin ümitlerinin Allah’tan sonra İngiltere’de toplandığını ve bu mesajın İngiliz Hükümeti'ne iletilmesini istediğini” bildirdi. 19 Eylül’de Mustafa Kemal Paşa, Paris'teki Yüksek Konsey’e, Damat Ferit Paşa başkanlığındaki heyetin halkın iradesini temsil etmediğini bildirerek, işgalleri protesto etti, ancak Sultan Vahdettin’in başkanlığında 22 Temmuz 1920’de toplanan Şûra-yı Saltanat “tamamen yok olmaktansa güçsüz de olsa varlığımız sürsün” diyerek Sevr Antlaşması’nın onaylanmasına karar verdi. Sadrazam Damat Ferit’in görevlendirmesiyle kendisinin de içinde olduğu heyette yer alan Osmanlı Hükümet temsilcileri Rıza Tevfik, Hadi Paşa ve Reşid Halis ile Batılı devletler arasında, Versailles’in Sèvres Porselen Fabrikası Konferans Salonu’nda 10 Ağustos 1920 tarihinde öğleden sonra saat 16.00’da antlaşma imzalanmış ve Osmanlı Devleti kâğıt üzerinde paylaşılmıştı.
Sevr, ekler, belge ve haritalar hariç 433 maddelik ve 150 sayfalık büyük bir vesikadır. Sevr, I. Dünya Savaşı sonrası imzalanan anlaşmaların en ağırı, en intikam dolu olanıdır. Sevr, anayurdu parçalayıp, Türk’ün bütün yaşam haklarını elinden alır. Sevr, yok edici bir kin belgesidir.
İngiltere için Irak petrolleri, dolayısıyla Kürtler vazgeçilmezdir. Akdeniz’deki İngiliz Donanma Komutanı Amiral Sir F. de Robeck, Lord Curzon’a yazdığı mektupta: “...İngiliz kuvvetleri, Kürtleri Mustafa Kemal’e karşı kullanmak için her parayı ödemeye hazırdır.” diyordu. Sevr, özerk Kürdistan demektir. Sevr, halkları birbirine düşman ederek sömürme projesidir.
Sevr, emperyalizmin Türk’ün boynuna geçirdiği yağlı urgandır. O urganı Türk Milleti’nin boynundan çıkartıp emperyalist ülkelerin ayaklarına dolayan Mustafa Kemal şöyle der: ”Oysa Türk’ün onuru, kendine güveni ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus, tutsak yaşamaktansa yok olsun, daha iyidir.”
TUTSAK YAŞAMAYACAĞIZ! YOK OLMAYACAĞIZ! GÖREVİMİZ HER ŞARTTA TÜRK İSTİKLAL VE CUMHURİYETİNİ KURTARMAK, KORUMAK VE YAŞATMAKTIR!
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
#HainsizTürkiye
Balıkesir'de meydana gelen ve çevre illerde de hissedilen depremden etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Can ve mal kaybı olmamasını diliyoruz.
#deprem
Cumhuriyetçi Vatanseverler Partisi Genel Başkanı Serkan Öz’den Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı @mansuryavas06’ a açık çağrı: CHP’den istifa edin. Tarihin kayıtlarına şerefinizle geçin!
#HainsizTürkiye