dosyayı zerre okumadan celse açan mahkemelere şort bence gayet resmi kaçmış. hakimin dosyaya ayırdığı efor düşünülürse eşofmanla falan gidip yargılamanın ciddiyetine tam uyum sağlamak lazımdı
Genç Meslektaşımı rencide etmek istemem, bugün Ankara Batı Adliyesi Çocuk Mahkemesi duruşma salonu önünde gördüm.
Aşağıdaki kurala uygun mu? Sizce yakışık alıyormu? Mesleki saygınlığı zedeliyor mu?
“TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ
MESLEK KURALLARI
TBB’nin 8-9 Ocak 1971 tarihli IV. Genel Kurulu’nda kabul edilmiş ve 26 Ocak 1971
tarihli TBB Bülteni’nde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
20. Avukatlar ve avukat stajyerleri, mesleğe yaraşır bir kılık ve kıyafetle (Mülga: Danıştay
Sekizinci Daire 12.11.2014 tarih ve 2012/5257 E, 2014 8567 K. sayılı kararı ile bu
maddede yer alan “başları açık” ibaresinin kaldırılmasına karar verilmiştir)
mahkemelerde görev yaparlar. (Değişik: Türkiye Barolar Birliğinin 17- 18 Aralık 2022
tarihinde Çanakkale’de yapılan XXXVII. Olağan Genel Kurul kararıyla)
Duruşmalara, Türkiye Barolar Birliği’nce şekli saptanmış cübbe ile çıkarlar.”
İzmir Barosu Başkanı #ÖzkanYücel, #İstanbulSözleşmesi Danıştay duruşmasındaki savunmasında heyete "Siz hiç utandınız mı?" diye sormuş ve şöyle yanıtlamıştı:
"Ben utandım. Her kadın ölümünde, her kan aktığında utandım. Yaşamak istiyorum diyerek ölen kadınların çığlıklarından utandım. Yeri geldi erkek olduğum için utandım".
Heyetin duruşmadaki tavırlarını ise ‘sahnelenen bir oyun’ olarak değerlendirmişti:
“Ben sizlerden çok umutlu değilim! Nedeni şu: 28 Nisan’daki duruşmada dosyayı bitirmek isteseniz bitirebilirdiniz. Nezaketli tutumunuz, herkesi dinleme arzunuz oynanmış bir oyun, sahnelenmiş bir oyun gibi geliyor bana, üzgünüm. Ben 32 yıldır mahkeme salonlarında bu tavrı çok gördüm. Şimdi söz sırası sizde. Vereceğiniz kararlar beni, sizi, eşit yaşam isteyen herkesi ya bu utançtan kurtaracak ya da devam eden karanlıktan siz sorumlu olacaksınız.”
Kaybımız ani oldu, acımız büyük.
🩶🤍
Mahinur Hanım, önce ülkemizde iktidarınızın yönetiminde ihmallerden, cezasızlıktan, tedbirsizlikten ölen binlerce çocuğun adaleti ile çözümler üretip, geride kalan annelerinin vicdanını rahatlatacak, acılarını dindirecek hamleler yapın ki “anne” kavramı üzerine yorum yapma hakkınız doğsun!
Ayrıca annelik vicdanını, merhametini, sevgisini hisseden her kadın, doğadaki her canlının annesi olabilir.
Ülkemizin daha ciddi sorunları var, lütfen bu ciddi sorunlarımızı, boş konularla önemsizleştirmeyin.
📌Engelli bir avukat olarak bugün tekrar Sincan Cezaevine gittim. Onurumu inciten ve kötü muameleye varacak derecede bir yöntemle turnikeden geçişim sağlandı.
📌Yıllardır turnikenin yanında tekerlekli sandalyenin geçişine uygun bir kapının açılması talebim red edildi.
📌Barom, Barolar Birliği ve bir kısım siyasi parti temsilcilerinin de sessiz kalması ayrıca büyük bir sorun.
📌Unutulmasın ki tek başıma olan bu mücadelem nihayete erecektir. En kısa somut adımlarımla görüşmek üzere…
@adalet_bakanlik
Not: Cezaevi personelinin iyi niyetli yardımı için teşekkür ederim.
Değerli Dostlar,
1 Temmuz’da gözaltına alındıktan sonra, 3 soruşturmadan ayrı ayrı 3 kez tutuklandım.
İlkinden tahliye oldum, ikisinden tutukluyum ve aylardır iddianame bekliyorum. Hepsinde bir eylemim değil kentsel dönüşümde kooperatifçilik modeli sebebiyle yargılanıyorum.
Burada iki konuyu ayırmak gerek. İnşaatların durdurulmasıyla kooperatiflerin içlerindeki meselelerin hiçbir ilgisi yok. Bu modelin uygulanmasının durdurulması yanlıştı; davet usulü ihalelerle kooperatif üyelerinin daha yüksek maliyetlerle karşılaşmasına sebep olundu. Çünkü model kurulurken kaçınılan müteahhit karı ve yüksek ihale bedelleri kooperatif üyelerine yansıtıldı.
Modelin hukuka uygun olduğu duruşma süreçlerinde kanıtlandı, zaten belediyenin hukuk görüşü hep bu yöndeydi. Kaldı ki inşaatları durduran belediye 1,5 yıl sonra aynı sözleşmelerle ve aynı kooperatiflerle devam etti.
Söz konusu kooperatifler Çevre Şehircilik İl Müdürlüğüne bağlıdır, belediyenin kurduğu ya da kurdurduğu kooperatifler değildir. Kooperatif iç işlerindeki meseleler ticaret mahkemelerinin konusudur.
1. Dosya: Nitelikli Dolandırıcılık – iddianame var – tutuksuz yargılanıyorum
2. Dosya: Zimmete yardım – iddianame yok – tutuklu soruşturma devam ediyor
3. Dosya: Zimmet – iddianame yok – tutuklu soruşturma devam ediyor
İlk dosyada kamu zararı olup olmadığı sorgulanıyordu, olmadığı ortaya çıktı. İkinci ve Üçüncü soruşturmalar ise kooperatiflerin iç işleriyle ilgili o nedenle aslında dahil edilmem fiilen ve hukuken mümkün değil.
Anlaşılacağı gibi suç isnatlarının tamamı akçeli işler. Dolayısıyla MASAK raporu geldiğinde tertemiz çıktığım için tahliyemi bekliyordum. Buna rağmen maalesef zimmet iddiasıyla 3. Kez tutuklandım.
Peki MASAK Raporu ne diyor?
Uzun yıllar öncesine giden MASAK araştırması, son 5 yıldır maaş ödemeleri dışında tek bir hesap hareketi tespit etmemiş. Ne kooperatiflerle, ne onların iş yaptığı şirketlerle ne de başkalarıyla hiçbir para ilişkimin olmadığı belgelenmiş.
Peki o zaman soru şu:
Bir insan bir tek kuruş menfaat elde etmemişse iddia edilen akçeli suçları nasıl işlemiş olabilir?
Bu çok bilinmeyenli bir denklem değil. Soru da cevap da çok basit aslında. Savcılık suçluyor, tutuklama talep ediyor ama 9,5 aydır bu soruya hiçbir cevap vermiyor. 3 dosyada da tek bir delil, tek bir belge, tek bir tanık, tek bir HTS kaydı yok üstelik artık MASAK raporu var.
İlk dosyada zaten iddianame “kişisel menfaat yok” diyordu, bakalım savcılık diğer iki dosyada bu noktaya ne zaman gelecek?
Bulamadıkları cevap nedeniyle 9,5 aydır tek kişilik hücredeyim. Bana çektirdiklerinden çok daha vahimi adalete olan inancın sarsılması. Dilerim; yarattıkları tablonun sadece bana yönelik sonuçları olmadığını bir an evvel fark ederler ve memlekette hukuka duyulan güvenin azalmasına engel olurlar.
Örnek mi arıyorsunuz;
Sadece vicdanını dinleyen ve tabulara teslim olmayan Tunceli Başsavcısına bakın.
Sağlıcakla kalın.
İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu, Koğuş B/63
Buca – Kırklar
19.04.2026
Gülistan DOKU soruşturmasında Mustafa T. SONEL nitelikli insan öldürme yanında rızaya dayalı olmayan cinsel saldırı suçundan da tutuklanmıştır. Bazı yayın organlarında gebelik beyanı yapılırken bu durumunda ifade edilmemesi failin fiilinin eksik anlaşılmasına neden olacaktır.
Bedriye Doku, altı yıl kar kış demeden her gün kızının akıbetini sordu. Altı yıl boyunca gerçeği bilmelerine rağmen gözünün içine bakıp yalan söylediler. Gözaltındakilerin yargılanması yetmez. Bu organize suça ortak olanların tamamı hesap vermeden içimiz soğumaz. #GülistanDoku
gülistan doku, rojin kabaiş, yeldana kaharman, nadira kadirova, rabia naz ve diğerleri. bu kadınların dosyaları tam olarak aydınlatılırsa bu ülkede hukuk var, yapılan her türlü kötülük yapanların yanına kâr kalmıyor diyeceğiz. bu kadınları unutmayalım, unutturmayalım
📢 AYM, haksız GÖZALTI ve TUTUKLAMA ile ilgili 2026 yılı için belirlediği manevi tazminat listesini açıkladı ‼️
Karar künyesi: AYM 17.02.2026 tarihli, 2021/11093, M.K. ve diğerleri kararı:
2026 yılı için manevi tazminat ile ilgili
✅ Bir gün gözaltı içın asgari 5.000,00 TL
Tutuklama tedbiri için tutukluluk süresine göre;
✅ Asgari: 250.000,00 TL,
✅Ortalama: 660.000,00 TL,
✅ Azami: 1.650.000,00 TL
Son 11 yılda (2016-2026 yılları) verilen/verilecek kararlarda hükmedilmesi gereken tazminat oranları için ekli liste👇👇👇
Bakın bu basın açıklaması “mağdur suçlayıcılık (victim blaming)” üzerine yapılandırılmış, yüz kızartıcı bir açıklamadır. Şöyle ki:
1-Burada esasında iki mağdur var; anne ve çocuk. Açıklamada sürekli surette, bir şey yapılamamasına gerekçe olarak annenin tutumu ileri sürülmüş. Oysa ki burada anne de mağdur. Yani anneye de yardım etmenin yollarını aramak ve bulmak zorundaydı Bakanlık. Yapmamış.
2- Annenin davranışı, Bakanlığa güvenmediği izlenimi veriyor. Acaba, baş şüpheliler ısrarla tutuksuz yargılandığı ve anne çocuğunu yanından ayırmak istemediği için olabilir mi?
Yahut her ikisinin de psikolojisi bitik vaziyette olduğu için olabilir mi?
Burada Bakanlık öz eleştiri vermesi gerekirken yine kendini sorumsuz ilan ediyor.
Zeytinyağı gibi bir Bakanlık.
3- Bu olay, yaklaşık 1 ay önce annenin bir cesaret konuşmasıyla kamuoyunda duyuldu. Oysa yargılama bir süredir devam ediyordu. Bu davalarda Bakanlık müdahil olarak davayı takip eder ve mağdurların korunması adına, sanıkların tutuklu yargılanması için ısrarlı talepte bulunmak başta olmak üzere re’sen yapabileceği pek çok şey vardır
(Kaldı ki bu ülke, istendiğinde siyasetin yargılamalara nasıl müdahale ettiğini ne yazık ki çok iyi öğrenmiş bir ülkedir).
Bakanlık burada da öz eleştiri vermiyor.
Son birkaç günde olan üzerinden kendini savunuyor.
4- Bu ülkede kadın ve çocuk haklarına dair şu ana dek ne kazanım olduysa STK’lar ile vicdanlı ve cesur bir kısım medya sayesinde oldu. Bu sebeple son uyaracaklarınız onlardır.
Bu vakadaki birçok soruna baştan çözüm getiren İstanbul Sözleşmesi’nden çekilen iktidarın Bakanlığı elde kalan son hak savunucularını da bu açıklamayla üstü kapalı şekilde hedef göstermiştir.
Devlet, yurttaşa hesap verendir, yurttaş için var olandır; hesap soranlara parmak sallayan değil. Hele ki bu yurttaşlar türlü şiddete maruz kalıp göz göre göre öldürülmüş olma ihtimali söz konusuysa
-anne “intihar denirse inanmayın” demişti- şu aşağıdaki açıklama, en son yapılacak cinsten yüz kızartıcı bir açıklamadır. Ve hatta demokratik bir ülkede şu vaka üzerine azıcık duruşu olan bir bakan derhal istifa eder.
Bugün meslektaşı olan kadın hakime silahla ateş eden Savcı Muhammet Çağatay Kılıçaslan, 2022-24 yılları arasında Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nda KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİ BÜROSU’NDA görev yapıyordu..
Adana’da bir savcı ve bir polis, uyuşturucu ticaretinden mahkum oldu.
İstanbul’da da erkek savcı, kadına hakimi silahla vurdu.
Yargıya, yeterli araştırma yapılmadan yeterli eğitim verilmeden biner biner hakim-savcı alınırsa böyle sonuçlar kaçınılmaz olur.
Evladını kaybeden her anne gibi Yasemin Minguzzi de tarifsiz bir acı yaşıyor. Bu acının ağırlığını biliyor, yaşadıklarına saygıyla yaklaşıyoruz.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak yıllardır kadın cinayetleri davalarında öldürülen kadınların ailelerinin yanındayız. Adalet sağlansın, failler hak ettiği cezayı alsın diye birlikte mücadele ediyoruz. Gerçek adalet en ağır cezalarla değil, insan haklarına ve hukuk ilkelerine bağlı bir sistemle mümkündür. Örneğin idam gibi en ağır cezaların uygulandığı ülkelerde bile kadın cinayetlerinin azalmadığını biliyoruz. Aksine bu tür cezalar çoğu zaman toplumsal muhalefeti bastırmak ve farklı kimlikleri susturmak için kullanılıyor.
Bugün çocukların suça karıştığı her olayda asıl sorumluluğu çocuklara değil, onları koruyamayan sisteme sormalıyız. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yoksulluğu, şiddeti ve istismarı önlemek; suça sürüklenen çocuklar için eğitim, barınma ve psikolojik destek sağlayacak mekanizmaları işletmekle yükümlüdür.
Adalet yalnızca yaşamını kaybedenler için uygulandığında değil; çocukların yaşam, eğitim ve geleceğe dair haklarını koruyabildiğinde anlam kazanır. Çünkü toplumsal vicdanı güçlendiren şey intikam değil, eşitlik ve insan onuruna dayalı bir adalet sistemidir.
Su şehri Bursa'da susuz kaldık. Barajların doluluk oranı %0.
14 ambalajlı su "üretim" tesisinin bulunduğu Bursa’da barajlarda su kalmadı. Nilüfer Barajı’nda su tamamen tükendi.
Uludağ ve Kuzey Ormanları’nda sürmekte olan yıkım, bölgeye dayatılan endüstriyel ve kentsel yığılma, on milyonlarca insan ile sayısız canlının su, gıda ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını yok ediyor.
Susuz kalmak istemiyorsak su şirketlerinin suyumuza el koymasına, Bursa doğal ve kırsal alanlarının betona gömülmesine ve sanayi bölgesine çevrilmesine son vermeliyiz.
Orman, su yoksa yaşam da yok!