“Bir yaprak kapatıyorum hayatımın nemli taraflarına
Ölümden anlayan ciddi bir yaprak”
Pandemide neler yaşandı, sağlık sistemindeki sorunlar, hekim göçü ve kaybının etkileri…
hepsi ve daha fazlası 👇
Daha detaylı bilgi için iletişim numarası Dr Necati Uğur Hazar ( ağabeyi) 0 (543) 788 22 22
Lütfen videoyu mümkün olduğunca paylaşarak donör bulmamıza yardımcı olun 🙏🏻😔
90’lar hatta 2010a kadar her şey çok güzeldi Doğru doğruydu,yanlışa da yanlış derdik.Cahil olduğun konuyu bilir ve kabul ederdin. Zaten bilmediğini kabul etmek de bir erdemdi.Bilmek için araştırmak daha büyük erdem. Sahip olduklarımızla mutluyduk.Şimdi her şey var ama yokluktayız
Bir yolda radar olduğu ve trafik polisi tarafından hız kontrolü yapıldığı konusunu selektörle birbirine haber veren sürücülerin hukuki durumunu ve hatta bunun sosyolojisini detaylıca değerlendirmeye karar verdim. Aşağıdadır:
Çocukluğumda bol bol gittiğimiz Ankara-Biga-Ankara yolunda bazen babamın yaptığı bazen de bizim arabaya doğru yapılan "ileride radar ve hız kontrolü var, yavaş git dostum" anlamındaki selektör iletişimini hep çok sevmişimdir. Hukuk hiçbir zaman vatandaşla vatandaşı birbirinden koparıp aralarına girebilecek kadar sevimli olamaz. O selektörün anlamı "sonra yine basarsın" değildir, "akıllı ol"dur. Bir kardeşin diğerini anne veya baba azarından kollayacak tedbiri alması yahut aynı okulda öğrenci iki yakın arkadaştan birinin diğerini öğretmen gazabından koruması anındaki kucaklaşma neyse, selektör anındaki vatandaş kucaklaşması da odur. Hatta selektör anındaki kucaklaşma daha kalitelidir. Zira birbirini bir daha asla görmeyecek ve birbirlerinin kim olduğunu bilmeyen iki yabancı, saf bir birbirine aidiyet duygusuyla anlık iletişim kurmaktadır.
Öğrendim ki, bu bayram bazı yollarda ve yerlerde polisimiz bu kucaklaşma anı ile mücadeleye girişmiş. O mücadele hem abestir hem de polisin yetki ve görevlerini aşmaktadır.
Vatandaşın vatandaşı hukuku ihlal etmekten alıkoyması, hız sınırlarını aşmak gerekçesiyle idari para cezasına çarpılmasını engellemek amacıyla koruması ve radar uygulamasından haber vermek üzere karşı yönden gelen araçlara selektörle durumu işaret ederek bildirmesi hukuka uygundur. Polisin selektör yapan araç sahiplerine idari para cezası vermesi hukuka aykırıdır.
Konuya pozitif hukuk yönünden bakacak olursak, polisin ilgili para cezasını verirken dayandığı mevzuat, kişinin gözle gördüğünü bir başkasına haber vererek uyarması durumuna uyarlanamaz. O mevzuat özel teçhizat kullanmak suretiyle radar uygulamasını öğrenerek süratini düşürenlerin bu türden ekipman kullanmalarına dair düzenleme getirmektedir.
Gerçi kanımca o düzenleme de Anayasaya aykırı ama o başka bir konu. Bu türden teçhizat kullanımına özgülenmiş mevzuatı yorum yoluyla vatandaşın vatandaşla sinyal yoluyla iletişim kurmasına uygulayanlar, zaten pozitif hukuk yönünden lafzi olarak dahi yürütülemeyecek bir yorumu yürütmüş ve mevzuatın kapsamı dışına tamamen çıkmış olur.
Konuya hukukun doğası ve doğal olan mantıki yorum çerçevesinde bir ülkede hukukun uygulamasının ne olması gerektiği yönünden bakarsak da durum değişmeyecektir. Radar uygulama alanından hemen evvel bir benzincide birbirinin aksi istikamete gitmekte olan iki şoför birbirleriyle çay içip sohbet ederken Biri diğerine "radar var, yavaş git" diyecek olsa tam o sırada tuvaletten çıkmakta olan ve bunu duyan bir polis memuru onlara idari para cezası yazabilir mi? Yazamaz. Neden? Zira, biri yönünden kurduğu cümlenin ta kendisi hukuka aykırı değildir diğeri yönünden ise henüz herhangi bir ihlal gerçekleşmemiştir. Peki bu durum seyir halinde selektörle yaşanırsa farkı nedir? Fark yoktur. Iki gerçek kişi arasındaki bu türden basit iletişimin ta kendisini hukuka aykırı kılacak bir mevzuat mevcut bulunmadığı gibi bu türden bir hukuka haykırığı icat etmeye kalkışmanın bir hukuk sistemi ve devlet için mantığı da yoktur.
Nitekim, eğer pozitif hukuk konuşacaksak, aynı devlet ve hukuk sistemi belli bir yolda radarla hız sınırı uygulaması yapıldığını haber vermekle mükelleftir. Bunu kamu görevlisinin işaretlemesi yerine vatandaşın birbiri için işaretlemesi hukuka aykırı kılınamaz. Kaldı ki, konuyu amaç yönünden inceleyecek olursak, yollara sıklıkla sahte polis arabası ve polis memuru panosu koyarak bir anlık sürat düşüşünü hedefleyen bir hukuk uygulamasının, tamamen aynı sonucu veren bir selektör yapma işleminin ta kendisini hukuka aykırı kılmaya kalkışması amaçsal anlamda da çelişkilidir.
Bu sebeplerle, Türkiye'de kırk yıldır şahit olduğum vatandaş dayanışmasının hukuka uygun olduğu ve bu bayram icat edilen uygulamanın hukuka aykırı olduğu kanaatindeyim. Selektörle kucaklaşmaya devam.
Mansur Yavaş'ı metro kredisini onaylamamakla tehdit eden eski Mamak Belediye Başkanı Murat Köse, AKP tarafından yeniden aday gösterilmediği gibi Mamak'ı da CHP kazandı.
Eskiden AKP Grup Başkanvekili olan Murat Köse, artık meclis üyesi bile değil.
Tanıştıralım: Sinem Dedetaş...
2019'dan önce Haliç Tersanesi'nin AVM yapılmasına karşı çıktığı için AKP'li İBB yönetimi tarafından tesise girişi yasaklanan bir gemi mühendisiydi.
2019'da Ekrem İmamoğlu tarafından Haliç Tersanesi'nin bağlı olduğu Şehir Hatları'na Genel Müdür olarak atandı, giremediği tersanenin amiri oldu.
Haliç Tersanesi'nin cirosunu 1 milyon TL'den 130 milyon TL'ye çıkardı.
Şimdi ise 7 puan farkla Üsküdar Belediye Başkanı seçildi.
20 yıldır muhalif olup daima istikrarla özgürlüğü, demokrasiyi ve daha iyisini talep etmiş olanlar olarak, yarın şaşıp kalacağız. Bugünlere 20 senedir güce eklemlenerek gelmiş olan niceleri, mangalda hiç kül bırakmadan, en büyük CHP'li ve en esas özgürlük savaşçıları olacaklar.
ŞOK ŞOK ŞOK... Bizimkilerin çok övündüğü, biz hastaları yeni bir protokol ile tedavi ettik dedikleri, bizim de "ya bu çalışmada doksisiklin endikasyon dışı kullanılmış, etik sorun" dediğimiz yayın geri çekilmiş. Neden hiç haber vermediniz :)) @HalukVAHABOLU@Ferhatarslandr
https://t.co/1zdUGJmhC0
📢192. BÖLÜM: Erzincan Çevre Felaketi 1 haftada unutuldu. Üzerimize ölü toprağı serpilmiş gibi. Halbuki tarihinden Bergama Köylü Direnişi çıkarabilmiş bir toplumuz. O direniş Alman casusluğuyla suçlansa da…
Dinlemek için 👇🏼
https://t.co/l8TWYLZajh
Yapay zeka doktorluk mesleğini ele geçiriyor!
Google'ın yeni tıbbi yapay zeka modeli AMIE, hem tek başına çalışan doktorlardan, hem de AMIE'den yardım alarak çalışan doktorlardan daha yüksek doğrulukta tanı koyabiliyor 🤯
Hangi doktoru tercih ederdiniz, insan mı yapay zeka mı?
104 yaşında olduğumu düşündükçe şaşkına dönüyorum. Beklemiyordum. Ama artık bıktım yaşamaktan. Çok dertleniyorum. Kendimle ilgili değil ama etrafımda olup bitenler beni çok üzüyor. Çocuklarım, torunlarım için kaygılanıyorum, onlar için ödüm kopuyor.
Özel bir çabanız oldu mu bu kadar uzun yaşamak için?
Yoo! Hiç özel bir şey yapmadım. Az da yemedim, çok da yemedim. Ama çok yürüdüm. Hâlâ yatak sporlarım vardır. Şimdi biraz bacaklarım ağrıyor, zorlanıyorum ama yine de yapıyorum.
Sizce ruh yaşlanıyor mu?
Yaşlanmanın kötü yanı o ya işte kızım. Bedeniniz bazı şeylere eskisi gibi izin vermiyor ama ruh yaşlanmıyor. Duygular hiç değişmiyor. Gençlikte nelere ağlıyorsam hâlâ aynı şeylere ağlıyorum. Nelerden heyecan alıyorsam aynı şeylerden heyecan alıyorum.
Nasıl geçti hayatınız?
Dolu dolu geçti. Dalgalarda kaldım ama hiç boğulmadım. Hep su yüzünde kaldım. Çok çalıştım. O kadar işin gücün arasında iki çocuğum oldu. Annemin yardımlarıyla ve kocamın anlayışıyla büyüttüm. Kıyafetlerini kendim dikerdim. O zaman hazır giyim yoktu. Evde de dışarıda da hep çalışarak geçti hayatım.
Fahri doktoranız, 23 kitabınız ve bilimsel makaleleriniz var. Eğlenceye vakit kaldı mı hiç?
Yaratırdım! Tabii eğlence deyince benim aklıma sinema, tiyatro ve seyahat geliyor. Eşimle sık sık tiyatroya giderdik. İmkan buldukça davetlere, kokteyllere katılırdık. Ve hep gezerdim. Sadece Japonya’ya 15 kere gittim.
Neden sümeroloji?
Ankara’da Dil Tarih Coğrafya Fakültesi açılalı bir yıl bile olmamıştı. İki arkadaş, Fransızca bölümüne kayıt olmak istiyorduk. Ama kayıtları dolmuş. “Hititoloji profesörü yeni geldi. Yan dersler olarak da sümeroloji ve arkeoloji olacak” denildi. Gidip oraya kayıt olduk. Tabii çok cahiliz o zaman. ‘Loji’nin ‘bilim’ olduğunu bile bilmiyorduk. Tesadüfen başladı her şey.
Sonra?
Hocamız okulda kalmamı çok istedi ama ben istemedim. Babam çok kızdı; o da profesör olmamı istiyordu. Sonra İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde çalışmaya başladım. Hiç de pişman olmadım. Maalesef okulda kalanlar ne sümeroloji ne de başka alanda bir şey ortaya koyabildi. Koskoca bir sümeroloji arşivi meydana getirdik. Anlaşılan o ki, biz yapmasak başkası da yapmayacakmış.
Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin ilk mezunlarındansınız…
1935’te okul kuruldu, ben de 1940’ta mezun oldum şekerim. İyi ki açtın bu konuyu… Atatürk bu okulu açarken bir şey amaçladı. Şimdi o amacı tamamen unutmuş durumdalar. İlber Ortaylı’nın kitabında bile yok. Atatürk’ü yazmış ama bu okullar neden kuruldu, niye var, söz etmemiş bile.
Amaç neydi?
Atatürk diyor ki, Türk dilini ve tarihini araştıracak uzmanlar yetiştirmek zorundayız. Bunun için bu okulu açıyor. Türkçe’nin kökeni ne? Türkler hangi coğrafyalarda, nerelere kadar uzanmış? Bunları gelecek nesillere aktarmak için… Ama bunları yapabilmek için eğitimci lazımdı. Yoktu o zaman.
Nasıl başardı peki?
Atatürk, Cumhuriyeti kurar kurmaz lisede başarılı çocuklar arasından sınavla 150 genci seçip Avrupa’ya gönderdi. Aynı dönemde Almanya’da Hitler, pek çok değerli profesörü Yahudi olduğu için işlerinden çıkardı. Atatürk, “Hemen gelsinler” dedi. O zaman yapılmış bir anlaşma var. Ben okurken ağladım. Daha 10 yıllık bir ülkenin yaptığı şeyler bunlar. Biz bugün bir şeyler yapabildiysek, o dönem atılan tohumların meyveleri sayesinde hepsi. Aynı şekilde devam edilebilseydi Türkiye şimdi Finlandiya ve Norveç seviyesinde olabilirdi.
Kindar bir nesil yetişti
Cumhuriyet’in ilk yılları nasıldı?
1933’te, Cumhuriyetin 10. yılında Eskişehir’de öğretmendim. Kadın-erkek ayrımı nedir bilmezdik. Hep birlikte sinemaya, tiyatroya gidilirdi. Çarşaflı bir tek kadın bile görmezdik. Erkekler şapkalı, kadınlar başı açık modern bir şekilde yaşıyorduk. Bugün modern Türk kadını denince aklınıza nasıl bir profil geliyorsa, o zaman öyleydi. Köyde ve şehirde büyük bir okumayazma seferberliği vardı. Bugün 60 yaşına gelip de hâlâ okuma-yazma bilmeyenleri görünce deliriyorum. Bunun bahanesi yok, 1930’ların yokluğunda bile insanların öğrenme aşkı vardı.
+