“Tanrı zar atmaz”
Aslında şans dediğimiz şey bir bütün oluşturduğunda matematiksel bir düzenin olduğunu kanıtlıyordu. Çift yarık deneyinde de bir sonraki atış, bir önceki atışla aynı yere isabet etmiyordu, mükemmel ve rastlantısal olmayan bir sistem var. Günümüzde bu bilgiyi kendimizi “radyo frekans ayarlayıcısı” kabul ederek kullanmaya çalışıyorduk, zihnimizi belirli bir şans kalıbına sokmak için. Şansın bir kalıbı varsa bu kalıba girmek için onunla “aynı frekansa” girmek gerekir. Kuantumcular "Katılımcı bir evrende yaşıyoruz" diyorlardı, o yüzden sadece bir izleyici değiliz, süreci yapıp ettiklerimizle etkiliyorduk. "Neye bakarsan onu yaratırsın" prensibi. Kuantumda senin bakmadığın sırada parçacıklar her yerdedir, sen odaklandığında yani ona baktığında bir bütün olarak görürsün. Senin bakışın (odaklanman), o olasılıkları somut bir gerçekliğe dönüştürür. Demek ki nereye ve nasıl baktığın, etrafında ne gördüğün çok önemliymiş! Etrafındaki dünya aslında şekillenmeyi bekleyen dev bir enerji havuzu ve sen zihnini neye çevirirsen, o havuzdan onu çekip çıkarırsın. Eğer "Bugün şanslıyım" diye düşünürsen ki bu frekansını radyo gibi ayarlamak olur, sistem senin bu beklentini doğrulamak için şanslı olasılıkları birleştirerek önüne getirir. Bu kusursuz ilahi nizamdır, Misal alemi ile doğrudan ilişkisi vardır.
O zaman burada ufacık görünen ama çok çok önemli bir şey var. Etrafınızda size güzel çağrışım yapan ve güzel şeyler hissettiren objeler olması çok önemli.
Bu objelerin hepsi birer çapadır, frekansı dengeye çeken, sabitleyen şeylerdir.