Demirtaş ve Mızraklı'dan mektup: Sürece tüm gücümüzle destek verdik
Çerçeve yasaya dair ortak mesaj gönderen tutuklu siyasetçiler Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a teşekkür ederek, “Bu süreci ilerletmek, acılarımızı ortaklaştırıp geride
Hareket Yönetimi: Yasa, Rêber Apo tarafından yürütülür ve yönetilirse uygulanabilir
Çerçeve yasanın ciddi hata ve yetersizlikler taşıdığını belirten Hareket Yönetimi: Özcesi bu yasa ancak barış dili esas alınırsa, pratikleşme Rêber Apo tarafından yürütülür ve yönetilirse, yeni çıkartılacak demokratik yasalar ile beslenirse uygulanabilir. https://t.co/0VKo3wln6l
PKK silahlı mücadele yürüttüğünde “Erdoğan’ın siyasi ömrünü uzatmak için silaha başvuruyorlar” diyenler, PKK bugün silahlı mücadeleyi bırakınca da “Aman bırakmayın, bu Erdoğan’a yarar” diyorlar.
Kürtlerin politik bir güç olmasını bir türlü hazmedemiyorlar. Varsa yoksa Kürtlere akıl vermek, Kürtler adına neyin doğru olduğuna karar vermek!
Bu bakış, herhangi bir argümanın ya meşru bir eleştirinin değil; tarihin ve sosyolojinin altında ezilmiş bir bilincin dışavurumudur. Yüzeydeki o kibirli, üstten bakan dili hafifçe kazıdığınızda karşılaşacağınız tek bir gerçek vardır: Derin bir aşağılık kompleksi ve onun agresif bir tezahürü olan Kürt düşmanlığı.
Psikolojik bir savunma mekanizması olarak inşa edilen bu kibir, aslını arayan ama bulamayan bir kimliğin reaksiyonudur. Kendi varlığını bağımsız bir değer, tarihsel bir derinlik veya etik bir ilke üzerinden tanımlayamayan zihinler, kendilerine suni bir "öteki" yaratmak zorundadır. Burada Kürt, sadece bir halk değil; o zihnin kendi eksikliğini, yetersizliğini ve tarihsel kaygılarını üzerine yansıttığı bir aynadır.
Nietzsche'nin hınç (ressentiment) kavramıyla tanımladığı durum tam olarak budur: Kendinde bir öz var edemeyenin, başkasının varlığına ve direncinize duyduğu o gizli, kemirici öfke. Başkasını aşağılayarak yükselme çabası, en yalın haliyle bir cücelik göstergesidir. Kendi kültürel veya tarihsel varoluşuna dair duyduğu o bastırılmış eziklik, dışarıya Kürt nefreti olarak sızar. Çünkü nefret, çaresizliğin ve özgüvensizliğin en ucuz maskesidir.
Sonuç olarak bu tavır, muhatabını küçültmez; aksine o tavrı sergileyenin kendi iç dünyasındaki yoksulluğu, tarihsel ve ahlaki sığlığı ifşa eder. Ne kadar yüksek perdeden konuşursa konuşsun, altından çıkan şey hep aynıdır: Varoluşunu bir başkasının inkârına borçlu olanların o zavallı reaksiyonu.
ŞU SORUYA YANIT VER...
DEM'li kardeşim.
Demagojiye sapmadan, "Ama siz de..." muhabbetine girmeden, şu sorunun yanıtını dürüst bir şekilde verebilir misin?
(Bana değil, kendine ve kitlene. Ben yanıtı zaten biliyorum)
Bu çerçeve yasa ve 2024 Ekim'inden beri Bahçeli'nin lokomotiflik yaptığı bu süreç "Kürt halkına/milletine/toplumuna" (adını ne koyarsan koy) ne getiriyor? Ne getirecek?
Kime ne getireceğini sen de biliyorsun.
Kandırma kendini.
Bizi zaten kandıramazsın da.
Kürt kardeşlerimizi de...
Değerli arkadaşımız; Koçero arkadaş yeni hesap açmıştır. Bunun için tüm arkadaş duyarlılığı gösterip tekip edip paylaşırlarsa sevinirim. şimdiden ilginiz alakanız için teşekkürler
Ümit Özdağ ve kendilerine kürt milliyetçisi diye bu iki kesim bu yasaya karşı çıkiyor.
Peki bunlar neden bir noktada ortaklaştılar?
Türk milliyetçileri kürtlere karşı düşmanlık yapiyorlar,peki kürt milliyetçileri kime karşı hareket ediyorlar KÖH ê karşı burda bir çelişki yok mu?
Taybet İnan’ın kızı: Tüm acılara rağmen barış istiyoruz
Haber: JinNews
“Annem bizden üç metre uzaklıktaydı ama gidip cenazesini alamadık, bize izin verilmedi. Almak isteyenlere de ateş açıldı. Yıllardır devam eden hukuk mücadelemizde ise hala bir şey elde edemedik. Biz faillerin yargılanmasını istiyoruz ve acı çekmiş bir aile olarak barışın sağlanmasını istiyoruz.
Artık barış olsun. Gidenler zaten gitti ama bundan sonra akan kanlar dursun. Cezaevlerinin kapıları açılsın, siyasi tutsaklar serbest bırakılsın. Bundan sonra bir arada bir yaşam sürdürebilelim. Bizim annemiz katledildi bu gerçeklik unutulmasın ama tüm acılara rağmen barış istiyoruz.”
Hüseyinciğim aslında senin cebinde hep birkaç tane kimlik oldu hiçbir zaman bir kimliğin tek olmadı seni hep takip ettiğim yakından takip ettim sohbet odalarında seni dinledim hep orta çizgide üçbeş tane kimlik olan her teklife açık olan biriydi şimdi vicdanın günah çıkarma sakın
SON DAKİKA
Figen Yüksekdağ, İlke TV’ye konuştu:
"Büyük dönüşümler, sadece eleştirerek değil, mücadeleye katılarak mümkün olur. Çerçeve yasa teklifinde de barış sürecinde de en başından beri yaşanan ne kadar eksik varsa bu demokratik siyasetin eksiğidir, hepimizin eksiğidir, mücadelenin eksiğidir."
SON DAKİKA
Fiden Yüksekdağ, İlke TV'ye konuştu:
Kim istemez bunun daha geniş, daha kapsayıcı olmasını?
“Adı çerçeve ama dar bir çerçeve. Kim istemez bunun daha geniş, daha kapsayıcı olmasını? Dün geçti elime metin ve okuduğumda ‘yine güvenlik kaygısıyla yazılmış bir metinle karşı karşıyayım’ dedim. Suç ve ceza kavramlarının içinden barışa yol arayan bir metin.”
“Asla unutulmaması gereken bir şey var ama. Kürt meselesi Türkiye’de ilk kez doğrudan bir yasal düzenlemenin konusu haline geldi, tarihi bir eşik bu. 1921 Anayasası belgeleri ve o dönem Kürtleri inkar etmeyen anlayışin terk edilmesinden 100 yil sonra bugün Kürtleri hukuk içine almanın yolunu açacak bir yasal bir düzenlemeyi konuşuyoruz. Bunun arkasında çok büyük, çok zahmetli ve çok bedeller ödenmiş bir mücadele var. Gelinen bu aşama kendiliğinden ortaya çıkmadı.”
Tesadüfe bak: Zafer Partisi, İyi Parti ve sahte Kürt milliyetçileri aynı cephede
Çerçeve yasanın meclise gelmesi ardından
Zafer Partisi ve İyi Parti, “Kürtler statü kazanabilir” korkusuyla itiraz ediyor
Sahte Kürt milliyetçileri de dijital medyada süreç karşıtı yayınlar yapıyor