Son 30 yıldır Kızıltoprak Bağdat Caddesi üzerinde denizcilik kültürüne önemli katkılar sunan, gemi modeli ve modelcilik malzemeleriyle Türkiye’de gemi modelciliğinin gelişmesine büyük destek veren değerli yelkenci Osman Özonur’un hobi mağazası, (Hobby Market) üç yıllık bir aranın ardından yeniden kapılarını modelcilere açtı.
Benim gibi gemi modelcileri için önemli bir buluşma noktası ve destek merkezi olan bu değerli girişimin yeniden faaliyete geçmesinden büyük memnuniyet duydum.
Dilerim mağaza, başarılarını artırarak yoluna devam eder ve ülkemizde gemi modelciliği ile denizcilik kültürünün daha geniş kitlelere yayılmasına katkı sağlamayı sürdürür.
13 yıl boyunca “kaybederek” Erdoğan’a hizmet ettiler.
Dün, CHP birinci parti olunca saray operasyonunda görev alıp CHP’ye yeniden çökerek Erdoğan’a hizmet ettiler.
Bugün, CHP’yi kurultaya götürmeyip bölünmesini sağlayarak Erdoğan’a hizmet ediyorlar.
Yarın, Erdoğan’ın rakibine muhalefet ederek Erdoğan’a hizmet edecekler…
Soyadı Arapça kökenli. “Yanmış” anlamına geliyor. Neden o soyadını taşıdığını ise şöyle anlatıyor:
“22 Haziran 1822’de büyükbabamın büyükbabasının babası, Kaptanı Derya Ali Paşa, Sakız Adası’nda şehit oldu. Rumların, Osmanlı’ya ilk büyük isyanı 1822 yılında İngilizlerin kışkırtmasıyla başlayan Sakız isyanıdır. Bu isyanı bastıran kumandan, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı olan Kaptanı Derya Ali Paşa 5. kuşak büyük babamdır.
İsyan bastırıldıktan ve kontrol Osmanlı donanmasına geçtikten sonra, Osmanlıların amiral gemisini ateş kayıklarıyla düzenlediği saldırıda yakmayı başaran ve Yunanların ‘Kara Ali’ dediği büyük büyük büyük dedemi şehit eden Kanaris adlı gözüpek Yunan denizci, kendi ülkesinin milli kahramanlarından biridir. Bu olaydan sonra başbakanlık makamına kadar yükselmiştir. Sakız Adası’nın en büyük meydanındaki en büyük heykel, bu olayın anısına dikilmiş Kanaris’in heykelidir. Bu acı olaydan sonra Mahrukizade olan aile lakabımız, 1934 Soyadı Kanunu’yla birlikte, ‘ateşte yanmış’ anlamına gelen Mahruki olmuş ve ailemize şerefli bir miras olarak kalmıştır.”
Torun Ali Nasuh Mahruki’nin tutuklandığını duyunca aklıma şehit dedesi Ali Paşa geldi. Ne acı; iki asır önce Osmanlı’nın uçsuz bucaksız mavi denizlerini korurken şehit olan bir komutanın aynı adlı torunu, bugün “halkı düşmanlığa tahrik ediyor” denilerek bir avuç mavi gökyüzüne hapsedildi…
İngiltere ve Fransa gibi küresel sistemin iki önemli gücü, bugün çeliği, madenciliği ve stratejik sanayiyi yeniden millî egemenliğin ayrılmaz parçası olarak görürken devletleştirmeyi açıkça tartışıyor.
Buna karşılık Türkiye’de yıllardır madenlerden stratejik üretim tesislerine kadar birçok kritik alanın özelleştirilmesi ve uluslararası sermayeye açılması dikkat çekici bir çelişki yaratıyor.
Jeopolitik rekabetin sertleştiği, tedarik zincirlerinin silaha dönüştüğü bir çağda, stratejik sektörler yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda millî güvenlik önceliğidir.
Dünyanın yeniden millîleşmeye yöneldiği bir dönemde milli savunma sanayi ile övünen Türkiye’nin de kritik madenlerini, çelik üretimini ve stratejik sanayisini uzun vadeli millî çıkarlar doğrultusunda değerlendirmesi hayati önem taşıyor.
Το τελευταίο μου άρθρο στο Substack με τίτλο «Οι δόκιμοι αξιωματικοί του Αμερικανικού Ναυτικού προετοιμάζονται για τον πόλεμο μέσω της Στωικής Φιλοσοφίας», στα αγγλικά. 👇👇👇
https://t.co/47I6Ul5qIc @YouTube
Ülke A’dan Z’ye çökmüş. Sahte diploma çetesi 20 yılda 17 bin 738 kişiyi devlette işe yerleştirmiş. SÜleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin sınav soruları meğer son 3-4 yıldır sızdırılıyormuş. 400 akademisyen sahte diplomayla atanmış. Ne yapalım bu durumda. En iyisi Kurtuluş Savaşı demeyelim artık. Müfredattan çıkaralım yerine milli mücadele koyalım. Zaten Trump da bizi çok seviyor gerisi boş.
Bu halimize biz ağlamayalım da kimler ağlasın?!
Bütün Batılı ülkeler, ekonomik çöküşlerini durdurmak için silah sanayine bel bağlamış gözüküyor. NATO dediğin, silah sanayine hizmet eden bir kuruluş.
Hitler de Alman halkına “tereyağı mı yoksa tank mı istiyorsunuz” diye sormuştu. Onlar tank istemişti.
Hepsinin ölümü tanktan oldu.
Ankara NATO Zirvesi sona erdi. Yayınlanan bildiri, büyük ölçüde savunma sanayii ve silahlanma üzerine inşa edilmiş durumda. Daha fazla bütçe, daha fazla yatırım ve daha fazla silah üretiminin caydırıcılığı artıracağı varsayılıyor.
Oysa hem Ukrayna-Rusya Savaşı hem de İran-ABD-İsrail çatışmaları farklı bir gerçeği ortaya koydu. Bugün Batı'nın temel sorunu finansman değil, zaman ve üretim kapasitesidir. Hassas mühimmat üretimi yetersiz, yeni silah sistemleri ise planlanandan yıllar sonra hizmete girebiliyor. Avrupa, Soğuk Savaş'ın bitiminden sonra yaklaşık 35 yıl boyunca ihmal ettiği savunma sanayi altyapısını yeniden ayağa kaldırmaya çalışırken, ABD de 1990 sonrasında küçülen savunma üretim ekosistemini yeniden genişletmenin mücadelesini veriyor.
Hafta başında yayımlanan ABD GAO (Sayıştay) raporu bu tabloyu açık biçimde ortaya koyarken, Avrupa'da peş peşe geciken veya iptal edilen ortak savunma projeleri de aynı gerçeği doğruluyor. Fabrika kurmadan, tedarik zincirlerini güvence altına almadan ve seri üretime geçmeden açıklanan yüz milyarlarca dolarlık bütçeler tek başına güvenlik üretmez.
https://t.co/R0UeOywoZw
Bildirinin ikinci dikkat çekici yönü ise Rusya'nın yeniden NATO için uzun vadeli ve kalıcı tehdit olarak tanımlanmasıdır. Bu yaklaşım, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin uygulayıcısı ve Karadeniz'in istikrarından birinci derecede sorumlu ülke olan Türkiye açısından olumlu bir gelişme değildir. Aksine, Karadeniz'deki askerî rekabeti daha da sertleştirme potansiyeli taşımaktadır.
NATO'nun doğuya genişleme stratejisi ve Ukrayna'yı kendi güvenlik mimarisine dâhil etme hedefi değişmedikçe, Karadeniz'deki askerî varlığını artırması Rusya'nın tehdit algısını daha da yükseltecektir. Bu durumda Odessa başta olmak üzere Ukrayna'nın limanları ve kıyı altyapısı, Moskova tarafından NATO'nun lojistik uzantısı olarak görülmeye ve öncelikli hedef hâline gelmeye devam edecektir.
Sonuç olarak Ankara Bildirisi, barışa giden yol haritasından çok yeni bir silahlanma döneminin manifestosu niteliğindedir. Savunma sanayiini büyütmek, finans kapital ile askerî-endüstriyel kompleksin çıkarlarını desteklemek ve uzun süreli bir cepheleşmeyi kurumsallaştırmak bildirinin ana eksenini oluşturmaktadır. Bu da Ukrayna-Rusya savaşının kısa vadede sona ermeyeceğine işaret ederken, Türkiye'nin kuzeyindeki Karadeniz'de kışkırtmaların, hibrit operasyonların, sahte bayrak girişimlerinin ve NATO'nun 5. maddesini tetikleyebilecek kriz senaryolarının gündemde kalacağını göstermektedir.
Bir başka dikkat çekici husus ise bildiride İran'ın nükleer silaha sahip olmaması gerektiği güçlü biçimde vurgulanırken, bölgesel istikrarsızlığın en önemli unsurlarından biri olan İsrail'in Filistin ve Lübnan'daki askerî operasyonlarına hiçbir atıfta bulunulmamasıdır. Bu sessizlik, bildirinin güvenlik yaklaşımındaki seçiciliği ve siyasi önceliklerini de açık biçimde ortaya koymaktadır.
Hamaney’in cenaze töreni sürerken, Ankara’daki NATO Zirvesi devam ediyor. Aynı günlerde Benjamin Netanyahu yıl içinde yedinci kez Donald Trump ile görüşmeye hazırlanırken, ABD son 48 saatte İran’da 80’den fazla hedefi vurdu ve İran petrolüne yönelik yaptırım muafiyetini kaldırarak yeniden yaptırım sürecini başlattı.
Bu gelişmeler, ABD-İran ateşkesinin küresel ham petrol ve rafine ürün piyasalarında en azından geçici bir rahatlama sağlamak amacıyla kullanılmış olabileceğini gösteriyor.
Gelinen noktada İsrail’in istediği stratejik tablo büyük ölçüde şekilleniyor. Ortada kalıcı bir barıştan ziyade, farklı yoğunluklarda devam eden kalıcı bir çatışma düzeni var.
Hem NATO, hem İsrail hem de küresel finans kapital, ABD liderliğinde 28 Şubatta başlayan kanayan yarayı tamamen kapatmaktan çok yönetilebilir seviyede tutmayı tercih ediyor.
Onurlu Türk milleti iktidar ve muhalefet kanallarındaki yayınlardaki Atlantik yalakası söylemlere çıldıradursun
“gelen kıymetli misafirler” (işgalci güçler) ; Kurtuluş yıllarında olduğu gibi “hindiden tüy koparma” derdinde olmadık gazlar verirken, gazetecimsi yaratıklar hangi liderin en çok hangi yemeğimizi sevdiğinden dem vuruyor!
Ben söyleyeyim yemeyi istedikleri petrol ve gaz havzalarımız , içmek istedikleri fırat diclenin suyu, yüzmek istedikleri kara ve ak deniz!