Vatanın, olmazsa olmazları; "ÖNCE İNSAN! İnsan Hakları, Hukuk, Adalet, Özgürlük, Fikir ve İnanç Hürriyeti, Ortak Akıl, Demokrasi, Ahlak, Barış, Güven ve Huzur"
Yeis (ümitsizlik), acz den gelir.
Yeis, mâni-i herkemâldir. (her türlü gelişime engeldir)
Hamiyet (Gayret) ise, manilerin şiddetine karşı şiddetle metânet (kararlılık) etmektir.
Çabuk yeise dönüşen hamiyet, hamiyet değildir.
Husumetimiz ise, cehalet ve zaruret ve ihtilâfadır
''Sadık Üstün kimdir?
Bilmeyenler için kısa özet;
Erol Olçok'u köprüye gönderen,
Hulusi Akar'a biat eden dostu,
Adnan Tanrıverdi'nin sözünden çıkmayan,
Binali Yıldırım'ı suikast alanına sürmeye çalışan bir rekim aparatı, bir MİT elemanıdır...''
@takionster ve @SaidSefa ile Ajans
https://t.co/qoJwR8z4Wg
Bir annenin 3 aylık bebeğine vedası…
“Kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesi Zarif&Sümeyye Tercanlıoğlu çifti için de görmezden gelindi. Çift, hukuksuzca tutuklandı.
Anne Sümeyye Hanım’ın bebeğini kız kardeşine teslim ettiği anlar, yürekleri burktu.
Başındaki komutanı izin vermeden, güneşin altında ölme pahasına 50 metre ilerdeki gölgeye gidemeyen
Er’e,
Askeri öğrenciye,
Kursiyer Teğmene
“darbe yapmışsınız” bahanesiyle müebbet vermek hukuksuzluk değildir.
Düpedüz haysiyetsizliktir!
@tcsavunma@HSKKurumsal
Mal emin!
Uçağın pilotu bu albay değil. Bu albayın görevi, silah sistem subaylığı, kendisi arkada oturuyor.
Bak bu F4 Phantom tanıtım videosunu seyret, belki mevzuyu anlarsın.
Bu ne rezalet?
Nazi misiniz siz?
KHKlı öğretmen iş bulamayıp servis şoförlüğü yapınca @TC_Manavgat yazı yollayıp işten atılmasını istemiş. 23 Nisan günü bu millete hakaretin belgesi bu!
Utan! @tcmeb@AntalyaValilik
Taş mı yesin bu öğretmen..!?
Yazıklar olsun!
O zaman sorulara cevap ver.
Köprüdeki keskin nişancıları kimler yerleştirdi?
Erol Olçak’ı neden öldürdüler?
Günler öncesinden, sala verilmesi için kimler hoparlör sistemlerini gözden geçirttiler?
Üç vakit namaz kılınan sanayi gibi yerlerde neden beş vakte geçtiler?
Bu zamana kadar korumalarla gezen imam duymadım. Neden birkaç korumayla geziyorsun?
Ha bir de imamlıkla bağdaşmayan geçmişin varmış. O konulara niye hiç girmiyorsun?
@halil_konakci
Olmaz kardeşim olmaz! Böyle gidemez bu işler.
21 yaşında bir kız çocugu. Gülen cemaatine yönelik operasyonlar sonucu İzmir’de tutuklandı. Üstelik İzmir Demokrasi Üniversitesi psikoloji bölümü 3.sınıf ögrencisi.
Skolyoz ameliyatının ardından omurgasına 22 vida yerleştirildi. 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Meryem Yılmaz'ın, tutuklu bulunduğu cezaevinde bayılma ve baş dönmesi şikâyetleri yaşadığı belirtiliyor.Ailesi, tedavisinin aksadığını haykırıyor.
Bir soru, Bir Cevap!
✅Soru: Hiçbir yetkisi ve görevi olmadığı hâlde kurtarma ekiplerini yanlış yönlendirip enkaza ulaşmayı geciktirdiği ileri sürülen Ercüment Güler kimdir; bu isim on yıldır neden araştırılmamış ve şimdi yeni bir olaymış gibi gündeme getirilmektedir?
✅Cevap: Bu isim bazı haber ve yorumlarda “garip yolculuk” ve “NATO bağlantısı” başlıklarıyla, sanki dosyaya yeni girmiş bir figürmüş gibi sunulmaktadır. Ercüment Güler dosyada yeni bir isim değildir; 2016 takipsizlik kararında şüpheli listesinin 41. sırasında yer almış ve haklarında iletişim tespiti yapılan yaklaşık doksan kişilik listede bulunmaktadır. Buna rağmen kararın hiçbir yerinde kendisine yöneltilen iddialar adıyla ve ayrıca ele alınmamıştır; hakkında bireysel bir değerlendirme, gerekçe ya da sonuç yoktur. Dosyadaki tek bilgi bir kimlik kaydı ile bir dinleme listesidir.
Oysa kendisine yöneltilen iddialar ciddidir. TBMM Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu’nda konuşan CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’ın basına yansıyan açıklamalarına göre, olay tarihinde BOTAŞ personeli olan emekli Yarbay Ercüment Güler, İHA muhabirinin telefonundan konum tespiti için Avea’ya iletilen ve BOTAŞ’la paylaşılan bilgilerin ardından sürecin başından itibaren kaza bölgesine gitmiş, vali ve emniyet müdürünü yönlendirmiş ve enkazın bulunmasında zaman kaybedilmesine yol açmıştır. Yavuzyılmaz’ın ifadesiyle, hangi unvanla ve kimsenin tanımadığı bir kişi olarak sürecin içinde bu kadar aktif rol aldığı sorusu cevapsızdır.
Aydınlık yazarı İsmet Özçelik’in aktardığına göre de Güler’in emekli ve sivil olmasına rağmen bölgedeki ekiplerin sevk ve idaresinde etkili olduğu, bazı ekiplerin yanlış yönlere gönderilmesi bakımından sorumluluğunun araştırılması gerektiği ve bu iddiaların daha önce de gündeme gelmesine rağmen bu kişinin soruşturmanın dışında kalmayı başardığı ileri sürülmüştür. Güler kazadan sonra BOTAŞ’taki görevinden ayrılmış; Gambiya, Bosna Hersek, Yemen ve Cibuti’de çalışmış ve hâlen Yunanistan’da bulunmaktadır.
On yıl boyunca hakkında hiçbir işlem yapılmayan bir ismin, tam da bu operasyon sırasında “yeni keşfedilmiş bir figür” gibi sunulması, soruşturmanın delili değil, anlatıyı takip ettiğinin göstergesidir. Delilden şüpheliye giden bir soruşturmada beklenen, hakkında yıllardır somut iddia bulunan Ercüment Güler ile Şirin Ünal’ın durumunun önce aydınlatılmasıdır. Ancak her ikisi de 13 Temmuz 2026 tarihli operasyonunun dışında bırakılmıştır.
Arkadaşlar, Adem Yavuz Arslan'ın dün yayınlanan videosunu izledim. İçerisinde çok önemli kısmı, radar kayıtları ya da terfi listesi vs. değil bence ! Çünkü zaten o bilgileri defaatle kamuoyu öğrendi ama yayında birşey var altını kalın kalın çizmek lazım : O mektup.
Ben de bu bölümü ele almak istedim, çünkü mesele bir belgeden ibaret değil — 17 yıldır üstü örtülmüş, tozlu raflarda kalmış bir dostluğun hikâyesi bu.
Şöyle başlayayım.
12 Eylül. Muhsin Yazıcıoğlu ülkücüler davasından hapiste. Arslan'ın aktardığına göre yaklaşık 7,5 yıl yatıyor, bunun aşağı yukarı 5,5 yılı hücrede geçiyor. Ağır işkence görüyor. Sadece kendisi değil, arkadaşları da aynı durumda.
İşte o yıllarda Fethullah Gülen, hem cezaevindeki Yazıcıoğlu'na hem de ailesine maddi destek gönderiyor.
Bir iki seferlik değil bu. Yıllarca sürüyor. Ve bunu sonradan biri iddia etmiyor — Yazıcıoğlu'nun kendisi dar çerçeve sohbetlerinde anlatıyor. Gülen de aynı şekilde kendi sohbetlerinde bu ilişkinin uzun yıllar sürdüğünü anlatmış.
Cezaevi bitiyor, ilişki bitmiyor.
Arslan'ın anlattığı bir sahne var ki bence her şeyi özetliyor. 93'te Gülen'in annesi vefat ediyor. Yazıcıoğlu cenazeye geliyor, mezara kadar gidiyor. Defin bitiyor, herkes dağılıyor. Gülen tek başına annesinin mezarı başında Kur'an okuyor.
Ve Yazıcıoğlu yanına gidip ceketini açıp üstüne tutuyor. Güneş yakıcı çünkü.
Bir siyasi parti lideri. Bir mezar başı. Ceketiyle gölge yapıyor.
Bu görüntüyü aklınızda tutun, çünkü şimdi mektuba geleceğiz.
@ademyarslan yayında diyor ki bunu normalde paylaşmayı düşünmüyordum, kişisel mektuplar kişisel kalmalı. Ama son iki gündür ortaya atılan iddialar karşısında şahitlik etmek zorunda hissettim.
Mektup Yazıcıoğlu'nun kendi el yazısıyla.
Tarih: 22 Nisan 2001.
Yer: Kastamonu.
Saat: gece ikide yazılmış.
"Saygıdeğer hocam" diye başlıyor.
O gece Şeyh Şaban-ı Veli ve Mehmet Feyzi Efendi'yi ziyaret ettiğini, duygu yüklü olduğunu yazıyor. Ülkenin bu değerlere ne kadar muhtaç olduğunu, insanların kıymetinin neden yaşarken bilinmediğini soruyor.
Sonra Gülen'in gurbette olmasına duyduğu üzüntüyü anlatıyor. Mektuba başlarken "hem çok bahtiyarım hem son derece üzüntülüyüm" diyor — bahtiyarlığı mektubun ulaşacak olması, üzüntüsü ise gönlünde bütün yaratılmışlara yer bulan bir insanın gurbete mahkûm edilmesi.
İkinci sayfada şunları yazıyor: Türkiye için ne kadar kaygılandığınızı tahmin ediyorum, ben de sizin sağlığınız için kaygılanıyorum. Bu günlerin atlatılacağına inanıyorum. Türkiye demokrasi ve hukuk çizgisinden ayrılmadan güzel günlere ulaşacaktır. Bütün sorunlarını meşruiyet çizgisinde kalarak çözecektir.
Ve kapanış: karamsar değiliz, ümitvarız.
Altında imza: Muhsin Yazıcıoğlu.
2001'i hatırlayın. Ekonomik kriz, siyasi kriz, 28 Şubat'ın gölgesi. Ülkenin dibe vurduğu bir dönemde bir siyasetçi oturup "demokrasi ve hukuk çizgisinden ayrılmadan" diye yazıyor. Sizi çok özledim diyor. Gelmem gerekiyordu ama imkân bulamadım, üzgünüm diyor.
Bu ilişki tek yönlü de değilmiş üstelik.
Arslan, Ergenekon'un Zirvesi kitabını çalışırken bu konuya yakından baktığını söylüyor ve şunu anlatıyor: Yazıcıoğlu, Gülen'e haber gönderip Türkiye'de kötü şeyler planlandığını, bir hazırlık olduğunu, bunun kendisine de zarar verebileceğini iletmiş.
Yani sadece hasret mektubu değil. Uyarı da göndermiş.
Bir de şu var. Arslan, helikopter haberi geldiğinde Gülen'in yanında bulunan isimlerden dinlediklerini aktarıyor: haberin gelmesiyle odada bir aşağı bir yukarı dolaşmaya başlamış, sürekli yeni bilgi sormuş. "Yaralı bulundular" haberi geldiğinde çok sevinmiş. Sonra o bilginin yanlış olduğu anlaşılınca nazı geçen kim varsa aramış, "hava soğuk, bir an önce bulunsun, ne kadar insan varsa harekete geçirin" demiş. Saatlerce gidip gelmiş, etrafındaki herkesten dua istemiş.
Cenazelere ulaşıldığı haberi geldiğinde ise ağlamış.
Arslan bunu birden fazla kaynaktan teyit ettiğini söylüyor.
Şimdi.
Bugün ekranlarda ne söyleniyor? Talimat verildi, cemaat öldürdü, hepsi planlıydı.
Ben şunu soruyorum: bu adamlar bu ilişkiyi bilmiyorlar mı? Biliyorlar. Yıllarca aynı sohbetlerde anlatıldı, mektuplaştıkları biliniyordu, cenaze fotoğrafları ortada.
O halde neden?
Çünkü konuşulmaması gereken başka şeyler var. Kayıp radar dakikaları. Okunmayan klasörler. Terfi edenler ve tasfiye edilenler. Bunların hiçbiri gündeme gelmesin diye bir isim gerekiyor — ve o isim on yıldır aynı.
Arslan'ın deyişiyle, artık her konuda çiğnenen bir sakız bu. Öyle bir noktaya geldi ki, yıllarca aynı ezberi tekrarlayan çevreler bile "yeter artık" demeye başladı.
Mektuba dönelim son olarak.
O mektup bir savunma belgesi değil arkadaşlar. Kimse mahkemeye sunmak için yazmamış. 2001'de Kastamonu'da, gece ikide, bir dostuna hasret çeken bir adamın yazdığı özel bir mektup.
Ve tam da bu yüzden en güçlü belge.
Yayını mutlaka izleyin, mektubu kendi ağzından dinleyin. Ben burada özetledim ama Arslan'ın o satırları okurken el yazısında zorlandığı anlar bile ayrı bir şey anlatıyor.
Muhsin Yazıcıoğlu dosyasından:
1) Cemaatçi pilot dedikleri kişi PİLOT DEĞİL silahçı çıktı
2) Şahit yazdıkları adam MOSSAD ajanı çıktı
3) @abakingurlek ne yapmaya çalışıyor?
Tuğgeneral Gökhan Sönmezateş;
“Hulusi Akar, Yaşar Güler, Hakan Fidan, Zekai Aksakallı, Engin Dinç, Sadık Üstün gelip ifade vermedikçe 15 Temmuz çözülmez. 15 Temmuz baştan sona devlet eliyle kurulmuş bir kumpastır ve mağdurları da bizleriz.” https://t.co/AMJwknXr4c