Prof. Dr. Oğuz Basut, 20 yaşında bir genç kızın tükürük bezi tümörü ameliyatına girdi.
Ameliyattan bir gün önce besin zehirlenmesi geçiren Prof. Dr. Oğuz Basut, ameliyata girdikten yarım saat sonra kötü hissetmeye başladı.
Durmak yerine, hastasını bırakmadan ameliyata devam edebilmesi için meslektaşlarından sağ ayağına bir damar yolu bağlamalarını istedi.
Ameliyat çok kritikti. Çünkü tümör kritik bir yüz sinirinin yakınındaydı, bu yüzden doktor rahatsızlığına rağmen devam etmeye karar verdi.
Başarılı geçen ameliyat sonrası Prof. Dr. Oğuz Basut, şunları söyledi:
"Çarşamba günü besin zehirlenmesi geçirdim ve aşırı derecede sıvı kaybettim.
Tansiyonum düştü ve bunun üzerine de kendime serum taktırdım aynı günün akşamına da toparladım.
Perşembe günü sabahtan planlı programlı ameliyatlarımız vardı.
Sabah kendimi iyi hissettiğim için de ameliyata başladım. Ameliyat genç bir kızın tükürük bezi tümörü ameliyatıydı.
Aşağı yukarı iki buçuk üç saat sürecek bir ameliyattı.
Ama ameliyata başladıktan bir yarım saat kadar sonra, soğuk soğuk terlemeye başladım ve bu şekilde ameliyata devam edemeyeceğimi fark ettim.
Aklıma o anda ayağımdan bir serum taktırmak geldi ve içerideki arkadaşlara söyledim serumu taktılar.
Beş dakika sonra tansiyonum biraz daha normale çıkmaya başladı. Emin olun benim yerimde hangi hekim olsa aynı şeyi yapardı."
Bu devirde evlenmeyi geçtim bir insanla sağlıklı bir uzun ilişki içerisinde olmak neredeyse imkansız. Herkes çıldırmış gibi. Kadını erkeği yok; Herkes dışarıyla yarışıyor, herkesin gözü dışarıda, herkes daha iyisini arzuluyor. Sadık kalanlar bile ayrılırsa kimin kapısını çalacağını biliyor.
Beyinlerinizi erittiler. Tamamen oyuncak oldunuz. Gençler olarak aklımızı başımıza alıp düzelmedikçe ya mutsuz evlilikler yaşayıp boşanacağız ya da akıllı davranıp evlenmeyeceğiz. Erkeklere kadın düşmanlığı, kadınlara da erkek düşmanlığı pompalanıyor. Kimse ben bok gibi insanım demiyor.
Aynaya bakınca Alfa / Diva değil, ahlaklı ve kalbi tüy kadar hafif bir insan görün.
Daha çok şey yazardım fakat tepki çekmek istemiyorum. Kendinize gelin, asimile ediliyorsunuz.
TOPLUMDA YAYGINLAŞAN ŞIZOFRENİ...
İlk gençlik yıllarımızda kendini Madonnaya benzeten,abisi Kadir de Silvester Stalloneye benzeten Avusturalyadan dönüş yapmış bir işçi ailesinin fertleri komşumuzdu.
Avustralya da lise bile bitirememiş amaçsız,gayesiz,ülküsüz yaşayan gençler filmlerde gördükleri ünlüleri taklide başlayıp bir süre sonra kişilik bozukluğu ve şizofreniye sürüklenmişlerdi.
Son yıllarda emekli polisin kendini Peaky Blanders dizisindeki polis müfettişine benzetmesi,genç mühendisin kendini Leonardi Dicaprio ya benzetip iş beğenmemesi gibi onlarca vaka gördüm.
Site güvenlik görevlisi kendini gizli ajan zannediyor,taksi şöförü eşkıya dünyanın Hızır'ı sanıyor,market kasiyeri kendini şarkıcı Hadise sanıyor.
Cezaevi gardiyanlar,Zabıtalar,polisler devlet memurları arasında şizofreninin çok yaygınlaştığını görüyoruz.
Ekonomik sıkıntılar altında ezilen,üniversite bitirdiği halde hayal ettiği memuriyet yada makama ulaşmaktan umut kesen kitleler bir süre sonra hayal dünyasında bir ünlünün kişiliğine bürünüp,o ünlünün hayatı gibi yaşadığı hayaliyle kişilik bozukluğuna sürüklenip,şizofren oluyorlar.
Hayatın gerçeklerinden kaçıp sığındıkları hayali kişiliklerde maskara olup,topluma uyum sağlayamayan hastalar hergün cemiyetimizi karıştırıyorlar.
Herkesin gözünün yükseklerde olduğu, herkesin milyarder olmak için her şeyi yapabildiği,şükür bilmez,kanaat bilmez çılgın toplum olmaya doğru gidiyoruz.
Her hangi bir partide bırakın il delegesi ilçe delegesi bile kendini bölge milletvekili hatta bakan görüyor.
Beş vakit namaz kılanlar içinden kendini evliya gören hatta Mehdi görenler öyle çoğaldı ki sayısı bilinmiyor.
Kibir patlaması yaşayan şizofren kitle ülkenin uyuşturucu,kumar,fuhuş,yolsuz,yozlaşma gibi sorunlarının daha da büyümesine sebebiyet vermektedir.
Bir vesile ile tanıştığım Antalyalı zengin bir ailenin piskatır kızının Paris Hilton hayatı yaşaması milyarder olmak için bulaştığı kötü ortamlar,aile mülklerini çarçur etmesi gibi her gelir gurubu insanların şizofreniye yakalandığını görüm.Piskatır kızımıza tedavi olmasını telkin ettim.
Eskiden binde bir görülen şizofreninin toplumda %10-15 ler seviyesine gelmesi büyük bir toplumsal tehlikenin habercisidir.
Devletin tedbirler alması elzem olmuşturdur.
Yıllardır olan şu;
-Hükümetiniz laikliği sevdirdi.
-“Dindar nesil yetiştirme” idealinizde başarısız oldunuz.
-Sizün döneminizde ahlak bozuldu.
-Sizin döneminizde günahlar arttı.
-Sizin döneminizde suçlar arttı. Hapishaneler doldu taştı.
-Sizin döneminizde yol yapıldı. Ancak o yolda yürüyen nesil unutuldu.
-Sizin döneminizde aile bozuldu. “Kadının beyanı esastır” dediniz. Bundan dolayı nice aileler ifsad oldu, boşanmalar arttı.
-Sizin döneminizde eskinin mücahit Müslümanları paraya doydu..
-Sizin döneminizde bütün cemaatler mevcut yönetime göre tavır almak zorunda kaldı. Yani özgürlüğünü kaybetti.
-Sizin döneminizde muhalif müslümen anlayışı muhafazakar Müslüman anlayışına evrildi.
-Sizin döneminizde tesettür bozuldu. Kadınların pardesü ve başörtüsü değişime uğradı.
-Sizin döneminizde Adam kayırma, adaletsizlik, yalancı şahitlik, mala çökme normal oldu.
-Sizin döneminizde 81 ile 81 üniversite diyerek ilçelere kadar bütün şehirler çürümüş düzenden nasibini aldı.
-Sizin döneminizde Müslümanlar demokrat, batıcı ve kapitalist oldu.
-Sizin döneminizde ekonomik düzen faiz üzerine inşa edildi. Faiz günahı normalleşti.
@Akparti
Bu dönem HER ADIMINI SİZİN İNŞA ETTİĞİNİZ BİR DÖNEM. LANETLİ BİR DÖNEM..
AKPMüslümanlara ZararVerdi
AK Parti’nin İslam dünyasına ve dindarlara vurduğu asıl darbe; seküler bir iktidarın asla yapamayacağı şeyleri dindarların reflekslerini felç ederek yapmasıdır.
Siyasette buna "temsiliyet zırhı" denir:
Başka bir iktidar döneminde içki tüketimi 1 milyar litreyi aşsa, şans oyunları 4 katına çıksa ya da zina suç olmaktan çıkarılsa muhafazakar camia meydanları inletirdi. Ama bunu "alnı secdeye gelenler" yapınca, taban derin bir suskunluğa ve mecburi rızaya hapsedildi.
Irak’ı ezecek ABD askerleri için tezkereyi sol bir parti getirseydi "emperyalizme uşaklık" diye kıyamet kopardı; Suriye politikası bölgeyi ateşe atıp İsrail’in önünü açtığında, gerçeği söyleyen samimi Müslümanlar bizzat "dava adına" susturuldu.
Yolsuzluk, torpil ve faiz sarmalı dindarlık ambalajıyla meşrulaştırıldığı için; koca bir nesil sadece iktidardan değil, bizzat dinin kendisinden ve ahlakından soğudu.
80 yıllık laik vesayetin dindarlara asla kabul ettiremediği dünyevileşmeyi ve tahribatı, "bizden olanlar" 20 yılda muhafazakar kitleye alkışlatıp helalleştirerek sindirdi.
Müslümanın Müslümana verdiği asıl zarar; hakkı haykırma refleksini ve vicdanını rehin almaktır.
AKPMüslümanlara ZararVerdi
Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın tutuklanmasının ardından yapılan seçimlerde yine CHP den Sibel Tan Çetinkaya zorlu bir seçimden sonra Bşk vekili seçilmişti.
Hazmedemedi AKP, seçimi yeniletme kararı çıktı yargıdan. Valilik bildirdi: Ctesi saat 10.00 da seçim var . Fakat bakın neler yaptılar:
Dün, 4 CHP li Üsküdar Meclis Üyesi ifadeye çağrıldı. 2 Belediye Meclis üyesi gözaltına alındı ve seçim günü gözaltında olacaklar.
Nasıl? Beğendiniz mi?
Bu kadar bayağı dümen olur mu? Yargı, yürütme el ele seçim çalacaklar. Göstere göstere
Bir Yozgatlı Türk olarak söylüyorum:
Yozgat, Türk Milliyetçiliğinin kalesi değildir. Hiçbir zaman da olmamıştır.
Yozgat'ta Nakşibendici Kürt tarikatı Menzilciler bile, Türk Milliyetçilerinden daha güçlüdür.
Kurtuluş Savaşı yıllarında Yozgat'ta çıkarılan isyan ile TBMM'nin elindeki sınırlı mühimmat Yunanlılar yerine eşkıyalara karşı kullanılmak zorunda kalmıştır. Ve Yozgat'taki isyan, TBMM'nin odağını dağıtarak, Yunan ilerleyişini Ankara'ya yaklaştırmıştır.
Atatürk'ün Yozgat'a ceza meza verdiği de külliyen trollerin uydurmasıdır. "Lozan 2023'te bitecek. Çıkarılması yasaklanan madenleri çıkarabileceğiz" diyen karnı aç, baldırı çıplak, düşük zekalı trollerin uydurmasıdır. Aksine Yozgat, Osmanlı'nın unuttuğu klasik bir bozkır kasabasıdır. Atatürk buradaki her köye sağlık ocağı ve okul yapmıştır. Bizim Yozgat'taki köydeki okulun yapılma tarihi 1925.
Yozgat ekseriyetiyle egemen güçler tarafından Arapçı din anlayışıyla beyni yıkanmış, kandırılmış, cahil bırakılmıştır.
ülkedeki 40 milyon kadın kamerayı açmış, derdini anlatıyor bize. bulaşık yıkarken anlatıyor, çamaşır katlarken anlatıyor, makyaj yaparken anlatıyor, sürekli anlatıyor. gelinin geç kalktıysa söyle erken kalksın abla, bizden ne istiyorsun tam olarak?
@PnarDem1 Motorsikletin üretilme amaci aralardan kaçmaktır. İki aracın arasından gitme hakkınız yok demek motorsiklet kullanımı yasaklansın demektir. O zaman İstanbul trafiği öyle bir hale döner ki millet motorsikleti yerine arabasıyla yola cikarsa kontak kapatırsın.
Girne’de ki gemi cinayetinde belgeler dökülüyor
1. Gemi açık deniz gemisi değilmiş. Belgesinin sahtesi yapılmış
2. Kaptanın belgesi Mozambik’ten alınmış anlamsız ifadeler varmış. O da sahte
Sahteliklrr ülkesi! Sahi bir sahte mezuniyet çetesi vardı. Hani uyuşturucu kaçakçısına emniyet müdürü belgesi hazırlayan çete.
ortaya çıktığında olay olmuştu.
Ne oldu peki? Çete lideri dahil hepsi Deniz Göktaş’tan bile daha az yatarak tahliye oldu!
Kim kimi denetleyecek ki? Denetleyecek olanında mezuniyet belgesi belli ki sahte!
Böyle sahtelikler ülkesinde canımız da sahte haliyle!
Halkbank Genel Müdürü Recep Süleyman Özdil:
“Biz Diyarbakır'a birazcık ayrımcılık yapalım.
Bölgeye şahsım adına da çok özel ilgi gösteriyorum. Bunu çok hak ediyor.” demiş.
Babanın parasıyla yapıyorsan nereye ayrımcılık yapıyorsan yap. Ama kamuya ait bankanın parasını paşa keyfine göre kullanamazsın.
Neden dolayı hangi özelliği ile çok hak ediyor genel müdür?
TUİK verilerine göre Türkiyenin en fakir ilçeleri Çamoluk(Giresun), Derebucak (Konya), Doğanlar (Sivas), Felahiye (Kayseri), Dikmen (Sinop), Pınarbaşı (Kastamonu), Bayramören Çankırı)
Bunlar hangi özelliklerinden dolayı hak etmiyor?
Devletten en çok sosyal yardım alan illerin listesi aşağıda. Neden en çok pay buralara ayrılıyor? Neden ayrımcılık yapılıyor?
En genç araç sahibi iller de aşağıda. En çok sosyal yardım alanlar en yeni arabalara sahip olabiliyorlarsa bir yanlış yok mu?
Kendi ağzınızla ayrımcılık yaptığınızı söylüyorsunuz. Açıklayın genel müdür, hangi kritere göre ayrımcılık yapıyorsunuz?
Türkiye'nin en büyük finans şirketlerinden birine ilişkin, kamuoyunda geniş yankı uyandıran bir davada, “çok acil” denilerek bilirkişi olarak görevlendirilmem ve uzman bir bilirkişi heyeti oluşturmam talep edildi. Çalışmaya ivedilikle başladık.
Ancak kısa süre sonra şirket sahibi, herhangi bir somut ve gerekçeli itiraz ortaya koymaksızın mahkemeye “bilirkişilerin reddi” talebinde bulundu. Mahkeme de, şirketle hiçbir ticari, mesleki veya kişisel ilişkisi bulunmayan bilirkişilerle görüşme ya da açıklamalarını alma gereği dahi duymadan çalışmaların durdurulmasına karar verdi. Üstelik bu süreçte bilirkişilerin harcadığı emek ve mesainin karşılığı da ödenmedi.
Benim değerlendirmeme göre burada asıl rahatsızlık yaratan husus, bilirkişi heyetinin akademik yetkinliği, piyasa deneyimi ve sahip olduğu yasal lisanslar nedeniyle dosyanın teknik ve bilimsel açıdan son derece derinlikli biçimde incelenecek olmasıydı. Muhtemelen ortaya çıkacak değerlendirmenin davanın seyri bakımından yaratacağı sonuçlardan duyulan endişe, bu talebin temel motivasyonuydu.
Oysa karşı tarafın avukatları daha stratejik bir yaklaşım benimseyebilseydi, aynı uzman heyetin bilimsel görüşlerini bağımsız bir uzman mütalaası olarak dosyaya sunabilirdi. Usulüne uygun hazırlanmış, bilimsel ve teknik gerekçelere dayanan böyle bir çalışma; gerekçeli kararın denetlenebilirliği ve Yargıtay incelemesi bakımından mahkemenin tamamen görmezden gelemeyeceği ölçüde güçlü bir takdiri delil niteliği taşıyabilirdi.
Ne yazık ki hukuk eğitiminde finans, muhasebe, denetim, yönetim, strateji, örgütsel davranış ve şirketlere ilişkin mali mevzuatın teknik boyutları çoğu zaman yeterince ele alınmıyor. Oysa özellikle karmaşık şirket uyuşmazlıklarında hukuki uzmanlık tek başına yeterli olmayabiliyor. Hukuk, finans, akademi ve yönetim danışmanlığı arasında kurulacak stratejik iş birlikleri bu nedenle kritik önem taşıyor.
Bu olay da bir kez daha gösteriyor ki, özellikle şirketler ve mali mevzuata ilişkin karmaşık uyuşmazlıklarda yönetim danışmanlığı yalnızca ticari karar süreçlerinde değil, hukuki stratejinin teknik altyapısının oluşturulmasında da önemli bir rol üstlenebiliyor.
Şehit babasına, ‘Eleştirirsen şehitliği ve maaşı alırız’ diye tehdit etmişler. Cevabı: ‘Cehennemin dibine kadar alın! Oğlum AK Parti için değil, vatan için şehit oldu.’ Ey şehit babam, inancını yitirme; gün gelecek hesabı sorulacak. Lütfen paylaşalım
-Biz Kurtuluş Savaşı’nda sadece İngiltere destekli Yunan ordusunu yenmedik;
Asıl onlara secde eden padişahçı satılık yobazları da yendik.
-Bu yüzden onların AKP’ye sızan torunları şimdi “İstiklal Harbi olmadı!” diye karşı propaganda yapıyorlar.
-Ne demişti İsmet Paşa:
“Biz İstiklal Harbi’nde bu gericilerden çektiğimizi düşmandan çekmedik.”
-Peki 30 Ağustos Rumsındığı Savaşı’nı kazandığız zaman Hintli lider Gandi ne demişti:
“İngilizler, Türklere bir tabut hazırladılar ama Türkler o tabutu İngilizlerin başına geçirdiler…”
-İşte 30 Ağustos’ta yendiğimiz İngiliz, Rum, gerici padişahçı ittifakının torunları, şimdi kendilerini yenen Başkumandan Gazi Mustafa Paşa’nın anılarıyla, eserleri ile savaşıyor.
-Bu yeni Kurtuluş Savaşı topla tüfekle olmasa bile siyaset, ideoloji, tarih, kültür, eğitim, ticaret vb… alanlarda şiddetle sürüyor.
-Yerimiz elbette Gazi Paşa’nın yanıdır.
-Düşmana secde edenlerin torunları düşünsün…
Atatürk'ün Büyük Taarruz planını riskli ve hatalı bulan ve onu sert biçimde uyaran Yakup Şevki Paşa, savaş kazanılınca, Mustafa Kemal'le karşılaşır karşılaşmaz:
"Paşam! Sen haklı çıktın. Ver elini öpeyim!" der...
Mustafa Kemal ise Yakup Şevki Paşa'nın daha kıdemli olması ve bir zamanlar hocalığını yapması nedeniyle Paşaya:
"Estağfurullah! Ben sizin ellerinizden öperim." diye yanıt verir.
Yakup Şevki'nin: "Bu zafer, senin azmin sayesinde kazanıldı." sözüne Mustafa Kemal:
"Hayır Paşam! Bu zafer, milletin gayreti, sizin emeklerinizle kazanıldı. Bu zafer, hepimizin!" yanıtını verir.
Yakup Şevki ısrar eder: "Sana son bir kez daha itiraz edeceğim. Benim gibilere kalsa, daha yerimizde sayıyorduk. Sen, bu millete Allah'ın bir lütfusun! Ama Akademi'de bana bu Taarruz Planını getirseydin geçer not vermezdim." der.
Haklıydın Şevki Paşa,
O bize Allah'ın bir lütfuydu !
#Atatürk #30Ağustos #30AgustosZaferBayramı