Evet, Şenol Hoca risk aldı, tandem bozuldu ama o dönem dünyayı sarsan Brezilya’ya karşı kora kor oynadık. Bülent Korkmaz'ın "Yenildik işte" diye faturayı hocaya kesmesi haksızlık.
Ne yapacaktı hoca? Brezilya’ya karşı 4-4-2 çıkıp 5 tane yiyince "Tandemi bozmadı, helal olsun" mu diyecektiniz?
"E madem öyle, ikinci maçta tandeme döndü niye yine yenildik?"
Bülent Korkmaz gitsin, o turnuvada kazandığı madalyayı evinin en güzel yerine assın ve her sabah kalkıp Şenol Güneş’e dua etsin. O muazzam başarıya gölge düşürmeye çalışmak, ancak kendi teknik direktörlük kariyerinde o başarıların yanına bile yaklaşamamış olmanın verdiği bir komplekstir, başka bir şey değil!
Bülent Korkmaz: "Benim anlamadığım, hâlâ da Şenol Hoca'ya soramadığım, sormak da istemiyorum aslında, kendisi cevaplarsa iyi olur.
Biz normalde tandem oynuyorduk. Ben genelde Alpay ile oynuyordum. Sonra Brezilya maçına 3 gün kala bir anda Ümit Özat'ı liberoya aldı, 3'lü oynamaya başladık. O sistem bana bir garip geldi. Maçta da onunla başladık, zaten o maçta da gerçekten kötü oynadım. Hep aklımdadır, niye mesela?
Ama ikinci maçta mesela öyle oynatmadı, demek ki hoca orada hata yapmış." (NOW)
Şehrin üzerindeki o 'sanayi yok, vizyon yok' şeklindeki yapay imajı yerle bir etmişsin. Trabzon’un potansiyelini doğru kullanmak yerine, hep başkalarının kurguladığı yanlış denklemlerle uğraştığımızı çok iyi özetlemişsin. Ezber bozan yazının altına imzamı atarım, emeğine sağlık.
Şu satırları okumayan, Trabzon'un derdini anlamaya çalışmasın.
Ertuğrul Doğan’ın dün akşamki yayınını izledim, genel olarak çok iyi konuştu. Sonuçların düzelmesi, hoca ile uyumu, taraftar ilişkisi son sezon özelinde bana göre mükemmeldi. Bütçe ölçüsünde daha iyisinin olması zordu. Kupayı kazanmak ve hep yarışta kalmak hem başkanı hem taraftarı gelecek seneler açısından daha çok motive etti. O motivasyonun sonucunda bugün erkenden transferler yapılıyor ve daha sağlam adımlar atılıyor.
Şimdi başkanın açıklamalarına biraz yorum yapmak istiyorum.
Birincisi, şehirden yeterince gelmeyen destek konusu. Burada başkan ve yönetimin herkesi bu duruma ortak etmek için daha çok temas kurması gerektiğini düşünüyorum. Bizde bir tane Ertuğrul Doğan, bir tane Nevzat Aydın var; kimseye bakmadan destek olacak, geride kalan herkes ilgi bekler. İlgi görmeyenler yanına bile yaklaşmaz. Buna Trabzonlu kibri diyelim. Ama eğer siz gitmişseniz, bu ilgi alaka onlara gösterilmişse ve onlar hâlâ uzaktan bakıyorsa da bu durumu da ifşa etmeniz gerekmekte bana göre. Bu büyük maliyetlere Ertuğrul Doğan tek başına yetemez, az çok demeden herkesin sisteme dâhil edilmesi lazım.
İkincisi, ülke ve şehir konusu. Başkan aslında güzel izah etti ama bence yeterli değil. Şöyle değil, biz Trabzon’u hep İstanbul ile kıyas ediyoruz. İstanbul bırak bizim ülkeyi, dünyada bence muadili olmayan bir yer.
Atatürk sonrası Türkiye'yi yönetenlerin tüm elitleri, parayı İstanbul'a; sanayiyi ekseri olarak İstanbul çevresine toplaması bu ülkenin başına gelmiş en büyük felakettir. Ve bu felaket bir nimet gibi hâlâ pazarlanıyor.
İstanbul ve çevresinin devreden çıktığı bir denklemde ortada ülke diye bir şey kalmıyor. İstanbul'un ve çevresinin dışına çıkınca Ankara ve İzmir öne çıkıyor. Onları da geçince ovası, arazisi uygun ve limana sahip birkaç şehir çıkıyor karşımıza.
Geçmişte çok önemli olan Anadolu’nun kıymetli bazı şehirleri önemsiz hâle getirildi, bu da düzensiz göçü, çarpık kentleşmeyi ve asayişi tamamen bozdu.
Kurgu hatalı olduğu için ülkeden asgari verim alıyoruz.
Burası benim ülkeye ve İstanbul’a bakışım, şimdi Trabzon'a dair bakışımı yazacağım. Diğer önemli şehirlerimiz hakkında hüküm veremem, bilgi sahibi değilim.
Trabzon şu an ülkede milyar dolarlık ihracat yapan 30 şehirden biri. Ve bunu oldukça zor arazi şartlarında yapıyor. Ve merkezden çok uzakta. Biraz detaylı araştırma ile bu imkânlara ve desteksizliğe rağmen şehir sanayisinde ne kadar büyük isimler olduğunu görürsünüz.
Gerçekten şaşıracağınız oranda büyük firma var. Bu yeterli mi? Tabii ki değil. Hatta hiç değil.
Çok daha kurumsal, çok daha elit seviyelerde sanayimiz olmalı ama bu başka bir hikâyenin konusu. Burası küçük şehir ve sanayisi kısıtlı lafına katılmıyorum yani. İstanbul ile kıyas edersen tabii böyle bir durum çıkar ortaya. Biz normal ölçekte değerlendirme yapmalıyız.
Sanayisi milyar dolar barajını aşan ama sanayi reklamını yapamayan, kurumsal ve elit anlamda biraz geride kalmış bir şehir denilirse kabul ederim. Ama "sanayi yok" skandal bir laf. "Sanayisi var ama maaş ve kurumsallık anlamında geride, gelişmeli" daha doğru bir tabir bana göre. Samsun gibi iki büyük ovaya ve Trabzon’a göre daha iyi bir sanayiye sahip şehirle aramızdaki ihracat farkı 120 milyon. Bence bu imkânsızlıklarla gayet iyi rakamlara çıkıyorlar.
Demiryolu eksikliği sanayinin yavaş ilerlemesinin en büyük sebebi zaten. Demiryolu olsaydı bambaşka şeyler konuşulurdu. Orası da ayrı hikâyenin konusu.
Gelelim turizme. Karadeniz'de Trabzon’dan daha çok turist çeken bir şehir zaten yok. Ve bu turizm belki inanmayacaksınız ama destekle falan değil, birkaç Çaykaralı'nın girişimiyle başladı. Ve çok ciddi bir noktaya girdi. Hatta bu nokta çekilemez bir hâle gelip "toprak satıyorlar" iftirasına bile maruz kalıyor senelerdir.
Hâlbuki coğrafyayı bilen zaten çok fazla toprak olmadığını, eğimin fazla olduğunu ve yurt dışındaki insanların bile köyüne ev yaptırmaya hâlâ devam ettiğini biliyor. Yani toprak satışı gibi bir durum söz konusu değil, olması da mümkün değil. Yok, az. Dairelerden satılanlar oldu evet, ama o da orana vurulunca bahsettiğim üstteki şehirlerin ve turizm cennetlerinin yanına gelemez.
Bunları neden yazdım? Çünkü şehri yanlış tanıtıyoruz. Bunu ekseri olarak bilinçsiz yapıyoruz.
Özellikle futbolcu transferlerinde artık klişe hâline gelen "oyuncunun eşi Trabzon’da yaşamak istemiyor" haberlerine istinaden yazıyorum bunları. Zira aklı yerinde, aile hayatı düzgün adam için buradan daha iyi bir lokasyon yok.
Trabzon bana göre şu an Türkiye’de gelişime en açık şehir. Yaşanması en kolay şehir. Asayiş anlamında rahat. Aynı gün içinde sana hem yayla hem deniz, hem futbol hem basketbol maçını en üst seviyede sunan bir şehir. Her şeyden fazlaca yok ama en az 1 tane olan bir şehir. Aile hayatı düzgün olan insanlar için belki de şu an en yaşanabilir şehir. Havalimanı hâlâ büyüyen ve çok ciddi uçuş sayısına ulaşan bir şehir. Eksikleri var ama normal bir insan gayet huzurla, hiçbir şeyden eksik kalmadan bu şehirde oldukça rahat yaşar. Bunu aile hayatı düzgün olan futbolcularımızın eşlerine bakarak da görebilirsiniz.
Başkan bu noktayı aslında iyi anlattı ama ben genişletmek istedim.
Üçüncüsü, taraftar. Kombine ücretleri pahalı. İstanbul ile kapışmak için daha çok para lazım evet, buna katılıyorum. Ve bu parayı vermeye de razıyız. Ama bunu sadece bilet olarak almayın, taraftarı direkt bu derde ortak edin. Bu sene store rekor kırdı. Demek doğru işlerin sonucunda güzel şeyler ortaya çıkıyor.
İkincisi, stadyum konumu ve otopark sıkıntısı. Trabzon’da insanlar ulaşım konusunda rahattır. Herkes gideceği yerin tam önünde dolmuştan inmeye alışıktır. 100 metre fazla yürüyünce isyan ediyorlar. Böyle rahatlık olduğu için stadyumun durumu zor geliyor, üstüne Trabzon halkı başarı sever. Başarısız ortamda destek olmaz. Realite bu. Bu şehir başarıyı seviyor. Kötü günde eve kapanıp sövüyor. Bu şehrin gerçeği bu, kabul edilsin edilmesin fark etmez. Medyada konuşulan "taraftar maça gelmiyor" sözleri başarısız geçen son üç sezonun sonucu. Ve bence başkanın ilk yıllarında yaptığı iletişim hatalarının, ama bunu şu an tam tersine de çevirdi o konuda takdiri hak ediyor. Umarım Doğan hak ettiği başarılara ulaşır. Bunu sonuna kadar hak ediyor. Ciddi fedakârlıklarla buraya getirdi takımı. Bu işin kaymağını yemek umarım nasip olur kendisine.
Yani ezcümle; şehir insanı övülmeyi seviyor, ilgi istiyor. Burası böyle bir yer. Maça gelmiyor ama kahvede, evde deliriyor. Başarısızlığa tahammül edemiyor. Ama doğru iletişim kurulunca yenildiğin maçta dahi seni omzuna alıp yolluyor. Bu şehri bilenler beni çok iyi anlıyordur.
Doğru iletişim, doğru fiyat politikası o stadyumu hiç boş bırakmaz. Store satışı da patlar. Her şey başka olur.
Şimdi şehir eleştirisini yapacağım.
Bürokraside etkin gözüken ama aslında son 50 senesi berbatın bir tık altında bir şehir burası. Senelerdir yanlış yatırım alan bir şehir. Uraloğlu ile gelen Çevre Yolu ve Havalimanı genişlemesi bence 50 yıldır aldığımız en düzgün yatırım. Berat Albayrak da mali konularda ciddi aracılıklarla takıma katkı sağladı. Sayacağım sadece bunlar. Onun öncesinde ve sonrasında yapılan her şey fecaat. Yıllar sonra ilk defa makul bir şeyler alacağız.
Yıllardır etkin ve güçlü bir vekilimiz yok. Teknik manada yeterli Belediye Başkanlarımız olmadı. Çarpık kentleşmeyi engelleyemedik. Raylı sistemler konusunda sınıfta kaldık. Spor tesislerine gelirsek elimizde olanları verip hiçbir şey almadık. Sanayimize teşvik almayı bile doğru düzgün beceremedik. Varsa yoksa Trabzonspor gündemi üzerinden günler geçti gitti. Üstüne ön plana çıkıp konuşanlar bizi genelde rezil rüsva etti. İmajımız açısından çok kötü günler geçirdik.
Geçmişten gelen gücümüzü yanlış insanlara teslim ettik ve hâlâ devam ediyoruz. Akıllanmamız gereken çok fazla şey var. Ülke kötü diye biz de kötü olamayız. Artık içimizde bulunan cevherleri öne çıkartıp, çürükleri geri çekmeliyiz. Bu şehir Ertuğrul Doğan’a bir şey olsa yerine adam koyamayacak hâlde. Şapkayı herkesin önüne koyması lazım. Burası daha geniş, daha kapsamlı tartışılmalı ama bu sadece benim atacağım iki üç tweet'le olacak iş değil. Sevgi eylem gerektirir.
Forma markası, bir kulübün vitrinidir. Şampiyon olunan sene giyilen formanın markası bile o başarının hatırasının bir parçasıdır. Sürekli değişen markalar kulübün stabil bir görsel kimliğe kavuşmasını engelliyor. İstikrarlı bir vizyon, formanın yakasındaki logonun bile en az 5-6 yıl orada kalacağını bilmektir.
Trabzonspor gibi büyük bir camianın, gerekirse kar oranından biraz fedakarlık edip, taraftarın gururla ve severek sokağa çıkarken de giyeceği, lojistiği ve tasarımı kusursuz, dünya çapında prestijli bir markayla en az 5 yıllık köklü bir anlaşma yapması kurumsal ciddiyetin gereğidir.
Bu belgeselde anlatılan her şey sahicidir, üzerine "film" inşa edilen kişi ve şehrin temel karakteri gereği hamasete, yapay samimiyet gösterilerine vb tenezzül edilmeden,mısır ekmeğinin ve sırtı lacivert hamsinin hatırı dillenmiştir🧿♥️👏
Yalansız riyasız çalışkan zeki bir adam⬇️
Gian Piero Gasperini ;
Malinovskyi’yi Avrupa elitleri arasına çıkaran isim olan Gasperini, onun için her zaman bir "taktik bukalemunu" benzetmesi yapmıştır. Gasperini, Ukraynalı oyuncunun sadece bir oyun kurucu olmadığını, modern futbolda takımların ihtiyacı olan "yoğun pres ve şok baskı" sistemine fiziksel olarak en iyi uyum sağlayan isimlerden biri olduğunu belirtmişti.
Igor Tudor (Eski Teknik Direktörü - Marsilya);
Tudor’a göre Malinovskyi, "Saha içinde ne istediğinizi anlayan, taktiksel disiplinden asla kopmayan ve fiziksel temaslı oyunlardan kaçınmayan tam bir savaşçı." Igor Tudor onun hücum presindeki rolünü ve takım savunmasına verdiği liderlik desteğini her zaman övmüştür.
Alberto Gilardino (Teknik Direktörü - Genoa);
Gilardino onun saha içi liderliğine ve genç oyunculara örnek olan karakterine vurgu yapıyor. Gilardino, Malinovskyi'nin takımdaki varlığının sadece teknik kapasite değil, aynı zamanda zor anlarda sorumluluk alan bir "saha içi generali" hissi verdiğini ifade ediyor.
Serie A dünyasındaki birçok analist, Malinovskyi’yi "klasik 10 numara ile modern 8 numaranın mükemmel bir hibriti" olarak tanımlıyor.
Gian Piero Gasperini (Atalanta Teknik Direktörü) ;
"O çok sağlıklı bir çocuk ve harika bir profesyonel. Sahada her zaman ne vermesi gerekiyorsa fazlasını verir."
Makalele ;
Chelsea için gözlemcilik yaptığı dönemde Malinovski'yi izleyen efsane isim Makelele, hazırladığı raporda sadece teknik kapasitesine değil, "oyun farkındalığı ve zihinsel dengesine" hayran kaldığını belirtmişti. Bir orta saha oyuncusu için "denge", hem duygusal hem de taktiksel anlamda savrulmamak demektir.
Gazeteciler onun baskı altındaki maçlarda bile karar mekanizmasının bozulmadığını yazar. Trabzonspor gibi duyguların yoğun yaşandığı bir camiada, bu sakinlik "saha içi liderliği" için altın değerindedir.
Yıldız statüsünde olmasına rağmen hiçbir zaman "ben takımın üstündeyim" havasına girmez. Antrenman kaçırmayan, özel hayatıyla gündeme gelmeyen, tam bir "görev adamı"dır.
Sağı süründürür, solu öldürür.
Noah Saviola, sağ ayaklı bir sol kanat oyuncusu olarak topu sol çizgide alıp içeriye kat etmeyi, çalım atmayı ve şut açısı aramayı çok seviyor.
Saviola içeri kat edip rakip savunmanın dengesini merkeze doğru bozduğunda, sol çizgide devasa bir boşluk kalır. Sol bek oynayan Sidney Cabral, bu boşluğu anında doldurabilecek hücum iştahına sahip. Saviola içeri girdiğinde arkasından Cabral’ın sıfıra inmesi, Trabzonspor’un sol kanattan sürekli olarak ceza sahasına kaliteli ortalar ve paslar aktarmasını sağlar.
Karşı kanatta Pina ve yine civa gibi bir isimle abovvv