Herhalde şöyle bir düşünceleri var: “Ya oyunların hepsi zararlı değil ama bazıları acayip zararlı. O yüzden bunu takip edelim”
Ne mesela o düşündükleri acayip zararlı oyunlar. Hadi diyelim rehber hocasına mail attık. “Mehmet bugün LoL ve rocket league oynadı”
Ne diyecek hocası. “Mehmet, azıcık da DOTA bak” mı diyecek.
Veya zararlı mı görecek rocket league’i ya da her ne oynuyorsa onu. Zararlı olma sebebi ne olacak?
Saçma sapan muhabbetlere düştük yine.
Hala tüm gençliğin sorununu oyunlara yıkma derdi var. Bitmedi bu dert. Halbuki bu ekstra denetleme isteği, gün sonu gençleri daha gizli kapaklı iş yapmaya itecek.
Eğlendiğimiz, kendimizi ifade edebildiğimiz, bir araya gelip duygularımızı paylaştığımız her şeye bir zincir vuruluyor.
Maalesef otoriteler "belli" konularda 2 yaşında çocuk gibi alınganken bazı konularda 90 yaşında ihtiyar gibi duymamazlığa geliyorlar. Bunun acısı da işi komedyen olan bir insana yıkılıyor.
"Komik değil" mi diyorsun kardeşim, o zaman bırak bunun cezasını izleyicisi kessin. Sen değil. Bir komedyen esprisini yapar, toplumda karşılığı yoksa zaten komedyenlik vasfını yerine getiremez.
Maalesef Deniz Göktaş'ı yakında tanıma şansım olmadı (bir kere halı saha maçı yapmıştık). Ama gösterilerini uzun yıllardır canlı izlemiş biriyim. Hiçbir zaman bir şeyleri aşağılayayım da laf olsun kafasında bir insan olduğunu düşünmedim.
Umarım bu süreçten de güçlü bir şekilde başı dik çıkar.
Önemli bir not: Kendisi bir gösterisinde "bana mahallede Iniesta Deniz" derler demişti de şaka sanmıştım. Adam hakikaten iyi top oynuyor. İnşallah en yakın sürede tekrar oynama imkanımız olur.
6 yaşındaki H.K.G’yi, 29 yaşındaki mürit Kadir İstekli ile evlendirdiler. Tarikat dışına çıkarılmayan çocuk 7 yaşından itibaren cinsel istimara maruz bırakıldı. Çocuğa yıllarca bunun oyun olduğunu söylediler. H.K.G. bunu bütün kız çocuklarının yaşadığını zannediyordu. 14 yaşında annesinin götürdüğü doktor istismarı fark etti, polise haber verdi. Tarikat kemik yaşı testine 22 yaşındaki kadını soktu. Sapıklar kurtarıldı. 17 yaşında götürüldüğü
psikiyatrist ‘Sana 7 yaşından beri tecavüz etmiş’ dedi. H.K.G. Kadir İstekli’yi konuşturup istismarı itiraf ettirdi ve konuşmayı kaydetti. Bu kayıtla savcılığa suç duyurusunda bulundu. İki yıl dava açılmadı. Sapıklar medreselerde çocukların yanındaydı. H.K.G.’yi çok tehdit ettiler, şikayetini geri almaya zorladılar. Ama bir adım geri atmadı. Davasında direndi. Bizim haberimizden sonra kadın örgütlerinin, baroların mücadelesiyle davada baba Yusuf Ziya Gümüşel 19 yıl, Kadir İstekli 30 yıl hapis cezası aldı. Yeni Şafak, Akit, Cübbeli Ahmet bu sapıkları savunup H.K.G.’ye iftiralar attı. Suçlu bulunan Yusuf Ziya Gümüşel serbest bırakıldı.
Şimdi sapıklar ve onları savunanlar kutlama yapıyor. Yazıklar olsun.
Günlük hatırlatıcı: Bir oturuşta 300.000 dolar batırma lüksü olanların, ayda 300 dolar kenara koyma lüksü olmayanlara başarı hikâyesi pazarladığı düzenden yeterince nefret etmiyoruz.
Intel ve Microsoft eskiden Türkiye'den yönetiyordu bütün EMEA bölgesini. Sonra tabiri caizse "kaçtılar"
Bi gece bütün gümrük yasası değiştirip, yakın birinin kefine göre booking/über yasakladığımız sürece kimse de gelip operasyonları buraya kurmaz
Sizde hiç utanma, hiç arlanma yok mu?
Açık açık yazmışlar bi de “ortalama” 3 aylık maaşlarını ödemedik diye.
Maaşıyla kıt kanaat geçinen madencinin “ortalama” 3 aylık ücretini ödemediğini açık açık yazmış!
Bir de utanmadan devlete elektrik satamıyoruz ondan yazmış.
Asıl utanması gereken bu kan emiciler değil ama. Bunları başımıza bela edenler!
Asıl utanması gerekenler elektrik üretimi ve dağıtımı gibi zorunlu bir kamusal hizmeti bile özel sektöre parsel parsel peşkeş çekenler!
Asıl utanması gerekenler “şirket gibi” yönettikleri devlette açız diye başkentin ortasında haykıran madencilerin üstüne polis salanlar!
#HakkımıVerDorukMadencilik
Ebeveynlerden 3 dakika istiyoruz.
Oyuncular bu televizyon kanallarına çıkıp konuşma imkanı bulamayacağına, bizim mecralarımızı da ebeveynler izlemediğine göre, doğru içerikleri ailelere ulaştıracak olan yine oyunculardır diyerek kısa bir video hazırladık.
Geleneksel medyanın oyunlarla savaşı cehaletten değil; reklam gelirlerini artırmak için.
Genç kuşak artık televizyon izlemiyor, reytingler dibe vurmuş durumda ve dolayısıyla devasa reklam bütçeleri medya patronlarının elinden kayıp gidiyor. Özellikle Roblox, PUBG Mobile, YouTube ve Twitch gibi mecralar, eskiden televizyonun elinde olan çocuk ve genç kitlesini tamamen domine etmiş vaziyette.
Şu an şahit olduğumuz karalama kampanyaları ne bir tesadüf ne de basit bir cehaletin ürünü. Bu, reklam pastasını geri kazanmak için kurgulanmış, son derece bilinçli ve stratejik bir hamledir. Meclis çatısı altında dijital dünyaya en sert yaptırımları isteyen isimlerin aynı zamanda medya patronu kimliği taşıması, bu durumun bir "hak arayışı" değil, ticari bir savunma refleksi olduğunun en büyük kanıtıdır.
Önümüzdeki Kritik Tehlike ve Gerçekler:
Lobi Faaliyetleri ve Yasa Tasarısı: Sektörü korumaya yönelik makul düzenlemelerin yerine; platformları kapatmayı, erişimi engellemeyi ve yerli oyun geliştiricileri ağır hapis cezalarıyla tehdit etmeyi amaçlayan bir "sansür yasası" geçirilmek isteniyor. Meclis takvimine göre bu zehir zemberek düzenlemeyi durdurmak için sadece birkaç günümüz var.
Bilimsel Verilerle Çelişen İddialar:
Medyanın servis ettiği "oyunlar şiddete teşvik eder" algısı, dünya çapındaki saygın bilimsel araştırmalarla (Oxford, APA) tamamen çelişiyor. Uzmanlar, asıl sorunun oyunlar değil; sosyal izolasyon, aile içi kopukluk ve denetimsizlik olduğunu vurguluyor.
1 Milyar Dolarlık İhracata Darbe:
Türkiye'nin en başarılı olduğu teknoloji kalemi olan oyun sektörü, birkaç medya patronunun reklam geliri düşmesin diye feda edilmek isteniyor. Bu durum sadece oyuncuları değil, binlerce genç yazılımcının ve girişimin geleceğini tehdit ediyor.
Bizler bu yayınları "şaka gibi" izleyip geçerken, arka planda dijital dünyamızı karartacak ciddi bir operasyon yürütülüyor. Çözüm yasaklamak değil; ebeveynleri bilinçlendirmek, dijital okuryazarlığı artırmak ve çocuklarımızı yasaklarla değil, doğru denetimle korumaktır.
Kamuoyunda yaratılan bu bilgi kirliliğini durdurmak ve meclisteki sağduyulu sesleri desteklemek için vaktimiz daralıyor. Geleceğimizi ve emeğimizi bu kirli stratejiye teslim etmeyelim. Aşağıdaki linkten doğru kaynaklarla ebeveynleri bilinçlendirebiliriz! #oyunumadokunma
Yıllara göre Akp iktidarında suçlu listesi
Kadın cinayetleri = kadınlar
Maden kazaları = fıtrat
Orman yangınları = iklim
Okul baskınları = pubg, cs, call of duty
Akran cinayetleri = sosyo ekonomik durum
Sosyo ekonomi = chp
Tecavüz = bir kereden bir şey olmaz
Deprem = Allah
Eski eşim ile çocuğumuz olmayınca evlat edinelim diye düşünmüştük. Başvurumuzu yaptıktan sonra yok psikolojik test, yok uyuşturucu testi, yok şu yok bu... Bizden bir sürü şey istediler. Özelikle uyuşturucu testine 3 ay boyunca her hafta aynı gün ve aynı saatte girecektik. Düşünün çalışan birisiniz ve her hafta izin almak zorundasınız. He bir de vitamin bile içsen test pozitif çıkar, süreç uzar dediler. Buyur burdan yak!
Evlat edinmek için bu kadar prosedür olan bir ülkede, evlenmek isteyenlerin de psikolojik ve uyuşturucu testine girmesi gereklidir.
Bakalım kim anne baba olmaya, çocuk yetiştirmeye uygun aile bireyleriymiş görelim!
Foto gerçek mi değil mi bilemiyorum fakat durumun vahameti buradan bile belli oluyor. Postal ile Portalı karıştırıp dümdüz servis edilmiş.
Araştırmadan temeline inmeden tamamen gaz alma mantığıyla oyunlara yükleniliyor. birisi atladı diye Pokemon’u yasaklatan zihniyet bu
Sayın bakan ben çocuk değilim, bu durumda hangi oyunu oynayıp oynayamayacağıma kendim karar verebilmeliyim ve o platforma erişimimi sağlayabileyim, değil mi? Sizin anlatmaya çalıştığınızdan bunu çıkarıyorum.
Kanıtlamamı isterseniz de: Bunu kanıtlamam için ne istersiniz, üniversite öğrenci kaydım falan olur mu? Eleştirmek için değil, cidden soruyorum bunu.
Eğer çocukların güvenliği ise konu sokakların güvenli hale gelmesi gerekir. İnsanlar çocuklarını sokağa çıkarmaya korkuyor. Haklılar da, benim çocuğum olsa ben de güvenli bulmadığım için çıkarmam.
Gençlerin, yani bizim daha çok dışarı çıkmamızı istiyorsanız alım gücünün iyi hale gelmesi gerekir. Bu fiyatlar dahilinde gençlerin dışarı çıkması imkansızdır.
Daha az önce adam akıllı hiçbir şey almadığım halde markete 500 lira para bayıldım. adam akıllı bir şey alsam herhalde cepteki tüm para gidecekti. Kafede oturmaya kalksam fiyatlar anlamsız pahalı, Ramazan pidesi fiyatı bile 25-35 lira. Kirası fatuları mutfak masrafı derken dışarı çıkacak cepte paramız pek kalmıyor. İnsanlar da gençler de doğal olarak akşamları çıkmıyor.
Gençlerin ve insanların en ucuz eğlencelerinden biri oyunlar. Rahmetli anneannem, ki kendisi geçen sene vefat etti, 70 yaşında kadın olmasına rağmen, örneğin şeker patlatma oyunu dediğimiz Candy Crush oynuyordu mesela. Online platformlar ve oyunlar sayesinde edindiğim arkadaşlıklar ile birçok kişi ile tanıştım hatta bazıları sayesinde oyun geliştirmeye başladım.
Biraz da yararlarından bahsedeyim dedim oyunların ve dijital dünyanın. Yasaklar bize hiçbir şey getirmeyecek, sadece milyarlarca dolarlık gelir getiren bir sektörü ülkemizde iş yapması çok zor bir hale getireceğiz. Sosyal medyayı yasaklarsak reklam gelirleri üzerinden kendisini tanıtan yerli firmlar zarar görecek.
Ben ülkemin başına böyle şeylerin gelmesini istemem, ülkemi seviyorum ve ona para girişi sağlayacak, bildiğim alanlarda faaliyet göstermek istiyorum. Gözüm her türlü işi yapmamı sağlayacak düzeyde değil, benimki gibi astigmat seviyesi ile her işi yapmam mümkün değil. Ben de ülkeme katkı sağlayabileceğim bu alanı seçiyorum o yüzden.
Bu nedenle tekrar söylüyoruz,
LÜTFEN oyunlara ve sosyal medyaya DOKUNMAYIN! Bakın, rica ediyorum. Ben bu uygulamanın dünyada başarısız olduğunun örneklerini gördüm. Aynı şeyi denemenin mantıklı yolu yok.
Diyorsanız ki "E anlat o zaman, ne yapalım?" açık konuşayım, neler yapılabileceğine dair çok iyi fikirlerim var. Dinlemek isterseniz beklerim.
Teşekkürler.
#OYUNUMADOKUNMA #ÖGOBurada
Şu videoyu izleyince kanım çekildi! Ulan oyuncak bile olsa silahtan, savaştan uzak tutmaya çalıştığımız çocukları yaptıkları malzemeye bak. Savaşı değil Barışı kutsallaştırmanız gerekiyordu... Gerizekalılar..
Çünkü artık gündem o kadar hızlı değişiyor ve o kadar çok şey arka arka oluyor ki ben de dahil insanlar neye üzüleceğini veya sinirleneceğini şaşırdı. 3 gün önce bir öğretmen öldürüldü, bir gün sonrasında “öldürüleceğim” diyen kadın çocuğuyla ölü bulundu. Aynı sıralarda abd/israil iran a bomba yağdırıyordu ve bizim ülkenin gündemi anayasa ile korunmasına rağmen tuhaf bir şekilde laiklikti. Yine aynı sıralarda Türkiyenin en tanınan siyasetçilerinden biri olan tanju özcan üç harfliler diye bilinen marketlerin şikayetiyle göz altına alınıp tutuklandı. Bir yandan çocukları koruma yasası ile beraber video oyunları nasıl etkilenecek diye düşünürken, diğer yanda abd yine pkk’ya silah verip bu kez iran’da başımıza ne belalar açacak diye endişelenmekle meşgulüz. Bu kadar şey yazdım ama eminim unuttuğum bir ton gündem vardır. Ülke olarak Her Şey Her Yerde Aynı Anda’ya dönüştük.
Bakın bu basın açıklaması “mağdur suçlayıcılık (victim blaming)” üzerine yapılandırılmış, yüz kızartıcı bir açıklamadır. Şöyle ki:
1-Burada esasında iki mağdur var; anne ve çocuk. Açıklamada sürekli surette, bir şey yapılamamasına gerekçe olarak annenin tutumu ileri sürülmüş. Oysa ki burada anne de mağdur. Yani anneye de yardım etmenin yollarını aramak ve bulmak zorundaydı Bakanlık. Yapmamış.
2- Annenin davranışı, Bakanlığa güvenmediği izlenimi veriyor. Acaba, baş şüpheliler ısrarla tutuksuz yargılandığı ve anne çocuğunu yanından ayırmak istemediği için olabilir mi?
Yahut her ikisinin de psikolojisi bitik vaziyette olduğu için olabilir mi?
Burada Bakanlık öz eleştiri vermesi gerekirken yine kendini sorumsuz ilan ediyor.
Zeytinyağı gibi bir Bakanlık.
3- Bu olay, yaklaşık 1 ay önce annenin bir cesaret konuşmasıyla kamuoyunda duyuldu. Oysa yargılama bir süredir devam ediyordu. Bu davalarda Bakanlık müdahil olarak davayı takip eder ve mağdurların korunması adına, sanıkların tutuklu yargılanması için ısrarlı talepte bulunmak başta olmak üzere re’sen yapabileceği pek çok şey vardır
(Kaldı ki bu ülke, istendiğinde siyasetin yargılamalara nasıl müdahale ettiğini ne yazık ki çok iyi öğrenmiş bir ülkedir).
Bakanlık burada da öz eleştiri vermiyor.
Son birkaç günde olan üzerinden kendini savunuyor.
4- Bu ülkede kadın ve çocuk haklarına dair şu ana dek ne kazanım olduysa STK’lar ile vicdanlı ve cesur bir kısım medya sayesinde oldu. Bu sebeple son uyaracaklarınız onlardır.
Bu vakadaki birçok soruna baştan çözüm getiren İstanbul Sözleşmesi’nden çekilen iktidarın Bakanlığı elde kalan son hak savunucularını da bu açıklamayla üstü kapalı şekilde hedef göstermiştir.
Devlet, yurttaşa hesap verendir, yurttaş için var olandır; hesap soranlara parmak sallayan değil. Hele ki bu yurttaşlar türlü şiddete maruz kalıp göz göre göre öldürülmüş olma ihtimali söz konusuysa
-anne “intihar denirse inanmayın” demişti- şu aşağıdaki açıklama, en son yapılacak cinsten yüz kızartıcı bir açıklamadır. Ve hatta demokratik bir ülkede şu vaka üzerine azıcık duruşu olan bir bakan derhal istifa eder.