Gazze: Stratejik Dengeler ve Ahtapot Teorisi
7 Ekim 2023’te #Hamas’ın saldırıları, İsrail’in orantısız tepkisiyle birleştiğinde, Ortadoğu’daki dengeler altüst olmuştur. İsrail’in “Ahtapot Teorisi” çerçevesinde yürüttüğü strateji, Şii Hilali’ni – #Lübnan’daki #Hizbullah’tan İran’a, Suriye’deki Beşar rejiminden #Yemen’e – sistematik olarak çökertmiştir. Ancak bu tablo, farklı bir okuma ile değerlendirilebilir. İsrail’in Gazze’deki vahşeti, yalnızca işgalci rejimi değil, küresel ölçekte Yahudi toplumlarını da tehlikeye atmıştır. #Netanyahu’nun politikaları, Hitler sonrası inşa edilen “mazlum Yahudi” imajını yerle bir etmiş; İsrail, kendi varlığını tehdit eden bir imaj krizine sürüklenmiştir.
Bu durum, büyük bir akıl tarafından tasarlanmış bir tuzağı andırmaktadır. #Gazze’deki soykırım, dünya kamuoyunda İsrail’e karşı bir öfke dalgası yaratmış; bu öfke, Yahudi düşmanlığına evrilmeden, soykırımın hatırlatılmasıyla İsrail’in meşruiyet krizini derinleştirebilir. Bu, #İsrail için yok oluşun ilk evresidir.
Gazze: Sabrın Zorluğu, Selametin Yakınlığı
Devletler, hedeflerine bazen koşarak değil, kimi zaman yürüyerek, kimi zaman da sürünerek ulaşır. Bu devlet tavrının tarihte biri kadim, diğeri modern iki çarpıcı örneği vardır. Kadim örnek, İslam tarihçilerinin bildiği üzere Abbasilerin 50 yılı aşkın, üç nesli kapsayan mücadelesiyle kurulan devlettir. Modern örnek ise, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Karabağ’da katliamlar ve işgaller gerçekleştiren #Ermenistan’ın, 40 yıllık bir plan ve mücadeleyle yenilgiye uğratılması, işgal edilen bölgelerin bir bir kurtarılması ve Ermenistan’ın adeta teslim alınmasıdır.
Abbasilerin mücadelesini hangi devlet aklının yönlendirdiği bilinmez, ancak Karabağ meselesinin ardındaki kadim devlet aklı herkesçe bilinir. Bu akıl, bugün Suriye sahasında da kendini göstermektedir.
İbn Haldun’un asabiyet teorisi, birliktelik vurgusuyla bu hakikati pekiştirir: “Birlikte varız, var olacaksak birlikte olmalıyız.” İsrail’in Şii Hilali’ni dağıtması, bölge ülkelerini bir araya getirmiştir. #Katar’a yönelik hadsiz saldırılar, Körfez ülkelerini ve #Pakistan’ı güvenlik işbirliğine iterken, #Mısır ve #Türkiye’nin yakınlaşması, orta vadede bölgede yeni bir güç dengesi yaratacaktır. Bu doğum sancılıdır, ancak sabırla selamete ulaşır.
Sonuç: Devlet Aklıyla Yeni Bir Gelecek
Gazze ve #Filistin meselesinin ��özümü, örgüt aklının değil, devlet aklının rehberliğinde mümkündür. Bu akıl, sabırla, kararlılıkla ve uzun vadeli planlarla hareket eder. Tarih, bu akla teslim olanların er ya da geç başarıya ulaştığını göstermiştir.
Gazze, yalnızca bir trajedi değil, aynı zamanda insanlık onurunun yeniden inşa edileceği bir umuttur. Bu umudu gerçeğe dönüştürmek, bölge ülkelerinin asabiyetle birleşmesi ve devlet aklının rehberliğinde hareket etmesiyle mümkündür. Aksi, daha fazla kan, gözyaşı ve kaos demektir. Gazze, bize sabrın zorluğunu ve selametin yakınlığını hatırlatır.
EL CEZİRE için yazdığımız “Gazze: Ya Devlet Ya Zillet” başlıklı yazımız yayınlandı.
Gazze’de süregiden trajedi, yalnızca bir coğrafyada yaşanan bir insanlık dramı değil, aynı zamanda tarihsel bir kavganın, küresel güç dengelerinin ve insanlık vicdanının sınavıdır. Bu yazıyı kaleme almak, duyguların girdabında aklın berraklığını koruma çabasıyla doludur. Zira Gazze, yalnızca bir yer değil, aynı zamanda insanlığın izzetini, onurunu ve adalet arayışını sınayan bir aynadır. Bu satırların amacı, Gazze meselesini tarihsel, siyasi ve ahlaki boyutlarıyla ele alarak, çözümün yegâne yolunun devlet aklına teslimiyet olduğunu vurgulamaktır. “Efrâdını câmi, ağyârını mâni” bir yaklaşımla, meseleyi ideolojik saplantılardan uzak, entelektüel bir perspektifle irdeleyeceğiz.
Gazze: Kadim Mirasın Modern Krizi
Tevrat’taki anlatıya göre, Hz. İbrahim’e evlat müjdesi verildiğinde, Yaratıcı onun soyunu “gökteki yıldızlar kadar” çoğaltma vaadinde bulunmuştur (Yaratılış, 22:17-18). Bu vaadin gölgesinde, Hz. Sara’nın “Birincilik hakkı kime aittir?” sorusu, yalnızca bir ailevi tartışma değil, aynı zamanda Ortadoğu’nun beş bin yıllık tarihine damgasını vuran bir sorunun başlangıcıdır: Hz. İbrahim’in gerçek varisi kimdir? Yahudi inancına göre birincilik hakkı ilk doğan Hz. İsmail’e aittir; ancak Hz. İsmail’in Hz. Hacer’den doğması, bu soruyu bir kriz noktasına dönüştürmüştür. Bu kriz, Kenan diyarından modern Ortadoğu’ya uzanan bir varislik mücadelesinin temelidir.
Doğru cevap, ideolojilerden arınmış bir zihin için nettir: Hz. İbrahim’in varisi, kan ya da ırk değil, onun tevhid anlayışını benimseyenlerdir. Bu bağlamda, Çin’deki bir tevhid ehli, Hz. İbrahim’e, onun idealine bağlı olmayan en yakın akrabasından daha yakındır. Gazze’yi anlamak, bu hakikati kavramadan mümkün değildir. Zira Gazze, yalnızca bir coğrafya değil, aynı zamanda bir idealin, bir mücadelenin ve bir varlık anlayışının sahnesidir.
Gazze: Tarihsel Hakikat ve Çarpıtılmış Anlatılar
Filistin toprakları, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yaptı. “Vaat Edilmiş Topraklar” safsatasını bir kenara bırakırsak, bu topraklarda Müslümanların 1191 yıllık egemenliğine karşı Yahudi hâkimiyeti sadece 515 yıl sürdü. Bu tarihî gerçeklik, kimin devlet kurma hakkına sahip olduğunu açıkça gösteriyor. Müslümanlar döneminde Yahudiler en özgür günlerini yaşadı; mesele, dinî özgürlükler değil, işgal politikalarının meşrulaştırılmasıdır.
Bu tarihsel gerçeklik, Gazze meselesini anlamada kritik bir zemin sunar. Mesele, Yahudilerin dini özgürlükleri değil – ki Müslüman Devletler döneminde Yahudiler en özgür dönemlerini yaşamışlardır – çarpıtılmış bir “Vaat Edilmiş Topraklar” anlatısına dayanan işgal politikalarıdır. Bu anlatı, tarihsel hakikatle çelişir ve asla kapatılamayacak bir gerçeklik karşısında çaresizdir.
Gazze: İnsanlık Onurunun Sınavı
Gazze’de yaşananlar, insanlık vicdanını derinden sarsan bir soykırımın son halkasıdır. “Gazze’de insanlık onuru kayboldu” ya da “Gazze’de vahşet yaşanıyor” gibi ifadeler, hakikati yansıtsa da, yeni bir gerçeği işaret etmez. Gazze, vahşi kapitalizmin ve emperyalist politikaların bilinen yüzünü bir kez daha göstermiştir.
Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in, Srebrenitsa katliamına dair “Batı’nın göbeğinde böyle bir vahşet beklemiyordum” sözü, onun yanıldığı noktayı işaret eder. Ancak bizler, Fransa’nın Cezayir’deki katliamlarından, Portekizlilerin Afrika’daki vahşetlerinden ve ünlü Türk şair İsmet Özel’in “insan hakları kavramının Yahudilerin rahat yaşaması için uydurulmuş bir yalan” olduğu tespitinden hareketle, Gazze’de olacakları zaten biliyorduk.
Gazze, beklenmedik bir trajedi değil, bilinen bir hakikatin kanlı bir tezahürüdür. Bu nedenle, Gazze’ye dair güzellemeler yerine, meselenin özüne odaklanmak zorundayız: Gazze, insanlık onurunun gömüldüğü değil, yeniden inşa edileceği bir zemin olmalıdır.
@ajmubasher
https://t.co/CbQPNG1ZQW
Şu Manzaranın Güzelliğine Bak,
İnanıyorum ki Bu Tablo, Tüm Dünya'daki Vicdan Sahibi İnsanların Yüreğine,
Bir Nebze de Olsa Su Serpmiştir.
Siyonist İsrail, "Gazze’yi tam işgal" planını devreye soktu…
Ama ilk saldırısında ağır bir tokat yedi!
Kassam Tugayları, hain işgalcilere cehennemi yaşattı!
Çok sayıda siyonist leş oldu, bir kısmı da Kassam’ın pençesinde esir!
Hamas Netanyahu #BrutalOccupationInGaza
#GazzeninSesiTürkiye