Kırıkkale Yahşihan’da gerçekleştirilen Ar-Ge faaliyetleri sırasında yaşanan patlamada yaşamını yitiren yurttaşlarımıza rahmet; ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz.
Belediyeye de ihbarda bulundum.Sakız ağacı dikim alanına kaçak moloz dökülüyor, belediyenin arazisini şahsi garajı olarak kullanıyor ama kimse bir şey yapmıyor. Bir daha hiçbir yanlışa ses çıkartmam. Moloz içinde kal Çeşme!
Bundan sonra her hangi bir yanlışta jandarmayı ararsam, belediyeye haber verirsem gelip yüzüme tükürsünler. Günlerdir yaşadığım stres sıkıntı yanıma kar kaldı yani.
23.05.2026 gecesi kaçak moloz dökerken yakaladığım adam üzerime traktör sürdü, evimin etrafında dört döndü o gece. Şikayetçi oldum. Ama bilin bakalım kime uzaklaştırma kararı çıktı?
Çektiğim fotoğraflar videolar net değilmiş. Etraftan kamera kaydı toplansın istedim. Araştırdım bir sürü yerde var. Adres verdim. Bulamamışlar. 5 ayrı yerde görüntü yokmuş hay Allah!
Aferin👏🏻 dök kardeşim dök! Belediyenin sakız ağacı dikim alanına, yeşil alana, deniz kenarına istediğin yere kaçak moloz dök! Kimse sana bir şey yapmıyor nasıl olsa. İhbar ettim diye ben suçlu oldum. Bundan sonra görürsem seni fotoğrafını çekmek yerine alkışlayacağım!
@seffafpsikiyatr Tekrar sahiplendim koca kafamı. Bırakmadım barınakta. Ama bir kez daha başıboş yakalanırsa 80 bin ceza. Bahçeye zincirledim mecburen. Akşam salıp tekrar bağlıyorum. Bağladığım için vicdanen rahatsızım ama barınağa gitmesine de gönlüm razı değil. Çiplememek de haklı gibiler.
@seffafpsikiyatr Okulumun bahçesinde baktığım köpeği barınağa aldılar. Sahiplendim çıkarttım. Benimle okula gidiyor geliyor. Tekrar aldılar barınağa. İlçe tarıma kayıp başvurusu yaptım.Tasma ile gezdirip, ağızlık takmamı söylediler (cinsi Kangal) 7 bine yakın ceza yedim, ödedim+
Türkiye işçi sınıfı tarihinin en görkemli başkaldırısı olan 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’ni 56. yıl dönümünde saygıyla selamlıyoruz.
15-16 Haziran; yalnızca bir ücret veya zam talebi değil, emeğin örgütlenme özgürlüğüne vurulmak istenen darbeye karşı verilen bir mücadeledir. İktidarın ve sermayenin el ele vererek, 1967’de kurulan ve kısa sürede işçi sınıfı içinde büyük bir örgütlülük yaratan DİSK’i fiilen bitirmeyi hedefleyen yasa tasarısına karşı emekçiler; kendi sendikalarını seçme özgürlüğünü ve anayasal haklarını büyük bir mücadeleyle korumuşlardır.
İktidarın, işçileri sarı sendikalara mahkûm kılmak isteyen yasa tasarısı; yüz binlerce işçinin iki gün boyunca meydanları ve fabrikaları saran direnişiyle iptal edilmek zorunda kalmıştır. Ancak 56 yıl önce işçi sınıfının örgütlü mücadelesiyle koruduğu hakları, 12 Eylül faşist darbesiyle gasp edilmiştir.
24 yıla yaklaşan AKP iktidarının sonucunda, emekçilerin örgütlenmesinin önüne konulan engellerin, yandaş sendikaları devlet eliyle büyütme çabalarının, 1970’teki yasa tasarısını hazırlayan zihniyetle birebir aynı olduğunu görüyoruz. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC) Küresel Haklar Endeksi raporu da bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye, son 11 yıldır işçiler için dünyanın en kötü 10 ülkesi arasında yer almaya devam etmektedir. Rapora göre Türkiye’nin bu listede yer almasının nedeni; sendikal nedenlerle kitlesel işten çıkarmalar, toplu sözleşme hakkının engellenmesi, sendika yöneticilerine yönelik keyfi tutuklamalar, asılsız suçlamalar ve kovuşturmalarla hukukun bir baskı aracı olarak kullanılması, emekçilerin sürekli bir işsizlik tehdidiyle karşı karşıya bırakılmasıdır.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız;
https://t.co/irZFBEkB7e
Ağrı’nın Hamur ilçesindeki Soğanlıtepe İlkokulu’nda görev yapan 24 yaşındaki gencecik meslektaşımız Irmak Koparan’ın ölüm haberi, tüm eğitim camiasını derinden sarsmıştır.
Gencecik bir öğretmenin hayattan kopuşu; sistematik mobbingin, fiziksel boyutlara ulaşan şiddetin, öğretmenin yıllardır içine itildiği derin psikolojik ve ekonomik bunalımın bir sonucudur. Bu acı kayıp, öğretmeni değersizleştiren ve yalnızlığa mahkûm eden politikaların bir eseri olarak tarihteki yerini alacaktır.
Bugün eğitim emekçileri; giderek ağırlaşan geçim derdiyle ekonomik, okulları sarmalayan şiddet ve can güvenliğini tehdit eden saldırılarla fiziksel, liyakatsiz yönetici kadrolarının baskı ve mobbing uygulamalarıyla da psikolojik şiddet görmekte, her türlü şiddetin kıskacında meslek onurunu korumaya çalışmaktadır.
Eğitim-İş olarak soruyoruz:
Öğretmenleri yoksulluğa, güvencesizliğe ve ölüme mahkûm eden bu düzenin değişmesi için daha kaç meslektaşımızın hayattan kopması gerekiyor?
24 yaşında hayattan koparılan öğretmenimiz Irmak Koparan’a rahmet; ailesine, sevenlerine ve tüm eğitim camiasına başsağlığı diliyoruz.
Henüz ömrünün ve mesleğinin baharında olan Irmak öğretmenimizi ölüme sürükleyen sürecin tüm yönleriyle aydınlatılması, makamını gencecik öğretmenlerin üzerinde bir güç aracı olarak kullananların adalet önünde hesap vermesi için adli ve idari sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız.
Şenay Aybüke Yalçın, henüz 22 yaşında, gençliğinin ve mesleğinin baharında bir fidandı. 9 Haziran 2017’de, görev yaptığı Batman’ın Kozluk ilçesinde hain terör örgütü PKK tarafından katledilerek hayattan ve çok sevdiği öğrencilerinden koparıldı.
Şehit öğretmenimiz Şenay Aybüke Yalçın’ı sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.
Eğitim-İş olarak şehit öğretmenlerimizin mirasını laik, bilimsel ve kamusal eğitim mücadelemizle yaşatmaya devam edeceğiz.
#şenayaybükeyalçın
Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülen torba yasadan Atatürk ilke ve devrimleri ifadesinin çıkarılması; hukuki bir “muğlaklık” tartışması değil, doğrudan Cumhuriyetle hesaplaşma girişimidir.
Bu girişimin, Hüda-Par’ın itirazları ve Nurcu çevrelerin yayın organı Yeni Asya’nın “Geri çekin” manşetiyle eşzamanlı biçimde gerçekleşmesi ise tesadüf değil.
Cumhuriyetin kurucu felsefesini hedefe koymak, özgürlük değil; açık bir karşı-devrimci hesaplaşmadır.
Hüda-Par’ın “ifade özgürlüğü” gerekçesiyle yaptığı açıklama, gerçekte Cumhuriyetle olan ideolojik husumetin açık bir itirafıdır.
AKP’nin “muğlaklık” bahanesiyle düzenlemeyi geri çekmesi ise, meselenin hukuki değil tamamen siyasi olduğunu göstermektedir. Muğlak olan Atatürk ilke ve devrimleri değil, iktidarın kendi yönelimleridir. Net olan şudur: Tarikatların, cemaatlerin ve gerici odakların rahatsız olduğu her yerde Cumhuriyet vardır. Ve bu çevreler, Cumhuriyetin adının dahi yasal metinlerde yer almasından açıkça rahatsızdır.
Bu ülkenin basını, “özgürlük” kisvesi altında Cumhuriyet düşmanlığını meşrulaştırma alanı değildir. Devletin bağımsızlığına, ülkenin bölünmez bütünlüğüne ve Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerine açıkça karşı duran bir yayın çizgisi, demokratik çoğulculuk değil, anayasal düzene meydan okumadır.
Atatürk ilke ve devrimleri bu ülkenin pazarlık konusu değildir. Cumhuriyet, tarikatların onayına sunulamaz.
Laiklik, “geri çekin” manşetleriyle tasfiye edilemez.
#atatürk #cumhuriyet #Türkiye #laiklik
“Ben yanmasam
sen yanmasan
biz yanmasak,
nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa”
Bugün, büyük usta Nâzım Hikmet’in 63. ölüm yıl dönümü.
“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine” diyerek omuz omuza verilen mücadelenin özlemini şiirleştirdi,
“En güzel günlerimiz: henüz yaşamadıklarımızdır” diyerek aydınlık yarınlara olan inancımızı tazeledi.
Direnişin, umudun ve sevdanın şairi, edebiyatımızın mavi gözlü devi Nâzım Hikmet’i saygı ve özlemle anıyoruz.
#nazimhikmet
@akdgn2907 Stajyerlik kursu zamanında Balıkesir öğretmenevinde kalmıştık birkaç arkadaş kurs dönüşü yatağımda yabancı biri uyuyordu😂 odada boş yatak varsa başkalarına da veriyorlarmış. Şaşırmıştım. Bir daha da kalmadım.
Gezi Direnişi, bu toprakların gördüğü en haklı, en meşru ve en demokratik halk hareketlerinden biri olarak tarihimize kazınmıştır. Otoriterleşmeye, dayatmalara ve tek tip toplum yaratma hedeflerine karşı halkın kendiliğinden geliştirdiği bu demokratik tepki, Taksim Gezi Parkı’ndan başlayarak ülkenin dört bir yanındaki meydanlara taşmıştır. Bugün, 13. yıldönümünde bu onurlu direnişi ve Gezi şehitlerimizi saygıyla anıyoruz.
Bu meşru isyanın temelinde, AKP iktidarının yıllar süren otoriter, emperyalist ve rant odaklı politikaları yatmaktadır. Meydanların, parkların ve nefes aldığımız her karış toprağın sermayeye değil, halka ait olduğu gerçeği, Gezi’de bir kez daha hatırlatılmıştır. Özellikle gençlerimizin kendi geleceklerine sahip çıkmak için sokakları doldurması, aydınlık bir ülke talebiyle en ön saflarda yer alması, dayatılmak istenen korku iklimine karşı verilmiş en net yanıttı.
Baskılara ve yasaklara karşı demokrasiyi, özgürlüğü ve barışı savunmak için gerçekleştirilen eylemler, verilen talimatlarla hukuk ve insanlık dışı uygulamalarla engellenmek istenmiş, halkın üzerine silah dahi kullanılarak faşizan bir baskı ortamı yaratılmıştır. Bu süreçte yaşamdan koparılan gençlerimizin yanı sıra yüzlerce yurttaşımız yaralanmış, binlercesi gözaltına alınmış ve demokratik haklarını kullananlar hakkında sayısız dava açılmıştır.
Mağdur olanlar için harekete geçmeyen, adaleti tesis edemeyen yargı sistemi, barışçıl taleplerle sokağa çıkanları cezalandırmak için adeta seferber edilmiştir. Gezi Davasının karar duruşmasında verilen ağır ve haksız cezalar ise Türkiye Cumhuriyeti tarihine kara bir leke olarak geçmiştir.
Oysa asıl yargılanması gerekenler; Berkin Elvan’ın, Ali İsmail Korkmaz’ın, Ethem Sarısülük’ün ve diğer Gezi şehitlerinin ölümüne, yüzlercesinin yaralanmasına neden olan insanlık dışı saldırıları gerçekleştirenler, “emri ben verdim” diyenler, katilleri koruyanlar ve yargı sürecini bilinçli olarak geciktirenlerdir.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/mANEDCV3mD
#gezi #gezi13yaşında