Toplu taşımada ayaktaki kişi hamile mi yoksa sadece göbeği mi var sorunsalı. Yani hamile diye yer versem ama ya sadece göbeği varsa ve o kişiye ayıp olursa... Ya da göbektir diyip hamile kişiye yer vermesem... öhh çok karışık. O yüzden çoğu zaman fark etmemiş gibi yapıyorum...
Bu da kibrin başka bir türü bence. Bu akşam çok sevdiğim 4 arkadaş ile 4 saat kağıt oynadım. Saatlerce güldük güldük, birbirimize takılıp kahkalara boğulduk. Hiçbiriyle bir kez bile kitap ya da sinema konuşmadım. Gerek de duymuyorum. Her arkadaşımızla entelektüel muhabbet yapamayız. Sadece futbol konuştuğum arkadaşım da var, siyaset ve günlük hayatın üzerine konuştuğum da var, kültür sanat konuştuğum da var. Hepsini de çok seviyorum. Önemli olan sizinle güzel vakit geçirecek insanların olması, zor gününde yanınızda olması. Hayat bu kadar sofistike bir şey değil. Yeter ki sağlıklı ve neşeli olalım.
Avrupa Komisyonu ayağımıza kadar gelip "gelin iletişimde sınırları kaldıralım" diyor, bizim operatörler "yok, biz vatandaşı kendi içimizde yolmaya devam edeceğiz" deyip kapıyı kapatıyor.
Düşünün ki uçağa biniyorsunuz, Berlin'e veya Roma'ya iniyorsunuz ve telefonunuzu tıpkı Kadıköy'de, Kızılay'da geziyormuş gibi hiçbir sürpriz fatura korkusu olmadan kullanıyorsunuz. İşin asıl can alıcı kısmı ne biliyor musunuz? Roaming sisteminin çift yönlü çalışması. Yani sınırlar kalktığı için, elin Avrupalısının ayda üç beş Euro'ya kullandığı o devasa, sınırsız ve ucuz GSM paketlerini burada, kendi ülkemizde şebeke sorunu yaşamadan kullanma şansımız olacaktı.
Peki bu devasa fırsat neden elimizin tersiyle itildi?
Çünkü bu topraklarda sıradan vatandaşın herhangi bir hizmete kolay, ucuz ve dünya standartlarında ulaşmasına karşı inanılmaz bir alerji var. Sizin sınırları aşmanız, cebinizden daha az para çıkması, fatura derdi düşünmeden internete girmeniz birilerini fena halde rahatsız ediyor. Kurulmuş bir sömürü çarkı var ve yerli operatörlerin o astronomik kâr marjları düşmesin, tekel düzeni bozulmasın diye 85 milyonun dünyayla arasına bir kez daha duvar örüldü.
Mesele sadece yurt dışına çıkınca harita açmak, fotoğraf atmak değil. Mesele halkın en ufak bir refah kırıntısına ulaşmasına sermaye sahipleri tarafından duyulan o derin tahammülsüzlük. Bize reva görülen tek senaryo belli: Her şeyin en kalitesizine, dünyanın en yüksek bedellerini ödemeye mahkum edilmek.
Bugünü tarihe not düşün. Sırf siz ucuza ve özgürce iletişim kurmayın diye Avrupa'nın altın tepside sunduğu fırsatı göz göre göre çöpe attılar. Kendi insanına reva görülen bu düzeni ve bugün alınan bu kararı asla unutmayın.
Harvard Business Review’dan çıkan yeni araştırmanın sonuçları çok ilginç geldi.
8 ay boyunca 200 kişilik bir teknoloji şirketinde AI kullanımını takip etmişler. Sonuç; AI iş yükünü azaltmıyor, tam tersine çalışanları daha yoğun hale getiriyor.
Neden mi?
AI bilgi boşluklarını doldurduğu için insanlar normalde başka departmanların yapacağı ya da outsource edecekleri işleri de yapmaya başlamışlar. “Ben de hallederim” moduna geçmişler yani.
Ama tabii bu da başka problemler yaratmış: Uzmanlar artık AI’ın yarım yamalak hallettiklerini düzeltmek, yarı doğru çıktıları gözden geçirmek zorunda kalmışlar. Ekstra koordinasyon, ekstra kontrol, ekstra coaching…
Bir de şöyle bir yan etki var: AI’a prompt yazmak o kadar kolay ki iş sınırları tamamen bulanıklaşmış. Öğle yemeğinde, toplantı aralarında, evden çıkmadan hemen önce “bir şey daha halledeyim” moduna girmiş herkes.
Multitasking de artmış çünkü aynı anda birden fazla AI thread’i açıp sürekli çıktıları kontrol etmek kolay. Dikkat dağılması ve mental yük ise tavan yapmış.
En garip kısmı; Zamanla herkes bu hıza alıştığı için yeni bir “normal” oluşmuş. Yöneticiler baskı yapmasa bile herkes hızlı olmak zorundaymış gibi hissetmeye başlamış.
AI verimlilik artırır diye düşünürken aslında bambaşka bir iş yoğunluğu yaratmaya başlamış.
İlginç değil mi?
Taksiciler Uber'i yasaklattı, taksiler daha iyi hale gelmedi. Daha kötü hale geldi. Rekabetin olmadığı yer gelişmeye değil çürümeye mahkumdur. "Rakibimiz bizden avantajlı olduğu için gelişemiyoruz" kocaman bir yalan. Rakibiniz avantajlı olduğu için değil, siz mal olduğunuz için gelişemiyorsunuz. Rekabeti yasaklatınca gelişmeyeceksiniz, daha da çürüyeceksiniz, çeteleşeceksiniz. T*ksilerden ve otellerden görebilirsiniz bunu, başka örneğe gerek yok.
Arkadaşımın oğlu 4 yıldır amatör olarak okçulukla uğraşıyordu. Epey de yol katetti, bir gelecek görünüyordu.
Ancak okçuluk ekipmanları Türkiye’de çok pahalı. Temu’dan bütçesine göre temin edebiliyordu.
Gümrük sınırı 150’den 30’a düşünce ekipmanları alamadı ve sporu bırakmanın tam eşiğinde.
Biz ancak böyle kişisel çabayla sürpriz başarı geldiğinde gurur duyarız.
Gelin görün ki alınan kararlar sayesinde bir gencin herhangi bir spora başlamasının dahi önü kapatılmış durumda.
Farkındaysanız biz de alıştık. 10 gün sonra tamamen önü kapatılıyor ancak artık konuşmuyoruz bile.
Bir makale okudum. Bir başka yorumcu yapay zekaya makaleyi özetletmiş. Makale neyse de şu üç maddelik özet son iki ayda iyice idrak ettiğim ve deneyimlediğim hakikat oldu. 33 yaşımı bunun üzerine kurguluyorum ki görünen o ki bu yaşım kimlik-benlik değişimi ve dönüşüm getirecek bir yaş olacak
🧠 Hayatın değişmemesi çoğu zaman irade eksikliğinden değil, mevcut kimliğin korunmasından kaynaklanır.
📐İnsan davranışlarını değil, süreklilik kazanan benlik tasarımını savunur.
⏳Dönüşüm, katlanılan hayatın artık meşrulaştırılamadığnda başlar
Müdejar Üslubu diyoruz buna,Endülüs düştükten sonra Hristiyan yönetimi altında yaşamaya devam eden Müslüman ustaların, kilise, saray ve sivil yapıları İslami teknik ve bezemelerle inşa etmesiyle oluşan melez bir üsluptur. Avrupa’da İslam estetiğinin kalıcı etkisini gösterir . Birlikte yaşamın mimarideki somut ürünlerinden biridir.