📢 Ümit Özat:
▪️ Sergen futbolcu olarak çok büyük bir kariyere sahip değildi. 4 büyük takımda oynadı da... Arda seni geçer mi? dedi ki geçemez.
▪️ Arda Güler'in Sergen'i geçmesi için Arda Güler'in gelip bir BAL ligi takımında, bir de KC Şekerspor'da oynaması lazım.
▪️ Geçer mi ne lan! Real Madrid'e gitmiş, daha nasıl geçecek bilmiyorum.
Galatasaray’ın son 3 yılda sponsorluk anlaşması yaptığı şirketlerden 6 tanesi Fetöcü, 1 tanesi yasa dışı bahis firması, 4 tanesi paravan şirket çıktı.
Üstüne bir de kulübe ciddi nakit girişi yapan kişilerin kara para akladığı ortaya çıktı. Ona rağmen Gs’ye dokunulmadı.
Türkiye büyük bir sosyal patlamanın eşiğindedir!
Açlık sınırının 30 bin TL olduğu yerde, emekliyi 18.975 TL’ye mahkûm etmek sefalete terk etmektir.
Tüm siyasi partilere, en çok da Ak Parti'ye sesleniyorum: Gelin bu hafta Meclis’te kök maaşları artıralım, seyyanen zammı verelim.
Bir emekli maaşının, bir asgari ücretin altında olması; bir asgari ücretin tarihte ilk kez açlık sınırının altında kalması kabul edilebilir değildir.
Gelin bu ayıbı birlikte temizleyelim.
Anayasa’da şu madde değişsin, şu konulsun, şu çıkartılsın diyenler!
Önce sandığı getirin,
Sonuçlarına bakalım,
Neyin değişip değişmeyeceğine halk karar versin.
Cesaretiniz varsa tabi!
mehmet türkmen aynı pozisyonda geçen yıl galatasaray'a penaltı veriyor ama bugün vermedi.. Allah belanızı versin tiyatro ligi vallahi
#gsvsam#penaltı
https://t.co/yNEdj5xL3w
🚨Bir polis memurunun Öcalan’la görüşen AKP ve MHP’ye sitemi, adeta Türkiye’nin gündemine bomba gibi düştü:
📌Bu süreç başladığından beri uyku uyuyamıyorum.
📌Burada her zaman son sözü Türk milleti söyler.
Yetmez ama evetçiler..
Emperyalist fonlarıyla geçinenler..
2. Cumhuriyetçiler..
Yeni Taşnakçılar..
Sevr’ciler..
Çok üzgün..
İşler plana uygun ilerlemiyor tabi.
Türk halkı ne cumhuriyetten ne de Atatürk’ten vazgeçmiyor..
Asla da vazgeçmeyecek..
İki yıl önce Konuşanlar’a katılan bir konuğumuzu Hz. İsa’ya benzettiğim şakadan ötürü sosyal medyada yaşanan tartışmayı üzüntüyle takip etmekteyim. Yapılan şakanın ve kullandığım ifadelerin hiçbir şekilde herhangi bir inanç ya da kutsal değerle alay etme amacı taşımadığını özellikle belirtmek isterim. Tüm inançlara, değerlere ve görüşlere saygı; benim, ekibimizin ve programımızın temel prensibidir. Benzer bir yanlış anlaşılmanın tekrar etmemesi için gereken özeni göstereceğimi ve yayın içeriklerimizi bu doğrultuda daha dikkatli değerlendireceğimizi kamuoyuna ifade eder, söz konusu hadisenin yarattığı rahatsızlık için samimi bir şekilde özür dilerim.
3900 sayfalık bulamaç iddianamenin hedefinde partimiz var, halkımız var, Cumhuriyetimiz var.
Şanlı tarihimizde büyük bedeller ödedik, büyük zorlukları göğüsledik, bu karanlığı da yeneceğiz.
Müdafaa-i Hukuk mücadelemiz kazanacak!
Halk kazanacak! Hakikat kazanacak!
KADRİYE KASAPOĞLU’NUN “SUÇLARI”(!)
İddianame diye önümüze koydukları metne göre Ekrem İmamoğlu’nun Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu;
- Başkanın görüşmelerini organize etmekle,
- Basın danışmanıyla koordineli çalışmakla,
- Makamda “gereksiz görülen” eşyaları kaldırmakla,
- Yapılan toplantılara katılmakla, ve toplantıların içeriğini bilmekle,
- Telefon rehberini düzenli bir şekilde gruplamakla,
- Başkanın bulunduğu ortamlarda bulunmakla suçlanmış.
Yani kısaca: Bir Özel Kalem Müdürü gibi çalışmakla suçlanmış.
Dava siyasi, dosya kof.
Bugünlerde karşılaştığım herkes, İBB iddianamesine dair ne düşündüğümü soruyor, dilim döndüğünce anlatıyorum ama yaşadıklarımdan yola çıkarak tespitimi sizlerle de paylaşayım.
6 Kasım’da, “gözaltı” denmeden gözaltına alınarak polis eşliğinde Mali Şube’ye götürüldüm. Aramızda tek bir telefon görüşmesi bulunmayan, tespit edilemeyen Emrah Bağdatlı ile tam 127 baz istasyonu kesişimi verdiğime dair bir tablo önüme kondu ve açıklama yapmam istendi. Kesişmelerin tamamı evimin ve işyerimin bulunduğu Beşiktaş bölgesindeydi. “Tanımıyorum, hayatımda hiç görmedim” dedim. Gerçekten de öyle; Emrah Bağdatlı’yı ne tanırım ne karşılaşmışlığım vardır.
Ama belli ki savcıları inandıramamışım.
Yoksa iddianameye şöyle yazarlar mıydı:
“Her ne kadar şüpheli Bağdatlı’yı tanımadığını söylese de baz kayıtları tanıştıklarını, buluştuklarını ve görüştüklerini doğrulamaktadır.”
Tanısam “tanıyorum” derdim; tanımadığım için “tanımıyorum” dedim. Buna rağmen, sözümün hiçbir kıymeti olmadığını gördüm. Ortada bir görüntü, tek kare bir fotoğraf da yok görüşmeye ilişkin. Bu şartlarda ben ne yapayım? Savcıları inandıramamışım; hâkimi nasıl ikna edeceğim?
Gelelim “yalan bilgiyi yayma” suçlamasına. Bana sorulan X mesajlarından biri, CHP’de göreve başladığımı duyurduğum, tamamen bilgilendirme amaçlı attığım bir metindi. Bu mesajla hangi yalana neden olmuş olabileceğimi gerçekten anlayamadım. Aslında gören kimse de bu duruma bir anlam veremedi. Ama belli ki soruşturmayı yürütenler anlamlı bulmuş. Çürkü iddianamede hakkımda “yalan bilgi yaymak”tan ceza talep ediliyor.
Benimle ilgili tablo böyle.
İddianamenin küçük bir bölümü benim yaşadıklarımı anlatıyor. Peki siz benim yerimde olsanız, iddianamenin geriye kalan kısmıyla ilgili ne düşünürdünüz?
Gerçeği söylediğimi kanıtlayamıyorsam, hiç tanımadığım biriyle “buluşmuşum” gibi gösteriliyorsam ve açık bir bilgiyi paylaşmam “yalan” diye yazılıyorsa, üstelik benim sözlerimi çürütecek tek bir delil bile ortaya konulmuyorsa ve buna rağmen hakkımda hapis cezası isteniyorsa, ortada hukuk adına savunulacak bir metin kalır mı?