Birkaç ay sonra 30 olacağım, her şeyi bir kenara bırakın ve şu dediğimi iyi dinleyin:
Devamlı konuşup akıl veren hiç kimse ama hiç kimse eyleme geçmiyordur, gerçekten iş yapan insanlar konuşmaz, siz onların yaptıklarını konuşursunuz. Alın bu bilgiyi atın cebinize, kadın erkek ilişkilerinden tutun ülke meselelerine kadar her konuda tıkır tıkır nasıl işliyor görün.
O zaman bir itirafta bulunayım; 3 yıl önce bu siteyi kullanmaya başlamadan önce daha isabetli kararlarım, daha dingin bir ruh halim, daha üretken bir zihnim vardı. Kalbimle aklım arasında güzel bir köprüm, bolca da huzurum vardı.
İnsanların çoğu “konfor alanı” kavramını yanlış anlıyor. Her gün işe gitmek, trafiğin keşmekeşinde stres olmak, daha iyi bir statü ve meslek sahibi olmak için çalışmak konfor alanından çıkmak değildir. Bunların hepsi nihayetinde konfora ulaşmak amacıyla yapılan eylemlerdir. Çoğu rutin zaten; bedeni çalıştırmaktan değil zihni çalıştırmaktan bahsediliyor burada.
Beden egzersizlerinin ve düzenli sporun sadece vücudu çalıştırmak olmadığını zaten biliyoruzdur diye o kısmı açıklamadım.
Konfor alanı biraz insanın kendinden kaçmasını ifade ediyor bana. Mesela ben müzik aletlerine ilgi duyuyorum, birini çalmayı öğrendiğim için diğerlerini bir süre kurcalayınca az çok çözebiliyorum. Çözebiliyor-dum- daha doğrusu. Bugün yıllar sonra biraz elektro gitar denedim, çok zorlandım. Hem motor becerilerim zayıflamış, hem müzik kulağım paslanmış.
Yeni nesilde de en büyük problem bu. Birkaç olayı birbiriyle anlamlı biçimde ilişkilendiremiyorlar, düşünce zayıfladıkça motor kaslar da zayıflıyor. Vücudumuzdaki sistemleri çark sistemi gibi düşünmemiz lazım. Mesela düzenli yürüyüşün faydası; vücudun hem sağını hem solunu ritmik kullanmanın beynin de hem sağını hem solunu kullanmayı sağlamasından dolayı. Evrimsel psikoloji merakınız varsa; atalarımız senelerce yürüyerek hayatta kaldılar, o genler aktarıldı.
Aklınıza takılan bir konuyu yapay zekayla konuşarak kendinize ne kadar zarar verdiğinizi göremiyorsunuz. Özellikle insan psikolojisiyle ilgili durumları konuşmak sizi gerçek anlamda robotlaştırıyor. Bunun yerine okuma yazma bilen biriyseniz elinize kağıt kalem alıp “Neden böyle hissediyorum? Neden bu davranış beni üzdü? Neden şu an bunu bir problem olarak görüyorum?” vs vs gibi daha öze dönük soruları önce kendinize sorarak, sonra da yazı yoluyla kendinize cevap verirseniz konfor alanından çıkmak için ilk adımı atabilirsiniz.
Buraya yapay zekayla tivit atanlar var, anlam veremiyorum buna. Konuyla ilgili anlamlı birkaç cümle edemeyecek kadar kötü durumdaysanız üstelik yazmayı da istiyorsanız sizce de yazma yönünüzü geliştirmek için en iyi bildiğiniz şeyden; kendinizden başlamanın vakti gelmedi mi?
Bugün basit mantıksal hatalar yapan, olaylar arasında tutarlı bağlantılar kuramayan, konuyla ilgili kopyala yapıştır cümleler dışında fikir belirtemeyen bir sürü insan var. Videoyla alıntı yapıp etkileşim almak dışında bir yeteneği yok sosyal medyada çoğu kişinin. Hepimiz en çok vakit geçirdiğimiz insanların ortalamasıyız ve vakit geçirdiğimiz kişiler bunlar. Kendimizle bile konuşmuyoruz farkında mısınız? Herkes bir kaybın peşinde, neyi kaybettiğini bilmeden eline tutuşturulan haritaları sıra sıra kullanarak yitiğini arıyor.
Hastasın, ateşin var al bir parasetamol diyorsun “yok bu daha iyi dediler” diyerek elinde kemoterapi kürü tutuyor.
Sorunu tespit dahi edemiyor çünkü sorunu üzerinde hakiki bir tefekkür yapabileceğini unutmuş. Belki de hiç bilmiyordur.
Konfor alanından çıkmak istiyorsanız, önce kendinizi tanıyın. Kendi kusurunu, artısını eksisini, olurunu olmazını bilmeyen birinin beynin 5 kg olsa da fayda etmez. Eldekini efektif kullanın önce.
Burda devamlı kaydırmanın dopamin reseptörlerimizi mahvettiğini bilmeyen yok. Ben başka bir şeyden bahsediyorum; seri üretim gibi olmaya başladık. AYNILAŞIYORUZ. Aynen demeyi de sevmem bu sebeple, aynın değilim çünkü. Ama buralar bize bunu yapıyor, sosyal hayatımızda da aktivite yapmayı workshopa katılıp zaman öldürmek olarak görüyorsak tamamdır. Beyinlerimizin bizimle işi yok zaten, bizim de ihtiyacımız yok. Al çöpe at, zaten kullanmıyorsun.
Sevgiyle yaptığım son şey, bir daha aramamak ve yazmamak oldu. Çünkü insan bazen, “Beni seven bir insan bana böyle davranmaz,” diyerek vazgeçmeyi bilmeli.
Yarı yolda bırakılan herkesin ahı tutar. Çünkü evren, yarım kalan hikâyelerin ve kırılan kalplerin frekansını asla görmezden gelmez.
İlahi adalet bazen yavaş işler ama kusursuzdur.
Karma acele etmez. Gürültü yapmaz. Kendini açıklamaz.
Sadece bekler.
Ve vakti geldiğinde adresleri asla karıştırmaz.
Ben kimseye beddua etmem. Ahımı bırakırım.
Gerisini herkes kendi niyetiyle, kendi karmasıyla öder. 🪬
Birinci yalandan sonra , tüm gerçekler şüphelidir.
İkinci yalandan sonra, tüm şüpheler gerçektir.
Unutma , balık yemle insan yeminle kandırılır.
(Alıntı)
Erkeklere hep şunu söylerim: Çok sayıda cinsel ilişki yaşamış kadınlarla birlikte olmayın.
Ve onların çoğu bana şunu soruyor:
"Bir kadının çok sayıda cinsel ilişkiye girdiğini nasıl anlarız?"
İşte bazı işaretler.
1. Gözler donuk ve cansız görünüyor...
Bornova Küçükpark’ta, iddiaya göre birkaç genç kızın obez olduğu belirtilen bir köpeğe börek vermek istemesi üzerine tartışma çıktı.
Köpeğin fazla kilolu olduğunu ve börek verilmesinin sağlığına zarar vereceğini söyleyen bir kadın ile genç kızlar arasında başlayan sözlü tartışma kısa sürede kavgaya dönüştü.
Çok güvendiğiniz sırtınızı yasladığınız sevgisinden emin olduğunuz kişi sizi sırtınızdan bıçakladığında kimseye arkanızı dönmemeniz gerektiğini kısaca götü kollamayı öğreniyorsunuz.Ben bikaç sene öncesine kadar dünyanın en saf en verici her şeyi en iyiye yoran insanıydım.++
Başkasının lafıyla sana tavır alan biri,
ya olgunlaşmamıştır ya da sana tavır
almak için bahane arıyordur.
Ne diyor Nazım Hikmet:
Beni benden öğren.
Herkese aynı değilim ben.
@serhatyabanci
mevlana “aradigin seni arar.” demis.yani gonulden istediginiz seyle aslinda karsilikli bir cekim icindesinizdir.yani siz tum kalbinizle bir seyi ariyorsaniz o sey de size dogru yaklasiyordur.bir arzunun kalbinize dusmesi bile tesaduf degildir