@arayis_felsefe Plantinga düzeyinde felsefe yapabilme yetkinliğine sahip olmayanların, ideolojik hırsla adamı Sözler Köşkü'nün gerisine koymaya çalışması trajikomik. Eleştirebilmek için önce o kalibrede bir felsefi derinlik gerekir. Bizde Elhamdülillah müslümanız onuda ekliyim.
@sennedeben@hakyaverii Ebabil olayı teolojik nedensellik bağlamında mantıksal çelişki barındırmayan tutarlı bir iddiadır. Övdüğün bu ucuz paradoks ise “kare daire”çizmeyi güç kıstası sanan bir kategori hatasıdır. Mantıksal imkansızlığı kudret zanneden bu safsata, asıl rasyonalite katlidir.
@HyperWinder@hakyaverii Her şeye gücü yetme,mantıksal çelişkileri (kare daire, ölümlü ölümsüz) kapsamaz; çünkü mantıksal imkansızlık bir”eylem”değil, anlamsız bir dilsel hatadır. Ontolojik zorunluluk gereği mutlak varlığın kendini yok etmesi rasyonel olarak absürttür. Acziyet değil, kategori hatasıdır.
Bilim-Din İlişkisi Hakkında
Prof. Enis Doko:
“Bilim dine karşı değildir; aksine iki farklı açıdan dine destek verir.”
Bilim yapabilmek için bazı temel varsayımları kabul etmek zorundayız:
• Evren nesnel bir gerçekliktir.
• İnsan zihni evreni anlayabilecek kapasitededir.
• Doğa yasaları düzenli ve güvenilirdir.
• Evren matematiksel olarak açıklanabilir.
Bugün bunları doğal varsayımlar gibi görüyoruz. Ancak tarih boyunca her düşünce geleneği bunları kabul etmemiştir.
“Kur’an ise insanı evrene bakmaya, düşünmeye ve tefekkür etmeye çağırır. Evreni araştırılmaya değer bir hakikat olarak sunar.”
“Bugün bilimin dine ihtiyacı kalmamıştır; ancak bu ilkeleri aldıktan sonra kendi yolunda ilerlemektedir. Yani bilim, bir anlamda dinin çocuğudur.”
Bilimin dine destek verdiği ikinci nokta ise sonuçlarıdır:
• Evrenin bir başlangıcı vardır.
• Evrenin bir sonu vardır.
• Dünya ve yaşam sonsuz değildir.
• Evren yaşam için son derece hassas ayarlanmıştır.
“Geçmişte dinlerin ‘evrenin sonu vardır’ ve ‘dünya yok olacaktır’ şeklindeki iddiaları alay konusu yapılırken, bugün aynı gerçekler bilim tarafından da kabul edilmektedir.”
Kısacası:
“Din, bilime temel ilkeleri vermiştir. Bilim ise ortaya koyduğu sonuçlarla evrenin başlangıcı, sonu, hassas ayarı ve anlaşılabilirliği gibi birçok dini iddiayı nesnel olarak desteklemektedir.”
@enis_doko
Tanrı evrenin kendisi değildir.
Tanrı maddesel olan hiçbir şey değildir.
Tanrı, madde ve zaman üstündedir.
Zamanın sonunda da tanrı olacaktır.
Hz.Muhammed miraca yükseldiğinde Cebrail, Allah'ın gerçek suretinin olduğu alana giremedi, Hz.Muhammed ise ancak onu bir perde arkasından dinleyebildi.
İbrani anlatısındaki Yahve de tam olarak böyle bir şeydir.
Allah, cismani değildir. Beş duyu organı ile algılanamaz.
O ancak milyonlarca yıllık evrime sahip olan - cansızdan canlıya geçmiş - varlık olan insan tarafından edinimle kavranabilir.
İnsan tanrıyı maddesel dünyanın hiçbir köşesinde tam olarak bulamaz.
Onu her yerde hissedebilir ama bu hissiyat maddesel değil, düşünsel bir evrenin sonucunda olabilir.
Tam da bu sebeplerle İbrani-Müslüman öğretisi cisimleştirmeye tamamen karşı çıkmıştır.
Çünkü Allah, insanın içsel mücadeleleri ile kavranabilecek bir realitedir.
Hristiyanlık ise bir sapmadır. İsa, bir Tanrı değildir. Kiliselerde onu bir tür tanrı gibi görmeleri, putlaştırmaları tam da teistik bir paganlığın sonucudur.
İnsanlar Hristiyanlık ile derinlemesine bir manevi edinim sahibi olamazlar. Tam da aynı sebeplerle sömürgecilik, emperyalizm gibi kavramlar her şeyi cisimleştiren, maneviyatı katı bir varlığa dönüştürme çabasında olan Papalığın evladı olarak Avrupa'da doğmuştur.
İslam, Hristiyanlığın bu kötü eğilimini insanlık nazarında gidererek belli başlı şeyleri dengeleyen önemli bir karşıtlık biçiminde doğmuştur.
Özetle, Allah yaratılmış hiçbir şeye benzemez ve o yaratılmamıştır. Bu evrende onu göremeyiz çünkü bu evrenin hiçbir fizik yasası böyle bir üst enerjiyi içine alıp da bize kendini o sureti gösteremez.
Ama insan şanslıdır çünkü onun bir ruhu var. Ruh Allahtan geldiğine göre ruhsal açıdan o hissedilebilir ve onun üflediği bu nur hepimizde var.
@riovrabet Hocam aranızdaki tartışma için birşey söyleyemem fakat aranızda geçen özel durumu veyahut yapılan farklı şeyleri sırf bir kaç laf dalaşı için açmanız çok samimi gelmedi. Fakat altay hocanında size bu tarz laf çarpıtmasıda hoş değil o başka bir konu.
‼️BİR İTİRAF: İBN ARABİ'Yİ BÜTÜN KELAMCILARDAN ÜSTÜN KILAN YÖNÜ:
İbn Arabi'nin şeriata(Kur'an'ın muhkem ayetlerine) zıt olan görüşlerini ve alimlerin onun hakkındaki tenkitleri bir yana bırakırsak bence İbn Arabi'yi orijinal kılan ve sadece İslam tarihinde değil dinler tarihînde en zor meseleler olan Allah-Alem ilişkisi, Allah'ın zamandan ve mekandan münezzeh oluşu, Allah'ın fiziki alem müdahale etme tarzı,mucizeler,dağa teccelli etmesi, ağaçtan konuşması gibi kelamcilarin kesinlikle içinden çıkamadığı meseleleri ibn Arabi Hayal/zihin örneğiyle hepsini çözüyor.Nasıl mı?
✅Arabî'ye göre hayal kurma, Allah'ın insana kendi yaratma sanatını anlaması için bahşettiği en büyük yetenektir.
Gözlerinizi kapatın ve zihninizde bir Köy inşa edin
✅O hayal köyündeki güneşin batması için sizin zihninizde zamanın geçmesine gerek yoktur. Siz köyün dışındasınız. Köyün "sağında" veya "solunda" da değilsiniz; köy bizzat sizin zihninizin "içinde" ama zihninizde yer kaplamıyor.
Allah da varlığı (evreni) yarattığında O’nun için bir yer ve zaman oluşmadı; çünkü evren zaten O’nun sınırsız ilminin içinde bir "kurgu" olarak başladı.Allah evrenin dışarıda bir yerde yaratmadı eğer bu kabul edilirse o zaman evrenin bittiği yerde Allah mı başlar haşa? Ya da o dışarısı dediğimiz yer nedir? Varlık mıdır eğer varlıksa ezelden beri Allah ile nasıl beraber olur? Ve şuan Allah evrenin neresindedir? İşte tüm bu sorular kelamcilari çok terleşmiştir fakat Allah'ın bize verdiği hayal yeteneğin üzerinde hepsi çözüme kavuşuyor.Sen hayalinde bir dünya yarattin oradaki karakterlere bilinç verdin ve her saniye ilmin ve kudretinle onları ayakta tuttun.. Hayalindeki dünya senin ne içindedir ne dışındadır.(Allah arşa oturdu veya göktedir diyen selefilere cevaptır)O dünya gerçekten hayal gölge mahiyetindedir çünkü bir an iradeni Kudretini ondan çeksen varlık yok olur. Ve hayalindeki dünya zihninde bir yer de tutmuş da değildir
✅Evren Allah'ın yanında mı, dışında mı, yoksa haşa O'nun bir parçası mı?
Hayir! Hayalindeki orman senin "sağında" veya "solunda" değildir. Sen o ormanı kapsarsın ama o orman seni kapsayamaz. Varlık, Allah'ın İlim ve İradesinde durur. Evrenin bittiği yerde Allah başlamaz; evren zaten Allah'ın kudret ve ilim okyanusunda bir "hayal" olarak yüzer.
✅Zihninde bir orman hayal ettiğinde, o orman senin zihninden bir milim bile yer kaplamaz. Ormandaki ağaçların boyu senin zihnini genişletmez.Sen ormanın "içinde" değilsin (çünkü orman seni kapsayacak bir zât değil), "dışında" da değilsin (çünkü orman senden bağımsız bir yerde değil).
🟥✅🟥Sen o ormanın "Kayyûm"usun. Yani o orman, senin "Hayal" (ilim ve irade) nurunla her an ayakta duran bir gölgedir
✅Gelelim hulul meselesine..Siz hayalinizdeki o köylülerin içine mi girdiniz? Hayır. Siz köylülerin içinde "et ve kemik" olarak bulunmazsınız ama onlar sizin bilinciniz olmadan bir saniye bile var olamazlar.
Allah da bu dünyaya "sızmadı" (Hulûl yok), dünya Allah’ın kudret ekranında "yansıdı" (Tecelli var). Siz yoksanız, köy de yok!
✅Ayette geçen ve kelamcilarin izah edemediği Dağa Tecelli ve Ağaçtan Konuşma meselesi!
Köydeki bir ağaca yaklaşıp oradaki bir karaktere seslendiğinizi düşünün. Ses o ağaçtan geliyor gibidir ama siz ağaç değilsinizdir. Ya da bir anlığına tüm bilincinizi ve gücünüzü o hayal köyündeki küçük bir dağa yüklediğinizi düşünün; o hayal dağ bu gerçeklik yükünü kaldıramaz ve parçalanır.İste Musa (as) ile ağaçtan konuşan veya dağa tecelli eden Allah, sisteme "dışarıdan" müdahale eden bir Yaratıcı’nın sesidir.Hayalinizdeki karaktere bilincinizin odak merkezini o an istisnai olarak ona yonlendirmeniz gibi
✅İrade ve Sudûr teorisi
Filozofların iddia ettiği gibi Allah yaratmaya mecbur muydu?
Sen hayal kurmaya mecbur değilsin (İrade). Ama senin gibi "Hayy" (Diri) ve "Alîm" (Bilen) bir varlığın, ilmindeki manaları dışarı yansıtması, senin doğanın (sıfatlarının) bir gereğidir. Yani yaratma hem mutlak bir seçimdir hem de O'nun büyüklüğünün kaçınılmaz bir sonucudur.
Kur’an’da tarihi hata bulduğunu iddia edebilirler, gramer hatası bulduğunu iddia edebilir, öteki eksik ayet var der, berideki fazla var der.
Diyebilirler yani. Kur’an’ın tavrı bu hususta net. İnanıyorsanız bu. Bitti kardeşim.
İnanmamayı tercih eden adam tüm bu iddialarına yanıt verildiğini, izahlar getirildiğini bilmiyor mu? Biliyor. Zaten söylüyor; şunların da böyle iddiası var. Bunların var diyor. Gelenekte veya sonrasında bunlar tekrar veya tekrar konuşulmamış mı? Konuşulmuş. Verilen yanıtlara da bir kulp bulup yine inanmıyor adam.
Sizce öncelediği şey ne oluyor bu durumda?
Ben Müslümanların gündeminin artık bugün çok farklı şeyler olması gerektiğini düşünüyorum. İki şahsın sancılarını giderme gibi bi meşguliyetimiz olmamalı. Sancılanan adam parol içsin kardeşim.
@y_u_s__f @mmerveasudee Okuduğunu anlamada özürlü olan bir insana benziyorsun.Yazdığım yazıda birini savunmuyorum.Şuan insanları ve ümmeti ayrıştıracak meseleleri gereksiz buluyorum.Siz kendinizi aydın ve kurtuluşa ermiş bir grup olarak nitelendiriyorsanız,o başka.Sözüm olmaz zaten yoldan çıkmışlar için
@mmerveasudee Beslemenize kimsenin ihtiyacı yok. Zira siz de fani’siniz bizde fakat burda birlik olmamızı gerektirecek tonlarca mesele varken sizin burda insanları bölmeniz ve yaşar nuriyi savunan insanları tahrik etmeniz hiçte ehli sünnet bir davranış olmaz.
@y_u_s__f @mmerveasudee Yazdığım şu yazıdan savunma çıkartabiliyorsan kişiye karşı bu senin sığ görüşünü gösterir. Burda ölmüş bir insanın arkasından bayat espriler yapmayı daha haklı bulmanız zaten sığ görüşlü olduğunuzu gösteriyor gerçi de…