TÜRK SİNEMASINDA LEZBİYENLİK
Erkek eşcinselliği ya da erkek eşcinseller, Türk sinemasında nadir rastlanan öğeler değildir. Ancak aynı şeyi kadın eşcinselliği için söylemek zordur.
Lezbiyen ilişkinin sinemada temsil edilmesi söz konusu olduğunda, Türk sinemasında ilk kilometre taşını Halit Refiğ’in yönetmenliğini yaptığı 1965 yapımı Haremde Dört Kadın filmi oluşturur. Film, lezbiyen eylemi ilk kez işleyen yapım olmasa da, lezbiyen aşkının ana hikâye içerisinde belirgin bir şekilde yer alması bakımından ayrışır. Cüneyt Arkın’ın başrolünde yer aldığı bu film, II. Abdülhamid döneminde bir paşanın konağında yaşanan olaylara odaklanır. Filmde, iktidarsız paşanın iki karısı arasında bir lezbiyen ilişki olduğu görülür. Ayfer Feray ve Birsen Menekşeli, filmin iki sahnesinde bu ilişkiyi açık biçimde canlandırırlar. Kadınlardan iri yapılı olan Ayfer Feray ise adeta bir “butch” olarak konumlanmıştır.
1970’lerde Türk sinemasında gerçek anlamda bir lezbiyen aşkın varlığından söz etmek zordur. 1973-1980 yılları arasındaki “Parçala Behçet” döneminde çekilen, yani seks furyasının ürünü olan Yeşilçam filmlerinde kadın kadına ilişkiler, çoğunlukla lezbiyen aşktan ziyade biseksüel bir karakter taşır.
1980’lerde de lezbiyenliğe Türk sinemasında fazla rastlanmaz. Lezbiyen ilişkinin senaryoda kilit bir konumda olduğu yapım, Yılmaz Zafer’in başrolünde oynadığı video filmi olan Tahrik’tir. 1987 yapımı olan filmde Nilgün Saraylı ile ilişkisi olan Yılmaz Zafer, Saraylı’nın zengin kocası rolündeki Ünsal Emre’yi öldürür ama filmin sonunda yakalanır. Bu yakalanış esnasında Nilgün Saraylı ve filmdeki diğer kadın oyuncunun(Arzu Atalay) el ele tutuşarak aşklarını belli ettikleri, Yılmaz Zafer’in de bu lezbiyen aşıkların entrikasında kullanıldığını fark ettiği görülür. Hülya Avşar’ın başrolünde oynadığı Sekreter(1985) filminde tecrübeli sekreterin(Aynur Akarsu) Avşar’a masaj yaptığı sahnede bir cinsel yakınlaşma görülür. Atıf Yılmaz’ın yönettiği 1985 yapımı Dul Bir Kadın filminde de Müjde Ar ve Nur Sürer’in canlandırdığı, yakın arkadaş olan kadınlar arasında bir yakınlaşma yaşanır. Ama bu, bir lezbiyen ilişkiden ziyade, merkezinde Yılmaz Zafer’in canlandırdığı fotoğrafçının bulunduğu bir poligaminin parçasıdır.
1990’lı yıllar, Türk sinemasında lezbiyen aşkın temsili açısından bir dönüm noktasını teşkil eder. 1980’lerde de post-endüstriyel toplumun, kentli yalnızlığının, bireyselliğin, Batı tarzı yaşam alışkanlıklarının yansımalarına Türk sinemasında rastlanır. Lakin entelektüel yönetmenler tarafından Yılmaz Güney’e öykünerek çekilmiş filmler furyası ancak 1990’lara gelindiğinde noktalanır. 90’larda lezbiyenliğin örneklerine eskisine göre daha çok filmde rastlanır; fakat Atıf Yılmaz yapımı olan 1992 tarihli Düş Gezginleri filmi, Türk sinema tarihinde özel bir yere sahiptir. Filmin ana konusu bir tıp doktoru(Meral Oğuz) ve bir hayat kadını(Lale Mansur) arasındaki aşk ilişkisidir. Film Türkiye’nin kültür-sanat tarihinde 1990’ların kendine has cesaretinin birçok özelliğini içinde barındırır. Şehirli yalnız kadının cinsel kuşatılmışlığına karşı adeta bir teşhir eylemidir filmde sergilenen. Bunun dışında 1992 tarihli bir Yavuz Özkan filmi olan İki Kadın bir lezbiyen sevgi ilişkisini barındırır. Filmde bir Bakanın karısı (Serap Aksoy) ile aynı bakanın tecavüz ettiği bir hayat kadının(Zuhal Olcay) duygusal yönden yakınlaşması kendini gösterir. Kocasının nobranlığından bunalan bir kadın ile sayısız erkeğin cinsel sömürüsünden yorulmuş bir hayat kadınının, hayatlarında kendilerine hiç gösterilmemiş olan saf ve nazik bir sevgiyi paylaşmaları dikkat çekicidir.
2000’li yıllarda ise, Savaş Ay’ın yönetmenliğini yaptığı Dansöz(2001) ve Fatih Akın’ın Yaşamın Kıyısında (2007) filmleri, lezbiyen ilişkinin senaryoda kayda değer bir yer tuttuğu yapımlar arasındadır.
Aşağıda yer alan videoda, Haremde Dört Kadın (1965) filminden seçilmiş bir sahne bulunuyor.
12 yıllık öğretmenliğimi bugün o okulun bahçesinde bıraktım. Bir öğrencimi, arkadaşının tabletini alırken ve “Kimseye söylersen seni döverim” diye tehdit ederken suçüstü yakaladım. Velisini çağırdım ama hayatımın şokunu yaşadım. Annesi odaya girer girmez üzerime yürüdü: “Sen benim çocuğuma nasıl hırsız dersin? Bizim paraya mı ihtiyacımız var? O senin eksik eğitimin yüzünden merak etmiştir, haddini bil!” diye bağırdı. İşin en acısı; müdür içeri girip beni savunmak yerine, kadın gidince yanıma gelip “Hocam, veli çok nüfuzlu, huzurumuz kaçmasın. Çocuğun notunu biraz yüksek ver de gönlü olsun” dedi. O an anladım ki ben bir öğretmen değil, parası olanın egosunu tatmin eden bir personelim. Onurumu korumak için bugün istifamı verdim. Sizce biz çocuk mu yetiştiriyoruz, yoksa dokunulmaz canavarlar mı? Benim gibi idare tarafından yalnız bırakılan, veli terörüne kurban giden başka meslektaşım var mı?
Toplumsal hafızamız için sizi hiç sıkmayacak bir kitap önereyim. Rus yazar Puşkin'in "Erzurum Yolculuğu" seyahatnamesi.
1915’ten öncesini, 1829 yılını anlatır. Rus askerlerinin Erzurum’a girişini anlattığı şöyle bir bölüm var “Ermeniler bizi büyük bir coşkuyla karşıladı. Bağır��yor, askerlerimize doğru koşuyor, ellerini öpüyorlardı. Türklere küfür ediyorlar ve slogan atıyorlardı” diye anlatır.
Başka bir bölümde “Türklerin evlerinden çıkamadığını, bazılarının pencereden izlediğini” anlatır.
Düşünün daha yıllar sonra Rusların ve Fransızların desteği ile farklı bölgelerde silahlandırılacak bunlar daha silahsız böyleler.
Toplumsal hafızamız zayıf, fazla unutuyoruz ama onlar unutmuyor. Puşkin, dışardan bir göz ve bu olaylardan öncesini anlattığı için aklıma geldi.
Akıcı bir kitap, tavsiyedir.
Yunanlılardan önce Hititler, Hattiler, Hurriler, Frigyalılar, Lidyalılar vs vardı. Daha birçok medeniyet var. Bu topraklara Yunanlılar tıpkı biz Türkler gibi sonradan geldi ve asla yerli değiller. 2 gram beyninle ırkçılık yapacağına git 2 kitap oku. Anadolu> tüm dünya ayrıca
Bu hayatta en zor şey ailenden birinin sağlığı ile imtihan olmak… bu birde küçücük bir bedense daha zor. İmtihanımızı kolaylaştır Rabbim. Bu süreçte kimseyle iletişimde olmak diyalog kurmak istemiyorum bu sebeple burdan bir süre uzaklaşma kararı aldım.
Formatı 8 mayıs 2025te açıklanmış süper kupaya FB nasıl sonradan dahil edilmiş oluyor?
https://t.co/qlHL4Yu5xo
"yarı finalde lig şampiyonu ile kupa finalisti, kupa şampiyonu ile de lig ikincisi eşleşecektir"
Komik olmayın