Acılı günlerden geçiyorum.En sevdiğim kedim öldü.
Biz geride kaldık diğer kedilerle.Bugün bir kasa görevlisi, bir hanımefendi taksi şoförü ve motorsikletinde giden tatlı bir kadın hayatımın akışını değiştirdiler.
Ve de kuafördeki can kadın, bana Türk kahvesi içirdi, su verdi. Sadece ağlamak ve haykırmak isterken gelen bu incelikler, tebessümler ve anlayışlar, hem de benden hiçbir şey beklemeden, öyle değerli ki. Yas hafiflemedi ancak anlam yeniden hissedildi.
Şişli’de yaşayan 8 yaşındaki Emre, artık oynamadığı oyuncağını 3 yaşındaki Adem’e gönderdi. Sarıyer’den başka bir şehre taşınan Sevim Hanım, buzdolabını Çekmeköy’de yaşayan Necla Hanım’la paylaştı.
Şubat–Eylül ayları arasında @yoksulluk_ag onlarca haneye #DayanışmaYolda dedi. Bir evden çıkan eşya başka bir evin ihtiyacını karşıladı, bir çocuğun kitabı, oyuncağı başka bir çocuğun sevincine dönüştü.
Bu çalışmayı yeni bir eşya çağrısı yapmak için paylaşmıyoruz. Şu anda eşya ya da başka bir malzeme kabul etmiyoruz. Dayanışmanın mümkün olduğunu göstermek, benzer dayanışmaların her mahallede çoğalmasına vesile olmak istiyoruz..
Eşyalarını paylaşan, taşıyan ve dayanışmayı büyüten herkese teşekkür ederiz. Çünkü bu dayanışma bize, paylaşmanın birbirimizin hayatına yer açmak olduğunu gösterdi. #DayanışmaYolda
bozcaada'da antik limanın üzerine dev bir yat limanı kurmak için inşaata başlanıyor ama bozcaadalılar olarak maalesef konuyla ilgili herhangi bilgiye sahip değiliz.
- projenin adı, kapsamı ve hukuki dayanağı nedir? Hangi kurumlarlardan onay alındı?
- yat limanı ne büyüklükte olacak?
- proje ile ilgili alınan bir çed kararı var mı?
- merkez dahilinde adalıların denize girdiği yegane alan ortadan kalkacak mı?
-tamamen yerleşim alanına yaslanan bu yat limanının yaratacağı çevresel kirlilik ve ekosisteme vereceği zarar ne olacak?
- balıkçı barınağı ve yerel liman çözümleri ne?
- yeni alanlar kime tahsis edilecek ve nasıl yönetilecek? işletme modeli nasıl olacak?
- kıyı alanları vatandaşa kapatılacak mı?
... gibi sorulara cevap verilmesini, proje ile ilgili yerel yönetimin, esnafın, balıkçının, ziyaretçilerin ve de adalıların bilgilendirilmesini talep ediyoruz. kampanyaya destek olursanız seviniriz.
https://t.co/EFuL4Zm527
Gerçekten merak ediyorum…
Yeni doğacak çocuğu için Gucci marka biberon arayan, Türkiye’de bulamayınca eşini Dubai’ye gönderip aldıran bir hayatın maddi kaynağı nedir?
Düğününü geçtim…
Doğum yaptığında set set altın takabilen, çocuğunun cinsiyetini öğrenmek için Boğaz’da, belki 20 gencin düğün masrafına denk para harcayan bu insanlar ne iş yapıyor?
Bu servet nereden geliyor?
Şirketleri ne kadar kazanıyor?
Ne kadar vergi ödüyorlar?
Banka hareketleriyle beyan ettikleri gelir birbirini tutuyor mu?
Bu lüks tüketimin kaynağı kayıtlı ve vergilendirilmiş kazanç mı?
Sosyal medyada sergilenen hayat ortada.
O halde çok basit bir soru var:
Bu hayatın faturası kimin parasıyla ödeniyor?
Yayının tamamı için 👇
https://t.co/ddrUdTFT7W
A new species of cat has been identified for the first time in a century—and experts think that there may be even more to discover around the world: https://t.co/woOXXxJOXB
Dün gece New York Moda Haftası’nın podyumunda yürürken, omuzlarımda yalnızca bir kıyafeti değil; kadınların yüzyıllara uzanan hafızasını, emeğini, direnişini ve cesaretini taşıdım.
Çalışkan, dürüst ve iyi ailelerde yetişen insanların en büyük sorunu, dış dünyayı da kendileri gibi adil ve şeffaf ilişkilerden oluşan bir yer olarak düşünmeleri ve her konuda bu saf inanca göre hareket etmeleridir. Oysa herkes sizin gibi değil. Herkesin ailesi sizin gibi ilkeli ya da terbiyeli değil. Herkes sizin gibi emeği, uzun süren çalışmaları, başkalarına anlayışlı bir yerden yaklaşmayı sevmiyor. Herkes özgürlüğe, insan onuruna ve bireysel alana da saygılı değil. Birçok insan kısa yoldan güç, avantaj ve menfaat peşinde. Siz en güzel duygularınızı bile dürüstlükle sunarken; birçok insan küçük bir tebriğin, artı bir kuruşun ya da ufak bir iyiliğin hesabını yapıyor. Bu yüzden çok dikkatli olmalısınız. İyiler kendi değerlerine sadık kalacak kadar iyi, başkalarına karşı kendilerini koruyacak kadar da zeki ve cesur olmalılar.
Dün eğitime, medeniyete, kültüre ve iletişime dair çok üzücü bir gün oldu.
Londra’daki Heathrow Havaalanı’nda tüm uçuşlar durduruldu. Uçağın içindeydik. Aniden kaptanın anonsu geldi: “Sinyalizasyonla ilgili tüm havaalanını etkileyen ciddi bir sorun var, saatlerce burada bekleyip sonra da uçuşun iptal edilmesi ihtimalini dışlayamıyorum, ben hızla kapımı kapattım ve kalkış sıra numarası aldım, 20 dakikada bir size anons yapacağıma söz veriyorum ama o anonsların bir bölümü de muhtemelen bir gelişme olmadığından ibaret olacaktır.”
Tek nefeste öylesine dolu ve geleceğe hazırlayıp tüm durumu şeffaflaştıran bir anons ki, insanlar neredeyse teşekkür edecek hale geldiler. “İyi ki bizi uçağa doldurup kapıyı kapattınız da sıra numarası aldık.” noktasına gelindi.
3 saat uçağın içinde bekledik. Faydasız ama sevimli anonslarla. Sonra, tek tük insanlar uçağı terk etmek ister oldular. Diğer yolcular “kapıyı açtırırsanız sıramızı
kaybederiz, en kıymetli varlığımız sıramız” hattında nazik ve ölçülü mahalle baskısı koymaya başladı. Derken gitmek isteyen ama dirençle karşılaşan yolculardan biri “bakın, ben sizleri germemek ve telaşlandırmamak için asıl uçağı terk etmek isteme gerekçemi söylemiyorum ama aslında ben kule sinyalizasyonu onarıldıktan sonra yapılacak ilk uçuşlardan birinde olmak istemiyorum, ayakta yolcuyla uçamazlar ve ben oturmayı reddedeceğim, o noktada bana darılmayın” dedi.
Bu söylenince aniden pek çok insan ayağa kalktı ve hak vererek kendi eşyalarını toplamaya başladı. Bunun üzerine kabin memuru uçaktan bu şekilde inmek isteyenlerin uçuş siciline işlenebileceği uyarısında bulundu. Ben bunun doğru bir bilgi olmadığını düşündüğümü, bu hususu kaptana sorması gerektiğini, bizi uçağa doldurup sıra bekleme tasarrufunun kaptana ait olduğunu, uçuşa hazır olmaksızın ve uçuş yapılamayacak bir havaalanında kapı kapatmış uçakta kapı açtıran yolcunun siciline yansıyacak bir husus olamayacağını düşündüğümü söyledim.
Kabin memuru kaptana sordu. Kaptan anons yaptı ve gitmek isteyen herkesin gidebileceğini, ancak eğer kargo kısmına aşağıya verilmiş bavulu olan birisi gitmek isterse bunun zaten zayıf olan uçuş şansımızı daha da düşüreceğini, yine de bu kişinin de hakları dahilinde davranmış olacağını ve baskı görmemesi gerektiğini söyledi. İnsanlar artan hızla uçağı terk etmeye başlamışlardı ki uçuş iptali anonsu ve özürler geldi. Uçağı boşalttık.
Bütün bunlar olurken tek bir kişi sesini yükseltmedi. Bütün bu iletişim silsilesi tebessümlerle ve sükunetle oldu. Kimse birbiriyle kavga etmedi. Kimse kendisinin ne kadar kudretli bir insan olduğunu ve nasıl hesap soracağını yahut bu uçuşun yapılması ihtiyacına dair özel durumunu başkalarına anlatmaya kalkmadı. Kimse hosteslere veya kabin memurlarına kabahat bulmadı.
İstanbul’a uçuyor değildim. O sebeple, benim için son derece üzücü bir gözlem günü oldu.
We wish him all the very best in whatever comes next, and we will miss seeing him on our screens every Friday evening next year. He's been part of so many of our gardening journeys, and we’d like to thank him for the advice, inspiration and encouragement to get growing.
kitap çıktığında yirmili yaşlardaydım, okuyunca uçmuştum. özellikle aşağıda bahsi geçen "geceye övgü" bölümünden o kadar etkilenmiştim ki gündüz uyuyup gece çalışabileceğim bir meslek aramaya başladım kendime. edip cansever'e de düşmüşüm bir yandan, o içiriyor, bu ise uyutmuyordu. yazarlığı seçmemdeki sebeplerden biri "cehenneme övgü" olabilir, sayesinde güneş görmeden yaşlandım, tabiri caiz ise ebem sikildi. gündüzün totalitarizmi, gecenin özgürlüğü filan diye nasıl hallendiysem, bittim.
2-3 sene önce, sabahın erken saatlerinde gündüz vassaf'a rastladım büyükada'nın bir marketinde. ben dökülüyorum, geceden sarkmış, hiç uyumamış, dışarı bira almaya çıkmışım, abi ise jilet, uyumuş, uyanmış, d vitamini fışkırıyor yanaklarından. tanışmıyoruz. abi dedim yazma böyle şeyler, hayatımız kaydı, dişlerimiz uzadı bak, vampir olduk sayende. zaten bu totaliter güçler de okumuş kitabını, artık onlar da uyumuyor dedim. nasıl korkunç bir görüntü arz ediyorsam artık bana şöyle bir baktı ve geçti. herhalde içinden deli dedi :)
+ kitap yeni yazılmış olsaydı, "cehenneme övgü" adıyla hiçbir yayınevi bas(a)mazdı bugün. bu adın artık en az beş sene yatarı var. hala raflarda durabiliyorsa klasikleşmesine borçlu.
+ abinin "cennetin dibi" adlı ikinci kitabına da göz atın fırsatınız olursa. daha "light" ve ironik bir devam kitabı. nefis bir mizahı var. ilki teorisyen ise ikincisi pratisyen :)
Oyuncular yeni filmlerini sosyal medya hesaplarından duyuruyor ve binlerce yorum alıyorlar. Üstelik "aşko kuşko" yorumlara bile cevap veriyorlar.
İşitme engelliler de bu filmleri izlemek istiyor. "Lütfen altyazı olsun" diye yazıyorum ama hiç umursamıyorlar.
Biliyorum, bu durum sizin elinizde olan bir şey değil. Fakat benim yaktığım kıvılcımı tutuşturup alevlendirmek ve sektörünüzde büyütmek sizin elinizde.
Siz ise o eli uzatmıyorsunuz!