Yabancı bir sayfada çok güzel bir alıntı okudum. Diyor ki bazı insanlar sizi kontrol edemediğinde, size karşı moral contamination (ahlaki kirletme) taktiği uygulamaya başlarlar. Bu da iş yerinde, okulda veya sosyal bir ortamda hakkınızda sorunlu anlatılar, karikatürize söylemler, altı doldurulmamış patolojik ithamlar üretmeleriyle olur. Bunun amacı sizi utandırmak, korkutmak, sindirmek ve yetenek ve çekiciliğinizle onlarla aranızda açtığınız devasa farkı daha az görünür kılmaktır. Böyle bir durumda kesinlikle “kurban” hissetmemelisiniz. Daima meydanda olmalı, gerekli prosedürel şikayetleri tamamlamalı, süreç sonunda tüm failleri belgeleriyle açığa çıkarmalısınız. Unutmayın: onların en korktuğu şey; sizin başarılarınız, mutluluğunuz ve güçlü iradenizle örülü gri bir kayaya çarptıklarını hissetmeleridir. Ancak bu şekilde, meydanın gerçek sahibinin kim olduğunu gösterirsiniz.
Dostoyevski, Suç ve Ceza kitabında:
“Herkesin, gidebileceği bir yeri olmalı” der ve ekler:
“Çünkü öyle bir an olur ki, insanın mutlaka bir yere gitmesi gerekir.”
İnsan ilişkileri oyununu sürdürmek ve kirlenmek istemeyenler yalnızlığı tercih eder. Seçilmiş yalnızlık terk edilmiş olmanın yalnızlığı değil, bilinçli bir tercihtir. Kalitesiz etkileşimler yerine sessizliği, sahte samimiyetler yerine gerçek yalnızlığı seçmektir.
Kimseyle rekabet etmeyen insan çekiciliği diye bir şey var. Herkes birilerinin üzerine basarken o kendi işine bakar, herkes birilerinin açığını ararken o kendi yeteneklerini geliştirir. Çünkü bilir ki deniz, diğer nehirlerle çekişerek değil, kendi hacmini çoğaltarak derinleşir.
Hayat baskıdan hoşlanmaz. Rahat bıraktığın akar gider, sıktığın şey sıkıntıya dönüşür. Eğlenceli başladığın iş alır yürür, çok ciddiye aldığın batar. Hayat sanki "Bana baskı yapma, ben nasıl akacağımı bilirim. Sadece benimle akmayı öğren." der gibi.