25 yaşındaki Murat Can Pekeroğlu sadece evine gitmeye çalışıyordu. Üniversite mezunuydu. İş bulamadığı için @Trendyol Go’da motokurye olarak çalışıyor, alın teriyle yaşam mücadelesi veriyordu.
23 Kasım akşamı şeridinde ilerlerken bir aracın çarpmasıyla 12,5 metre sürüklendi. Hayatını kaybetti. Bilirkişi raporu sürücünün %100 kusurlu olduğunu ortaya koydu. Tanıklar hızlı olduğunu, sinyal vermediğini ve çarptıktan sonra durmadığını anlattı. Aracı kullanan kişi ise acil serviste görev yapan bir doktordu. En iyi bilmesi gereken şeyi yapmadı! Murat Can yerde yatarken müdahale etmedi.
Sonuç ne oldu? Sadece 12 saat gözaltı… Ardından serbestlik… Ve bugün hala görevinin başında.
25 yaşında bir genç toprağın altında, %100 kusurlu olduğu tespit edilen fail ise özgür!
Lütfen bu paylaşımı yayarak Murat Can’ın sesini duyurmamıza destek olur musunuz?
#MuratCanPekeroğluİçinAdalet
#muratcanasesol
Herkes suçlamaları yazıp, Haluk Levent’i gömüyor. Kimse olaya şu açıdan bakmıyor: Deprem zamanı çadır satan Kızılay’ın başkanı Kerem Kınık’ın tek bir gün gözaltına alınmadığı yerde, her gördüğü mazluma el uzatan (buna bizatihi tanıdığım kişilerden dolayı şahitim) Haluk Levent, “örgüt üyeliği”, “kara para aklama”, “dernekler kanununa muhalefetten” gözaltına alınıyorsa kimse kusura bakmasın ama bu hukuk da değildir, adalet de değildir. Önce escort iftirası attılar, günlerdir linç ettiler, şimdi de çıkıp gözaltına aldılar. Muhtemelen tutuklanacak ve Ahbap’a da kayyum atanacak. O zor zamanlarda depremzedelere çadır verdi, ev yaptı, bugün de ben Haluk Lavent’in yanındayım!
Genel Başkanımız Özgür Özel'in sesini daha fazla kişiye ulaştırabilmesi için destek hesabını takip etmenizi rica ediyoruz.
Lütfen bu paylaşımı RT ederek destek olun. Desteğiniz bizim için çok önemli çok kıymetli.
Bir Turkcell kullanıcısının paylaşımı
Turkcell Faciası
Ön not:
Bu ülkeyi yönetenlerin de yönetilenlerin de gerçekten adil bir yargılama sistemi istediklerine artık inanmıyorum.
Mayıs ayında eşim Mine Hanım'a yeni bir telefon almak için Bursa Setbaşı'ndaki Turkcell bayisine birlikte gittik.
Eşimin kullandığı Samsung A71'in üst modeli olarak Samsung A07'yi önerdiler. Biz de güvenip fiyatını sorduk.
"Peşin 15.000 TL, 12 ay taksitle 18.000 TL." dediler.
Biz de taksitle almaya karar verdik.
Eski telefondaki bilgileri yeni telefona aktarmaya başladılar ve "2-3 saat sonra gelirsiniz." dediler. Akşam saat 19.00 civarında ben gidip telefonu teslim aldım.
Daha sonra telefonun piyasa fiyatının yaklaşık 9-10 bin TL olduğunu öğrendim.
Üç gün sonra tekrar bayiye gidip, "Peşin alırsam fiyat ne olur?" diye sordum.
"12.650 TL." dediler.
Birkaç gün sonra yeniden gittim. Bu kez "12.900 TL oldu." dediler.
"Olur." dedim.
Gerekli işlemler yapıldı ve ödemeyi gerçekleştirdim. Bana üzerinde "Mali değeri yoktur, irsaliye yerine geçmez." ibaresi bulunan 12.991,70 TL tutarında bir fiş verdiler. Ben de memnun bir şekilde ayrıldım.
Eşimin kullandığı telefon paketinin aylık ücreti 327 TL idi.
Bu ay fatura 746 TL gelince, telefonu aldığımız Setbaşı'ndaki bayiye tekrar gittik.
Bize telefonu satan Halil Köse'nin başka bir şubeye geçtiğini öğrendik.
Kendisini "Ben Kemal." diye tanıtan görevli,
"Size bir de şarj cihazı satılmış. Onun için de 12 ay boyunca aylık 280 TL, toplam 3.360 TL ödemeniz gerekiyor." dedi.
Biz böyle bir ürün almadığımızı söyleyince kamera kayıtlarını izledi.
Kayıtları izledikten sonra bize dönerek:
"Haklısınız, şarj cihazı bizde kalmış." dedi ve cihazı bana uzattı.
Ben de:
"Ben bunu almak istemiyorum." dedim.
Bunun üzerine:
"Parasını zaten alacağız, şarj cihazınızı da alın." cevabını verdi.
Ben de şu soruyu sordum:
"Eğer ilk yaptığım sözleşmeye göre her ay 1.500 TL ödeyip toplam 18.000 TL ödeseydim, bu şarj cihazı için ayrıca ücret isteyecek miydiniz?"
"Hayır." dedi.
"Toplam 18.000 TL'nin içindeydi."
Bunun üzerine şunu söyledim:
"O hâlde benim peşin ödediğim 12.991 TL'yi sadece hesap kapatmak için mi aldınız? Bu nasıl bir satış anlayışı, bu nasıl bir aldatmaca?
Farz edelim ki bugün buraya hiç gelmeseydim. Şu an bana uzattığınız şarj cihazını hiç teslim almamış olacaktım. Buna rağmen kullanmadığım, teslim almadığım bir ürün için 3.360 TL ödeme yapacaktım.
Sizde hiç vicdan yok mu?"
Görevlinin cevabı ise kısa oldu:
"İstediğiniz yere şikâyet edebilirsiniz."
Bayiden ayrıldıktan sonra Turkcell müşteri hizmetlerini aradım.
Konu hakkında özür dilediler ve bayiden savunma istediklerini söylediler.
Ancak daha sonra bana, bayinin savunmasını esas aldıklarını ifade ettiler.
Ardından Osmangazi Kaymakamlığı Tüketici Hakem Heyeti Bürosu'na gittim.
Görevli:
"Siz telefonu peşin ödeyerek almışsınız. Biz ancak şu şarj cihazıyla ilgili işlem yapabiliriz. Bunun için bayiden finansman sözleşmesini, taksitli satış sözleşmesini ve faturayı getirmeniz gerekiyor." dedi.
Bayiye gidip bu belgeleri istedim.
Vermediler.
Aslında bunu önceden tahmin ettiğim için hakem heyetindeki görevliye,
"Ya vermezlerse?"
diye sormuştum.
Aldığım cevap ise şu olmuştu:
"Bizim yapabileceğimiz bir şey yok."
Sonuç olarak anladım ki, vatandaş dolandırıldığını düşünse bile çoğu zaman hakkını arayacak etkili bir mekanizma bulamıyor.
İşin ilginç yanı, Tüketici Hakem Heyeti'ndeki iki görevli bana,
"Amca, başka gidecek yer mi bulamadın? Turkcell bayisine girilir mi?"
diyerek sitem etti.
Ben de gülümseyerek,
"Özür dilerim, bir daha olmayacak."
dedim.
İşin doğrusu, artık mahkemeye ya da hakem heyetine gitmeyi düşünmüyorum.
Bu yazıyı yazmaktaki amacım da bir hukuki süreç başlatmak değil.
Tek amacım; haksız kazancı normal gören, müşteriyi mağdur eden Bursa Setbaşı'ndaki Turkcell bayisini ve bu süreçte bayisinin savunmasını esas alan Turkcell'in yaklaşımını eşe dosta duyurmak ve insanları benzer durumlara karşı uyarmaktır.
Hepsi bu.
Arif Kılıç
Gsm operatörleri ve internet sağlayıcılarına geriye dönük 30 yıllık denetim yapılsa, 5 Türkiye inşa etmeye yetecek kadar paranın halktan haksızca çalındığı ortaya çıkar. Tek bir siyasetçi bile bunlarla kavgaya, burayı deşmeye cesaret edemiyor.
Mado. 35 kişiye mezar olan Manolya Sitesi’nin altındaki dükkanında kesilen duvarlar ortadayken bilirkişi raporuyla sorumluluktan sıyrılmaya kalkan ve su isteyen halka "Suyumuz çamurlu akıyor" diye kapı duvar olan sermaye grubu. Birilerimizin hafızası sandığınızdan daha derin.
📍Bugün İBB Davası’nda 15,5 milyon insanın oyuyla Cumhurbaşkanı adayı seçilen Ekrem İmamoğlu, ciddi bir hukuksuzluğa maruz kaldı. Sizler için özetliyorum. NATO Ankara Zirvesi’nden dolayı araya kaynamasın:
— Hakim, Ekrem İmamoğlu’ndan savunmasına başlayıp kısa bir süre içerisinde (yarın) bitirmesini istedi.
— İmamoğlu da “aylarca bekledim, 2000 küsür yıl cezayla yargılanıyorum, neden savunmamı kısıtlıyorsunuz” dedi.
— Hakim ısrar etti, Ekrem İmamoğlu da savunmasını 1 günde bitiremeyeceğini söyledi.
— Bunun üzerine Mahkeme Başkanı, “o zaman susma hakkımı kullanıyorum yazacağım, çıkın dışarı” diyerek İmamoğlu’nu salondan çıkarttı.
Bakın bir Ceza Avukatı olarak söyleyeyim: Bu savunma hakkına açıkça bir müdahaledir. 1 hafta da savunma yapsa siz sanığı bölemezsiniz.
Özellikle böylesi büyük bir davada kimseden apar topar savunma yapmasını bekleyemezsiniz. İmamoğlu’nun kısılan sesini herkese duyuralım!
İran’a yönelik saldırının ilk gününde, okulunda 139 ilkokul öğrencisi arkadaşı ve 26 öğretmeniyle birlikte hayatını kaybeden İranlı Mikaeil Mirdoraghi’nin annesine veda ettiği fotoğraf
Benim ananemin annesi 3 kız kardeşi ile birlikte Fransızlar tarafından tecavüze uğramasın diye erkek kardeşleri kör kuyuya indirmiş her gün bir parça ekmek atmış.
Yaşamayan bilmeyen neyden kurtulduğunu anlamaz.
Milli mücadele değil , Kurtuluş savaşıdır.
#KurtuluşSavaşı
Alın size halkın nasıl kandırıldığına yeni bir örnek;
Oğluma @Migros_Turkiye den @AlgidaTurkiye dondurma aldık. "Çubuklarda bedava kampanyası" yazıyordu. Gerçekten bedava çıktı. Tekrar gittik Migros'a, biz veremeyiz dediler. Bölge sorumsunu aradık, "yok öyle bir şey" dedi. Dolandırıldık o halde deyince "ben vereyim 50 lira, kes sesini" dedi. Mesele 50 liralık dondurma değil, milleti böyle kandıracak cesareti nereden buluyorlar? Biz 50 lirada boğulduk, konu 50 bin olsa kapıya mafya gelecek her halde. Üç kuruşluk adam bize "kes sesini" dedi ya bir de. Umarım bir açıklamanız vardır @AlgidaTurkiye
"GENÇLER İŞ BEĞENMİYOR" teorisi çöktü!
Prof. Dr. Behçet Yalın Özkara, 2 CV hazırlayarak yüzlerce ilana başvurdu:
🔴 1. Aday:
• Marmara Makine Mühendisliği mezunu
• 2 kere yaz stajı
• B1 İngilizce
• Bilgisayar programları sertifikaları
🔴 2. Aday:
• Ankara İşletme mezunu
• 2 kere yaz stajı
• B1 İngilizce
• bilgisayar programları sertifikaları
3 ayda 1. Aday için 162, 2. aday için 147 ayrı işe başvuruldu ve hiçbirine geri dönüş olmadı!
Bakın, bu videoda gördüğünüz cennet yer, "Milli Takım oyuncularına villa hediye ediyoruz" bahanesiyle katledilmek istenen bölgedir. Burası, yıllardır birinci derece sit alanı olarak korunan, nesli tükenmekte olan binlerce canlıya ev sahipliği yapan ve antik kent dokusuna sahip muhteşem bir doğa harikasıdır. Bizim uyanık Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, futbolcular üzerinden bu cennet yerin reklamını yaptırarak, bugüne kadar korunması için alınmış tüm mahkeme kararlarını hiçe sayıyor. Sit alanı olan bu bölge için yeniden mahkemeye başvurup onay çıkartarak, imara açılan bu yere tam 4 bin adet villa inşa edecek…Hiçbir futbolcumuz bu evleri istemezken "Zorla bu çocuklara evlerini vereceğim" diyerek haber ve basında algı oluşturup, arka tarafında 9.7 milyon metrekarelik devasa doğayı katledecekler.
IDF officers laughing as little Gazan toddlers shake with their legs blown off. Israelis shooting a 4-year-old girl in the street and mocking her brother for trying to save her.
This is why they bought big corporate media, social media influencers, and Tik Tok.
They kept authentic footage from Gaza hidden from Evangelical Christian America and flooded the media and social platforms with fake propaganda showing “See! Everything is fine over there!”
They knew that if any Jesus-loving Christian saw the truth and the reality of the horrors in Gaza, they would know this is not a “chosen” people by God but an extension of the satanic kingdom.
The Jesus I serve loves the little children. Christian America was lied to and deceived. America needs an exorcism from the demon called Israel.
Deniz'e savcı şunu sormuş: "Tanrının olmayabileceği derken neyi kastediyorsun?" Soruya bak, Afganistan mı burası hayırdır? Tanrıya inanmayanlar bunu ifade edince ceza konusu mu edilecek? Tanrıya inanmamak da inanç özgürlüğü içinde değil mi? Tek özgürlük sizin özgürlüğünüz mü? Neden trafikte birini öldürse babasının onu kurtaracak kadar iyi olmadığı şeklindeki şakasıyla ilgili soru sorulmamış acaba?
Zeynep Sonmez says tournament organizers ban her from wearing Palestine-supporting pin
“I used to wear a pin. Tournaments no longer allow me to wear it. We had a discussion with the organizers because the Ukrainian flag is allowed but Palestine is not. They ultimately told us they definitely would not allow it ... I can use the vibration dampener and they can't object to that. That's why I put the watermelon symbol on my racket”
🗣️Ayşe Tokyaz'ın kardeşi Esra Tokyaz:
"Sanıklar, avukatları ve beni tehdit ediyor. Ne söyleyeceğimi bilmiyorum, sizden güç almak istiyorum"
🔴 Ayşe Tokyaz cinayeti davası 9 Eylül’e ertelendi