Sadece duymak istediklerinizi size söyleyen dalkavuklar size zarar verirler.
Eleştirel sahiplenmeyi esas alan sadıklara ve hasbilere ihtiyacımız var.
Dalkavuklar kendilerine gerektiğinde yeni sahipler bulurlar.
Ama sadıklar ve hasbiler gemiyi asla terketmezler.
hemingway, ‘bir yerden bir yere gitmekle kendinden, içindeki o şeyden kurtulamazsın.’ diyor. çünkü ülkeler, şehirler değişir ama sızın sabit kalır. çünkü insan bavulunda en çok kendini taşır.
insan bazen acısına merhem aradığında çoğu zaman onu bambaşka yerlerde değil kendi yarasına benzeyen bir yarada, suskunluğunu tanıyan başka bir kalpte buluyor. çünkü bazı dertler ancak kendine benzeyen bir dertle yan yana geldiğinde hafifliyor.
her çabanın bir karşılığı, her yolun bir varış noktası olmadığını görmek derin bir eşik. hayat, üzerinde durmaya bile değmeyen anlamsızlıkları sessizce kendi haline bırakabildiğimizde, o kendi küçük ve huzurlu alanına kavuşuyor.
şule gürbüz, ‘dünyayı değiştiremeyeceğini anladığın an, olgunlaştığın andır. kendini değiştirmeye başladığın an ise bilgeleştiğin.’ der. işte o bilgeliğin son durağı ne dünyayla kavga etmek ne de kendini tüketmektir. olduğun gibi parlayıp, sessizce kendi varlığında derinleşmektir
bir noktada durup geriye bakıyorsun hayatına. kurduğun hayaller, çekindiğin ihtimaller, içine sığdığın hâller ve hiç erişemediklerin. aslında hepsi, gelip geçen bir esinti kadar kısa bir zamanda uğramış yanına.
Hayat böyledir;özenle sarıldığın her şey elinden kayıp gider. Umursamadan öylesine baktıkların ise çiçeklenir,kök salar ve en olmadık zamanda seni büyütür.Bu bir zihin paradoksudur. İnsan, umursamadığı şeyin galibidir.Gidene, kayana,kaybolana güle güle diyebildiğinde iyileşirsin!
Herkes yaşattığını yaşasın. Kalp kıranın kalbi kırılsın. Hakka girenin kalemi... Üzen, mutlu olacağını sanmasın. Birine taş atanın kendi yolu tıkansın. Ben payıma düşene razıyım.
Hiç fark ettin mi? Bir noktada herkes iyi olsun diye uğraşırken, kendi acını gülümseyerek saklarken ve hayallerini sessizce gömerken kendini kaybettin. Ve belki de en acı olan şey, kendini kaybetmiş olmak değil; içten içe yıpranırken bunu gerçekten fark eden birinin olup olmadığını sorgulamak.
Açılan hiçbir kapı, kapanan hiçbir kapıyı aratmaz. İlahi sistemde hayırlı olan hiçbir şey senden alınmaz. Bir şey senden alınıyorsa, orada mutlaka denge vardır. Dengesiz kaldığını zannettiğin anda bile bir dengedesin. Kaderindeki hiçbir şey, öylesine bir rastlantı değildir. Güzellikler sabrın ve zamanın perde arkasında bekler.
insan için en büyük nimetlerden biri yaşananları unutmak. eğer her şey ilk günkü gibi kalsaydı acılar dinmez, pişmanlıklar susmaz, kırgınlıklar büyür, kalp bir türlü ferahlamazdı. geçmişin yükünü sırtlayan insan ne bugüne tutunabilir ne de hayatın güzelliklerinden pay alabilir.
Hayatınızda yolunda giden hiçbir şeyden hiçbir insana hiçbir şekilde bahsetmeyin. Bakın insanlar sahiden kötü. Kötü derken dünyayı yakacaklar demiyorum ama içlerinde hep bir kıskançlık var. Sen hayatında yolunda giden güzel bir şeyi hevesle anlatırsın, onlar içten içe bozulur. Senin sevincin, onlara kendi başarısızlıklarını hatırlatır. Bu yüzden ne kadar az konuşursan, o kadar güvendesin.
Çoğu insan senin iyi olmanı ister ama kendisinden daha iyi olmanı asla istemez. Bu çok net bir kuraldır. Senin adına çok sevindim derken bile arkasından neden ben değil de o, diye geçirirler. İlişkin iyi gider, anlatırsın; hemen Aman dikkat et, kimseye güvenme diyerek moralini bozarlar. İnsanların bu gizli çekememezliği, yolunda giden işlerini bir anda tepetaklak edebilir.
Teslimiyet deyince dilime dolanan o yakarış;
“Allah’ım içimdeki her beklentiyi senin hükmüne bırakıyorum. Olacaksa güzelliğiyle gelsin, olmayacaksa gönlümden incitmeden çekilsin. Bana razı bir kalp, hayra açılan bir yol nasip eyle… “
Sağlıklı bir arkadaşlığa sahip olmak çok başka. Hiç görüşmezsin pat diye ararsın sorgulamadan kaldığı yerden devam eder muhabbet. Nedenler, niçinler olmadan. Hayırsız yaftalamalarıyla bunaltan toksik bağlar yıpratır, koruyun kendinizi…
“concorde sendromu.
Bir şeyin zararlı olduğunu bildiğin halde çok emek harcadığın için vazgeçememektir.Oysa Dostoyevski’nin dediği gibi, yanlış trene binildiğinde ilk istasyonda inmeye çalışmak gerek. ‘Çünkü yanlış yönde mesafe ne kadar artarsa, dönüş maliyeti de o kadar artar.’”
İnsan bazen en çok da incelikte dinleniyor.Sesini yükseltmeden konuşan, teşekkür etmeyi ihmal etmeyen, çiçek sularken bile özen gösteren insanları seviyorum.Nezaket sadece başkalarına sunulan bir şey değil; insanın kendi ruhuna kurduğu en zarif yaşam biçimi. Zarafetinizi koruyun.
Hayatımı başkalarının ölçüleriyle tartmayı bıraktım. Ne alkış peşindeyim ne de onay.
Tek derdim; dün olduğum insandan biraz daha iyi, biraz daha huzurlu olabilmek.
Gerisi gürültü.