Duran Kalkan’ı baştan sona iki kez dinledim. Tam bir cehalet ve fikir iflası. “Biz Denizlerin, Mahirlerin devamıyız” diyerek Kürtlerin kendi tarihini ve mücadelesini inkâr ediyor Binlerce mezarsızın ve yakılan köylerin hesabını unutturamazsınız. Ve katil türk devletini biliyoruz
📍"İran yasaklı kimyasal beyaz fosfor kullandı"
Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), İran Devrim Muhafızları’nın Federe Kürdistan Bölgesi’ne dönük drone saldırısında kimyasal beyaz fosfor kullandığını belirtti.
af dilenmeye "barış" ;
teslimiyete "demokrasi",
Asimilasyona da "entegrasyon" diyorlar.
Tarihin en büyük tahribatına, tarihin en büyük tahrifatını da eklediler!
Vallahi Kürtler, görmek istediğiniz kadar ahmak değil ve ulusal taleplerini ayaklarınızın altında bırakmayacak!
Kürtlere 1 plasebo hapı verip "sizi iyileştirecek" diyordunuz. Şimdi aynı haptan 3 doz verip "bu sizi zıpkın gibi yapacak" mı diyorsunuz? Bilin ki ilaçta etken madde yoksa sonuç değişmez, sadece yaptığınız show büyür. Aslolan "doz" değil, "formül". Siz formülü sattınız!
Üzerinde tepinmedikleri değer, teslim etmedikleri mevzi, vazgeçmedikleri tek bir kazanım kalmadı ama ortada yine de bir şey yok. Çünkü bu işin doğası bu. İşgalcisiyle uzlaşanın bir kıymeti yoktur ve artık onuru da yoktur.
Qasımlo’nun dava arkadaşı ve 1989 yılında Kürdistan’ın Sesi Radyosu’nda Dr. Abdurrahman Qasımlo’nun şehadet haberini duyuran Ahmed Şêrbegî’nin, Qasımlo’nun şehadetinin 37. yılında
herkesi ağlatan konuşmasından kesitler.
#Qasımlo
Enstîtuya Kurdî ya Lozanê, di 37. salvegera pakrewanîya wî de, serok û ronakbîrê karîzmatîk Abdul Rahman Qasimlo li Lozanê bi bîr anî.
Di bîranînê de hevalên Dr Qasimlo behsa wî kirin, sînevîzyon û pêşangeha wêneyan hat nîşandan.
Beşdaran li deftera bîranînê hestên xwe nivîsîn.
Kurds are diverse, and this diversity is not our problem but our strength - the Kurds’ problems were, and are, power, invaders, colonizers, terrorists, religious ideologies, facism and racism. Kurdistan is for all Kurds to decide, but there can be no free Kurdistan without women’s liberation, and there can be no struggle fought without Kurdish women’s participation.
Kürdistanî kardeşlerim,
Kürdistan mefkûresini yaymaya devam edin! Vallahi Kürtlerin zihninde kurmakta olduğunuz BİR Kürdistan, işgalcinin himayesinde kurulacak bin komünden, bin "demokrasiden" evlâdır. Durmadan anlatın, bu halkın bugün kalan tek silahı, Kürdistana dair sözüdür!
Malum cenah, "madem Rojava gitti, Başur da gitmeli" psikolojisine bürünmüş. Propagandistleri habire "Başur gitti gidiyor" diyor. 6 yaşındaki çocuktan ceza olarak telefonunu alınca "kardeşiminkini de alın" diye ağlayan, Piaget'in "ahlaki gerçekçilik" dediği evredeler hala!
Bir millet kendini yalnızca haklılığı üzerinden tanımlamaya başladığında tehlikeli bir şey olur; gerçek güç dengelerini görme yeteneğini kaybeder, acısına o kadar gömülür ki o acısının sebebini unutur. Dahası, bu haklılık duygusu zamanla kendi içine kapanan bir ahlak dünyası kurar. O dünyada artık güç, yapı, devlet gibi kavramlar kirli sayılır; onların yerine saf, lekesiz bir özgürlük ideali geçer. Bu, kulağa çok yüksek bir fikir gibi gelir; oysa bu, çoğu zaman gerçek dünya ile yüzleşmekten kaçmanın incelmiş bir biçiminden başka hiçbir şey değildir. Çünkü bir millet gücü reddederek değil, ancak gücü anlayarak ve yeniden kurarak özgür olur.
Baran Zane
PAKURD - Dergah Tartışmaları
Açık söylemek gerekirse her birkaç yılın başında siyasetimiz tıkanır. Her seferinde başka bir şey sebep olsa da genel konu, mevcut partilerin milli meselelerde yetersiz kalması olarak görülür ve “bir şey yapmalı” duygusu hâsıl olur.
Solcusundan dincisine bu kadar çok partiye rağmen Kürtler hala milli siyaset konusunda becerikli olmadıklarına göre bu yapısal bir sorun olmalı. Bu kadar çok nüksettiğine göre ise ortada kronikleşmiş bir hastalık var demektir.
Bu tıkanma başlar başlamaz, neredeyse aynı kişiler yeni bir parti kurulması gerektiğini söyleyerek gündem yaratırlar. Ortaya başta bağımsızlıkçı programlar dökülür, uzun telefon görüşmeleri yapılır, o olmaz diye başlayan kişi elemeleri bu da olmaz diyerek devam eder. Başta 20-30 kişiden oluşan girişimci grup kısa bir süre sonra iki elin parmak sayısına kadar düşer; sonra bir elin.
Bu arada o sert programlar legal siyaset yapılacağı savıyla yumuşar ve sonunda tek reel talebin Kürtçe anadilde eğitim olması gerektiğine kadar inilir. Neticede eldeki kişilerle de bir parti kurulamayacağı ortaya çıkar; çünkü ne entelektüel bir sermaye vardır ne de bir partiyi ayakta tutacak kadrolar ve maddi güç.
Yeni parti kurmak ile ilgili girişim karşılık bulamamışsa ya da girişimciler daha önceki tecrübelerinden bir dönemlik ders çıkarmışlarsa bu sefer ikinci seçenek devreye girer. Partiler üstü bir kongrenin, ulusal bir meclisin, bir platformun kurulması gerektiği ile ilgili tartışmalar başlar.
Mevcut partileri yetersiz bulan ve sırf bu yüzden bu işe girişen grup, partisiz olduklarından kendilerini de oyuna dâhil etmek isterler. Aslında aralarında teklif gelse o partilerde statükoyu korumak için elinden gelecek herşeyi yapabilecek olanlar da vardır. Zaten çoğu daha önce bir partide şansını denemiş, tutturamamış ya da dar alandaki kısa paslaşmalarda ayağına hiç top değmediği için küsmüştür.
Çok azının milli değerler sebebiyle itiraz ettiğini, eleştirdiğini, ayrıldığını belirtmekte fayda vardır. Şahıslar ile parti temsilcileri bir iki mektuptan sonra bir ilişkiye geçerler. Bu sefer de parti temsilcileri ile bağımsız şahsiyetlerin eşit tutulmasıyla ilgili sorunlar başlar. 500 oy alanın da ona oy verenin de eşit olduğu bir sistem!
Yine de parti temsilcileri bu konularda uzman sayılabilecek kadar tecrübeli oldukları için gelen hiçbir teklifi geri çevirmezler. Zaten bu toplantılara da mevzubahis girişim bir neticeye varmasın diye katılırlar ve tüm partiler öz tarihlerine “biz istedik ama karşı taraf oldurtmadı” diye not düşmek için bunda tavır birliğine giderler.
Öyle bir hal alır ki bu mesele, parti temsilcileri dâhil herkesin beyni sulanır ve sonuçta tüm katılımcılar ambale olarak düşünemez hale gelirler. Birebir görüşmeler, birkaç kişilik toplantılar, birkaç parti temsilcisinin katıldığı gidip gelmeler, devamsızlıklar, bolca not almalar, biz şöyle şöyle düşünüyoruzlar, genel başkanlara bilgi taşımakla yükümlü yardımcılar derken gruptaki partilerden en az ikisi diğerlerini atlatarak başka görüşmeler ayarlar, genel protokol imzalanmışsa dahi kendi aralarında başka bir protokol yaparlar. Onlarınki de başarıya ulaşmaz.
Sonuçta tıkanma sebebiyle başlayan girişim başka bir tıkanma yaratır ve bu sırada siyaset boşluk kabul etmediği için mevcut duruma alışılarak yeniden muhalefete dönülür. Bu sırada bir sonraki krize kadar plan rafa kaldırılır, bir adım atılmışsa ayak boşluğa düşer ve sonuçta hiçbir şey değişmez.
Bu arada Kürt kalpler kırılmış, lokomotif gücünü yitirmiş, dinamizm duvara tosladığı halde kendisinin farkına bile varmadan başını kaldıramaz hale gelecek kadar bitkin düşmüştür. Ta ki tekrar aynı arzuyla ortaya çıkana kadar. Bu yeni arzunun girişimi de geçmişteki başarısız girişimlerin çizdiği bir çerçevede yeniden başlayacaktır.
Bu durum, süreğen ve mükerrerdir.
Çünkü Kürdistani ilkeler üzerinden (Bunun çerçevesini önceki yazılarımda “Biz Kürdüz, ülkemiz Kürdistan’dır ve Kürdistan’ı Kürdistanlılar yönetmelidir” olarak formüle etmiştim) siyaset yapanlar realist değil, yeterince
Sanatçımız, muhteşem Kürtçesiyle milyonlara ulaştırdığı mesajında herhangi bir siyasi partiden tek kelimeyle bile bahsetmedi, herhangi bir siyasi kesime en ufak bir göndermede bulunmadı, her uygar Kürt gibi sadece bir kurumdan şikayet etti ve nedense sadece belli bir siyasi kesim üstüne alındı. Demekki o kurum hiç de "halkın" değilmiş, tepeden tırnağa belli bir Parti'ninmiş. Meğer bunca zaman "kurumlarımız" diye bir şey hiç yokmuş, sadece kendi networküne çalışan son derece siyasi ve katı ideolojik bir parti varmış. Milletimiz kendi kurumlarını bir an evvel inşa etmelidir!