Deniz Göktaş’ın tutuklanması içime çok fena oturdu. Ülkeye dönmemeyi, 3 puntoluk basın açıklamalarıyla yapmadığı şeyler için özür dilemeyi, hatta iki yıldır kapalı gişe oynayan oyununu paylaşmamayı tercih edebilirdi.
Ama onurlu bir ailenin onurlu bir evladı olarak bunları kendine yediremedi. Bu topraklara dair hala bir umut kırıntısı varsa, böyle insanların yüzü suyu hürmetinedir.
Elimiz kolumuz bağlı şekilde sadece “helal olsun be!” diyebilmek kanıma dokunuyor. Çalamayacaklarını ısrarla vurguladığımız duygu neşemiz değil de öfkemiz olmadıkça, bu aşağılık duyguyu yaşamaya devam edeceğiz.
yillar sonra "keske biraz cesaretim olsaydi" dememek için su anki mucadelem, pat küt her yere dalisim,
saglam olmayan korkusuz adimlarim, dengesiz savruluslarim, dayanaksiz cesaretim.
Veda ediyorum anılarıma, çocukluğuma, gençliğime...
Ağlaya ağlaya veda ediyorum. Fani dünyaya olan çaresizliğime ağlıyorum. Birlikte çok güzel seneler geçirdik. Büyüdük, koştuk, denizlere atladık, dağları tepeleri aştık, heyecanlandık, korktuk ama hep gittik. Hep burnumuzun dikine gittik. Birbirimize o kadar güvendik ki, bize bir şey olmaz dedik. Olmadı da. Ölüm bizi ayırana dek...
Hazırdım. Evden çıkamadığı günler geldiğinde hazırlamıştım kendimi. Annemle anneannemi nasıl teselli edeceğim, eşyalarını ne yapacağım, nereye gömeceğim, tüylerinden bir parça kesip hatıra bırakacağıma kadar hepsini düşünmüştüm. Toprağa kavuşturur, dönerim zannediyordum. Dönemedim. Minicik bedeni ile yaşadığı 18 senenin bana kattığı eşsiz duyguları, aramızdaki bağın gerçekliğini ve eşsizliğini Unutmuşum. Hayat telaşında bir yerlerde biz neler yaşamışız, hepsini unutmuşum. O yaşlanmadan, ben büyümeden önce biz neydik, nasıldık unutmuşum. Hesap etmemişim ki; bu işin matematiği mi var da hasar almadan atlatalım... Hep böyle mi olur bilmem, birini kaybettiğinde insan güzel anılarını mı hatırlar?
Gidişinden emin olduğum andan beri bütün güzel anlarımızı tek tek yaşıyorum. İki sabahtır çadırımızı, yatağımızı hazırlayıp; mamamızı, kahvemizi vitesin oraya koyup, müziğimizi açıp, 'aşkımmmmmm' diye öpüp, yan koltuktaki gülüşlerini izlerken yollar aşar gibiyim. İki gündür hissediyorum tüm gün yaz sıcağında yüzüp, akşam yattığımız çarşafın serinliğini, kırt kırt kemirdiğin karpuzun tadını, asla köpek gibi kokmayan kokunu, ipek gibi tüylerine sarılıp uyuduğumu, yıldızlara bakarak anlattıklarımı, ağladığımda ağladığını... Yaşadığımız ne varsa minnettarım. Ailemi, arkadaşlarımı, çevremi güldürdüğün o sevgi dolu anların hepsine o kadar minnettarım ki... Herkes sorar Damla'ya Dimeda'sını. Artık korktuğum cevabı vereceğim.
Çocukluğumdan bu yana kaçtığım gerçeğin altında ezilir oldum. Bu vedanın bu kadar zor olacağını bilemedim. İyi ki beni seçtin. İyi ki seni seçtim. Bir devrin kapandığı yerdeyiz. Ne dönebiliriz o eski mutlu günlerimize, ne de biz kaldık geçmişte... Umarım senin sevgine, güvenine layık bir yuva olabilmişizdir. Bana yaşattığın her duygu için sana ne kadar teşekkür etsem azdır canım dostum, kardeşim, çocuğum, dünyam... Rüyalarıma gel. Burun buruna uyuduğumuz her geceyi göster bana. Özlediğim tek varlıksın. Ben hep sana geleceğim. Ben her zaman bedenini bıraktığım o güzel deniz kenarına geleceğim. Öteki taraflar, beriki yerler var mı bilmiyorum ama insan ruhen güçsüz olduğunda olmayan dünyalara bile sığınacak acizliktedir, biliyorum. Belki her gün dedenle ekmek, sigara almaya gidersin. Belki annemle dut toplarsın, belki anneannenle bahçede hortumla oynarsın. Acıların dindi kızım. Tek tesellimiz bu. Seni seven herkes senin için hep iyisini istedi. Sen bir köpek değildin, sen herkesin Dimeda'sıydın. Başkaydın. Ömür yetmezmiş sana doymaya. Senelerce nefes nefese uyuduğumuz günlerin hatrını geri kalan hayatımda asla unutmayacağım göz bebeğim. Seni çok seviyorum.