Bugün kızımla sanat tarihçisi rehberliğinde harika bir Beyoğlu turuna katıldık. Orada aklıma geldi ya bu erkekler halı saha, PS ve gym dışında n’apıyorlar gerçekten? Tiyatro kursuna gidiyorsun %90 kadın, dans dersi kadın, rehberli tur kadın, kolaj atölyesi kadın, seramik dersi kadın…
Hiç mi bi şeye merakı yok bunların?
Prof. Dr. Gülten Kazgan’ı kaybettik.
Türkiye’nin iktisadi tarihini yalnız sermayenin, borçların ve krizlerin tarihi olarak değil; yoksul ailelerin, varoşların, köylerin ve geleceği ellerinden alınan çocukların tarihi olarak okudu. Türkiye’nin ekonomi ve iktisat tarihi sorunlarını çok geniş bir zaman dilimi içinde çalıştı.
“Düşük gelirli aileleri işsizlik ve düşük ücret kıskacında tutmak, yarının Türkiye’sini ipotek altına almaktır.”
— Gülten Kazgan, Tanzimat’tan 21. Yüzyıla Türkiye Ekonomisi, s.396.
Mekanı cennet olsun. Ailesine baş sağlığı diliyorum.
GÜLTEN KAZGAN DA GİTTİ...
Aşağıdaki fotoğraf 24 Nisan 2016'da Moda'da bizim evin yakınlarında kendisi de eski bir Modalı olan sevgili hocam, Bilgi'den bölüm arkadaşım Gülten Kazgan'a rastladığımızda çekildi. O zaman emeklilik nasıl geçiyor diye sormuştum. Anılarını yazıyormuş.+
Hayat güzel tesadüfleri beklenmedik anda karşınıza çıkartır!
Buta Assos zeytinyağlarının İtalya’da altın madalya aldığı haberini duyunca çok sevinmiş ve ülkemiz adına gurur duymuştum. Birgün üreticisi ile tanışmalıyım diye de içimden geçirmiştim.
Dün akşamki yemekte masada Buta Zeytinyağını görünce, tabii ki bol bol kullandım, karşımda oturan ve gastronomi üzerine sohbet ettiğimiz hanımefendiye sordum, kim üretiyor diye. Gülerek, yan masanın başında oturuyor, aranızda 30 cm var dedi. Meğer tanışmayı çok arzu ettiğim Nurlan beyle hayat bizi masa düzeninde yan yana getirmiş.
Nurlan beyle güzel sohbet sonrası, sağolsun pazar günü olmasına rağmen, beni Assos Kulfal köyündeki tesislerine davet etti.
Buta Assos, kurulduğundan bu yana, 40’tan fazla ödül kazanmış bir gururumuz.
Ama asıl büyük başarı, Mayıs 2026’da İtalya’da düzenlenen, gastronomi meraklılarının çok iyi bildiği dünyanın en prestijli yarışması, “Leone d’Ore” de, kör tadımda, Freyya Premium Nefes zeytinyağı ile tüm kategorileri geçerek dünya birincisi(şampiyon) olup tarihimizde bir ilke imza atıyor. Sadece bu yarışmaya kabul edilen, ödül almasa bile, zeytinyağlarımızı takip edin derim.
Sadece bu yıl; Berlin GOOA’da, duyusal ve kalite kategorinde altın madalya ve Japonya’da iki altın madalya daha kazanıyor.
Nurlan beye de söyledim, ben özel yağınızı taze fasülye yaparken kullanamam;)) şifa niyetine sabah biraz limonla karıştırıp içiyorum. Tabii ki birde güzel domates bulmuşsam. Teneke yağlarını yemeklerde kullanıyorum.
Yol boyunca düşündüm, yazılı ya da görsel medya bizleri saçma magazinsel haberlerle meşgul ederken, böyle önemli haberler neden günlerce konuşulmaz, nereden öğreneceğiz ve nasıl ulaşacağız gerçek gıdaya.
Videoyu izlemenizi öneririm.
Tarumar eden, gardını düşüren bir yorum... "Özer Ünal" efsanesi üflüyor: Keskin'li, toprağı ışığı bol olsun Hacı Taşan ustanın Allı Turna'sını... Türk müziğine, Türk nefesine JAZZ bu kadar mı yakışır be! Ruhumuza üfleyen Türk ezgileri ile Jazz müziğin o büyüleyici tonları... Işığın bol olsun be Özer Ünal usta!
Şair Deniz İnan’ın " Karşı evin annesi "
isimli şiiri 2019 yılında Avrupa ’da en iyi
Türk Şiiri ödülünü almıştır.
KARŞI EVİN ANNESİ
Sen iki ters bir düz kırgınlıklar örerken beş numara şişle
Yumuşacık kakaolu kekler yapardı karşı evin annesi
İmrenirdim
Mutfağındaki eksik malzemeden bihaber
Tepeleme dolu kızgınlıklar yüklerdim dişlerimin arasına
Bilmezdim anne
Karşı evin babasında bitermiş iş
Bunu görmezdim
Hep başın ağrırdı
Başın, hep ağrırdı
Sırf bu yüzden bile bazı zamanlar
Seni sevmezdim
Küçüktüm anne
Bilseydim evinde su faturası ödenmemiş
Çeşmeden akmayan suya
İsyan etmezdim
Sen iki kere ikinin dört ettiğini ekmek hesabından bilirken
Mis kokulu çamaşırlar asardı karşı evin annesi
Özenirdim
Ellerindeki çamaşır suyu kokusundan rahatsız
Çocukça bir küskünlük eklerdim gecelerime
Oysa ellerin ruhuma akarmış saçlarımdan
Ömrümü tararmış titreyen parmakların
Bilmezdim anne
Büyümek denen illet dayanıncaya dek kapıma
Ellerinin ne muhteşem olduğunu bilmezdim
Küçüktüm anne
Yoksa
Gün aşırı patlayan sarı ampulü
Mumla yamayacak yüce gönlünü
Ezecek kadar ezilmezdim
Sen çalı süpürgesiyle süpürürken dış kapının ağzını
Taze boyalı saçlarını savurarak süzülürdü karşı evin annesi
Ayağında yüksek topuklu bir isyan
Düşündüm de şimdi
Ne iğreti dururdu o topukların üstünde dursan
Senin çatlamış ayakların vardı anne
Hacı şakir kokardın en beyazından
İncecik bir yemeniyle gizlerdin
Ölünce her bir teli yılan olacak sandığın sırma saçlarını
Çok yeni anladım anne
Ağaran her saç telinden üstüme düşen payımı
Çocuktum anne
Bir bisikletim olsa bütün mutluluklar benimdi
Babam eve sarhoş gelmiş geç gelmiş
Hepsi sabah sokağa çıktığımda biterdi
Bilmezdim anne
Karşı evden arta kalan çantalar dolusu giysi
Üstümüze cuk otururken
Ruhuna azap olur akarmış
Bilmezdim benim annem gözünün yaşıyla her bayram
arifesi
Vitrinlere bakarmış
Sen ilkokul fişlerimi kardeşimle hecelerken
Telefonu keşfetmiş karşı evin annesi
Bilsen ne cahildin ne görgüsüzdün gözümde
Yak deseler yakacağım o dakika dünyayı
Yık deseler
Ne şu eski divan kalacak
Ne çiçekli perdeler
Şimdiki aklımla ah bir sorsalar bana
Desem
O tertemiz günlerim
Hani şimdi neredeler
Ben ay sonunu nasıl getireceğim diye
Hesaplar yaparken bir gün
Oğlum nefes nefese yararak ortalığı girdi içeri
Yumuşacık kakaolu kekler yapmış dedi karşı evin annesi
Çok geç anlıyor insan anne
İlle de kendi annesi
İlle de kendi annesi...
DENİZ İNAN
Yeşilliğin bu kadar pahalı olduğu günümüzde, belediyelerin parklara süs bitkileri yerine soğan, sarımsak, tere, roka, dereotu ve nane dikmesi daha anlamlı olmaz mı?
En azından harcanan vergi ve su boşa gitmez; yetişen ürün de doğrudan halkın sofrasına katkı sağlar.
2003 yılında bir Alman film ekibi, Moğolistan’ın Gobi Çölü’nde göçebe bir aileyi takip etti. Ortaya çıkan The Story of the Weeping Camel adlı film Oscar’a aday gösterildi.
Bir dişi deve, iki gün süren zorlu bir doğumun ardından yeni doğan yavrusunu reddetmişti. Sütü olmadan yavrunun yaşaması mümkün değildi.
Aile tek bir çözüm olduğunu biliyordu. İki küçük oğullarını, yüzyıllardır bu tür durumlar için uygulanan “Hoos” adlı bir ritüeli gerçekleştirebilecek bir müzisyeni bulmaları için çölün derinliklerine gönderdi.
Müzisyen geldi. Ritüel yapıldı. Anne deve gerçekten gözyaşları döktü ve ilk kez yavrusuna yöneldi.
Film ekibi yalnızca bir yaşam tarzını belgelemek için oradaydı. Böyle bir ana tanıklık edeceklerini bilmiyorlardı.
UNESCO, Hoos ritüelini 2015 yılında Somut Olmayan Kültürel Miras listesine dahil etti.
Arı oğul verdi. Babamın onları toplayışını kaydettim. Masal gibi bir köyde, mucize gibi bir şey oldu.
Arıların nesillerini devam ettirebilmek adına yeni bir koloni oluşturmak için kovanı terketmelerine “Oğul” deriz. Bir anda on binlercesi havada muhteşem görüntüler oluştururlar ve bizim görevimiz onları usülüne uygun bir şekilde toplayıp yeni yuvalarına yerleştirmektir.
Oğul önce ağaca sarıldı ve babam çıkıp dalları salladı. Arıları boş alana yönlendirip olta misali kullandığı petekli çubuk ile onları topladı. Arıların bir kokusu var ve binlercesi etrafınızı sardığında muhteşem şeyler hissediyorsunuz. Ben çekimleri yaparken koruyucu maske kullanıyorum. Babama neden kullanmadığını sorduğumda “Ben onların dilini biliyorum” diyor.
Artvin dağlarından herkese bolluk, bereket ve huzur diliyorum.
#ThrowbackThursday
#UlusBaker
7 Dil Bilen,
Votka ve Samsun216 Müptelası
Türk Filozof...
Ulus Baker...
Bir dahi,
yazar, eleştirmen, sosyolog, çevirmen, ODTÜ öğretim üyesi…
7 dili anadili gibi bilirdi.
Muhteşem bir Türkçesi vardı.
ÖDTÜ Sosyoloji bölümünden mezun olduktan sonra aynı üniversitede öğretim üyesi olarak dersler vermeye başladı.
Fransız, Alman, İtalyan ve Rus öğrencilerinden sorularını kendi dillerinde sormalarını ister ve o dillerde cevap verirdi.
Sosyoloji, Felsefe, Sinema, Tarih, Müzik ve Matematik alanlarında olağanüstü bir bilgi birikimi ve anlatım gücüne sahipti.
Sinema üzerine yaptığı eleştiriler halen Avrupa Üniversitelerinde ders olarak okutulmakta.
Deleuze, Hegel, Spinoza’dan çeviriler yaptı.
Spinoza’yı o kadar çok okudum ki ondan sonunda beni de Spinozacı etti.
Saçı başı dağınıktı. Yakın dostları uyarmasa günlerce duş almazdı. Kıyafet alırken beden numarasına bakmazdı. Aynı kazağı yıllarca giydi. Pantolonu kendine daima bol gelirdi. Sokaklarda yatan şarapçılardan hiç farkı yoktu.
Bu dünyaya ait hiçbir şeye önem vermedi.
Gözlüğünün bir camı düştüğünde ‘’Yahu Ulus gözlüğünün camı düşmüş değiştirsene’’ diyenlere ‘’O benim sağlam gözüm zaten niye değiştireyim ki’’ dedi ve yıllarca tek camlı gözlükle yaşadı.
Derslerini ciddiyetle dinleyen öğrencilerin dikkati, Ulus hoca gözünü kırık yerden ovuşturunca bozulurdu.
Sonra gözlüğü düştü ve ortadan kırıldı.
Yenisini almadı selobantla tutturdu.
Yamuk gözlükle yaşadı bir süre.
Sinüziti vardı. Yağmurlu havaları sevmezdi.
İki kedisi vardı. İkisinin ismini de ‘’Spinoza’’koymuştu.
Sakin ve mütevazıydi. Yemeği biri hatırlatırsa yer, kahveyi elinden düşürmezdi.
Sürekli votka ve samsun216 içerdi.
1 ders boyunca bir paket sigara bitirdiği olurdu. Kahvaltısı biraydı.
Fakat bu adam konuşmaya başladıktan sonra profesörlerde dahil herkes susardı. Psikanalizin teorik, mantıksal, epistemolojik açmazlarını onun kadar başarılı hiç kimse betimleyemedi.
10 yıldır Youtube’da ki seminerlerini izlerim.
Felsefeye azıcık merakınız varsa her şeyi bırakıp izleyin.
Sizi alıp uzun bir süre geri gelemeyeceğiniz bir yere götürecek.
Pantolon kemeri yerine ip bağlardı ama ODTÜ kütüphanesinin kokusu üzerine sinmişti resmen. Okunması gereken her şeyi okumuştu.
Ulus Baker’i bu ülkeden çıkarırsan Sosyoloji ve Felsefe çöker.
Bandista isimli müzik grubu adına şarkı yaptı;
‘’Her Şeyin Şarkısı’’…
Annesi Kıbrıslı şair Pembe Marmara’yı kanserden kaybetti.
Ruh bilimci babası Sedat Baker evli sevgilisinin kocası tarafından bir otel lokantasında öldürüldü.
Ulus çocukken Kıbrıs’ta savaş vardı.
Evleri tarandı. Babası rehin alındı.
Bütün bu bunalımlardan mıdır bilinmez, elinden kadehi asla düşürmedi. 2007 Temmuzunun bulutlu bir sabahında 47 yaşında toprağa kavuştu.
Dahi bedeni alkole daha fazla dayanamamıştı.
Kıbrıs Lefkoşa’da mezarı var gidin bir bakın mezarına.
Kendisi gibi sade bir mezarın üstünde votka şişeleri, şiirler, samsun216 paketleri, albüm kapakları, kitaplar, penalar daha neler neler…
Giderken bir isteği vardı ; ‘’ Hüzün geriye kalandır biraz Blues dinleyin benim için’’ dedi… Dinliyorum…
Hangi dinin cennetindeysen selam olsun Ulus hocam.
Seni unutturmayacağım…
Siyaset denen illetle kirlenmiş ülkemde bu adamlar unutulurken beyni bok çuvalından farksız dalkavuklar saatlerce ekranları, meydanları ve zihnimizi kirletiyor.
Saygılarımla.. #UlusBaker
Bekir Akyıldız
alıntıdır
Bugün Sema'nın haberini aldığımda annemin yanında hastanedeydim, tek damla gözyaşı dökmem mümkün olmadı.
Sonra bir telefon geldi. Ozan'a geçen iki yılda yaşatılan eğitim hakkı ihlaliyle ilgili TİHEK'e başvurmuştum, ben yokken eve tebligat gelmiş, 1 yıla yakın zamandır karar bekliyordum, karar çıkmış, biz haklıymışız.
Ozan'ın eğitim hakkı ihlal edilmiş, ayrımcılık yapılmış, İl Milli Eğitim Müdürlüğü 50bin tl para cezasına çarptırılmış.
Hayatta olsa Sema buna çok sevinirdi, bir adım daha ilerledik Sedefim, yıllardır ne çok uğraştık arkadaşım derdi. Bir yanı hep hüzündü Semanın. Tanıştığımız ilk yıllarda iki evladı vardı, diğeri vefat ettiğinden beri Berkay'dı bütün dünyası. Hastanede tedavi görürken bile bana sayfalarca dernekle ilgili yazdığı yazılarını gönderiyordu, senin bunlardan haberdar olmanı istiyorum diyordu.
Sema oğlunun geleceğine dair soruları kalbine kazılı yaşadı ve bu sorular bir an bile aklından çıkmadan veda edip gitti. Biz geride kalanlar elimizde sonuna kadar haklı olduğumuzu kanıtlayan bu evrakla öylece kalakaldık arkadaşımızın ardından. Al sana hukuk... Ülkenin siyasetçisinin, gazetecisinin bile adını yeni öğrendiği İnsan Hakları Kurumu kapısında ömür çürütüyoruz.
Eskiden olsa çok öfkeli olurdum, oysa bugün öfkeden eser yok bende, son birkaç ay içinde yaşadıklarım bir başka hayat gibi, ne olup bittiğini hiç anlamadan hastanelerde geçen bu yaz, kaybettiğimiz dostlar, annemin elimle traş ettiğim saçları...
Berkay'ı düşünüyorum sadece ve Sema'yı.
Şatafatlı salonlarda, hamasetten ibaret törenlerde, partinize laf gelmesin diye anlattığınız bomboş hikayelerinizle yaşamaya devam edin, bütün bunların karşısında bizim hayatımızın inkar edilemez gerçekleri duruyor.
Sema'nın umutlarını kırıp onu üzen, makamından gerisingeri gönderen Nazilli Kaymakamı, sende de bir hakkı kaldı, artık istesen de teslim edemeyeceksin...
Nazilli Otizm Derneği Başkanı, Berkay’ın annesi, arkadaşımız Av Sema Üzel hayata veda etti, nur içinde yatsın, Allah rahmet eylesin...
Bu fotoğrafta gördüğünüz kişinin ismi Işıl. Kendisi 18 Mayıs Pazar günü vefat etti. Şimdi Işıl’ın başına gelenleri sizlere anlatıyorum. Bu yaptığım paylaşım, vefat etmiş evladı için bir babanın yardım çığlığıdır.
Son bölüme final yazmadım. Elim varmadı. Belki de final olmaz diye bir umut vardı içimde. Bu masalı seviyordum. Kalbimin derin bir yerinden yazıyordum. Bugün son kez sahneler çekilene kadar bana bitmiş gibi gelmedi. Hani yarın oturup sahne yazmam gerekecek gibiydi. Bir daha bu hikayeyi yazmayacak olmak içimde garip, kederli bir boşluk bıraktı. Yüreğimde kanatlanan kuşlar sapanla vurulup tek tek düştü. 17 yıldır yazıyorum. Çok dizi yazdım ama #birgecemasalı ile değişik bir bağ kurmuştum. Burada çok zorbalandık. Bazen bizi sevmeyenler bazen de kendi içimizden insanlar tarafından. Ama hepimiz bu işi o kadar seviyorduk ki kulağımızı tıkayıp elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştık. Burada çok da sevildik. Elmasın kıymetini bilen sarraflar vardı. Bu yolculukta bize yoldaşlık eden güzel insanlar tanıdım. Kimileriyle şahsen de tanıştım. Ama takip ettiğim etmediğim neredeyse buradaki herkesi ismiyle tanıyorum. Bize 35 hafta boyunca destek olan, bu hikayeye değer katan, kıymet bilen bilmeyen tüm fandoma teşekkürler. Hepiniz harikaydınız. İlk bölümden son bölüme kadar bize her hafta sadece sevdikleri için, karşılıksız bir şekilde destek veren @DTural@beklenenkral@DiziciBagyan@tvmuhendisii@TvDunyasii@MuzikveTV ve adını hatırlayamadığım hangi hesaplar varsa hepsine teşekkürler. 🙏🏻 Tüm kaoslara rağmen bu yolu birlikte yürümek güzeldi. Bu masala inandığınız için teşekkür ederim. Çünkü niye inanmayasınız. Belki de masallar gerçektir değil mi? 🥹 Yeni projelerde görüşmek üzere ❤️🌙⭐️