yaklaşık on ay önce Tekirdağ’da 38 yoldaşımız ile birlikte tutuklandık ve telefonumuza el konuldu, iki ay önce tahliye olduk hesabımı yenidir. takip bekliyorum
300 bin kapasiteli cezaevlerinde 426 bin mahpus tutuluyor.
Çözüm; her defasında milyonların umuduyla oynayıp içi boş yargı paketleri çıkarmak değil.
Çözüm; adil ve çağdaş bir infaz düzenlemesinde!
Benim Kürt takipçi sayım bazı DEM Partili vekillerden bile fazla diye soruyorum; Deniz’in Kürt meselesi hakkındaki bu ofansif mizahını, 90’ları, beyaz torosları en acı biçimde tecrübe etmiş kesimler olarak nasıl yorumluyorsunuz?
"Demirtaş da hapishaneden güldürmesin sizi, zaten amacı bizi değil Deniz Göktaş’ı güldürmek”
https://t.co/rmTrSepxwG
Yıldıray Oğur:
💬"Selahattin Demirtaş, Deniz Göktaş'a bir destek mektubu yazdı ve bu desteğini mizahi bir dille anlattı. Ancak özellikle gençler Demirtaş'ın bu mizahı çok beğenmediler. Hatta sosyal medyada "Güldürmedi" diyerek "Mimik bile oynamadı, asla gülmedim" şeklinde ifadeler kullandılar.
Demirtaş on yıldır bütün bu mizah dünyasının dışında bir yerde yaşıyor, sadece önüne gelen şeyleri okuyor. Gibi’yi izlemedi, Doğu’yu bilmiyor. Her gün sosyal medya mizahıyla muhatap değil.
Bana bu eleştiriler biraz garip geldi.
Demirtaş hapishaneden sizi güldürmek zorunda değil, zaten amacı sizi güldürmek de değil.
Onun amacı aslında Deniz Göktaş'ı güldürmek; o mektubun yazılış amacı bu.
Tutuklanma riskiyle karşı karşıya olan bir komedyene moral vermek için yazılmış bir mektup ve Deniz Göktaş muhtemelen bu destekten memnun olmuştur.
Dolayısıyla o mektuba da gülmeyiverin.”
Sırrı Sakık:
“Muş sokaklarında karşılaştığımız herkesin ortak talebi devletin bir an önce Selahattin Demirtaş ve tutsak arkadaşlarımızın özgür olmasını istiyor…”
Kılıçdaroğlu Kürtlere en az iki kere ihanet etti. İlki dokunulmazlıkların kaldırılmasına desteği; Selahattin Demirtaş ve arkadaşları o yüzden hapiste. Diğeri ise Kürtlerden, Demirtaş’tan bile tarihi destek aldığı seçimin ikinci turunda, ülkenin en azılı ırkçı grubuyla gizlice anti-Kürt protokol yapması. Dokunulmazlıkların kaldırılmasında korkaklığı, protokol yapmasında ise sinsiliği ve hırsı belirleyiciydi. Biri açık, diğeri gizli ihanetti. Her ikisi de “pişmanım” diyemeyeceği, geri dönemeyeceği büyüklükte ve açıklıkta ihanet.
Halkımızdan Özür Diliyorum.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Selahattin Demirtaş'ın dokunulmazlığının kaldırılmasından dolayı pişmanlık duymadığınızı söylüyorsunuz. Oysa biz gece gündüz demeden Cumhurbaşkanı seçilmeniz için çalıştık. Batman ve bölge illerinde %70'e yakın oy almanızı sağladık. Uzun süre sizinle siyaset yapmış olmamıza rağmen sizi tanıyamamış olmamdan dolayı sizin için oy istediğim Batman ve bölge halkından özür diliyorum. Selahattin Demirtaş, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu'nu iktidar ile iş birliği yaparak bu halkın gönlünden kopartamazsınız.
@eczozgurozel@ekrem_imamoglu@herkesicinCHP@hdpdemirtas@RudawTurkce@BirGun_Gazetesi@halktvcomtr@szctelevizyonu
Bence kendisine vasi atanmalı ! Ne dediğini bilmiyor . Bir cümle sonra kendi söykediğini inkar ediyor ! Oğlu falan başvursa keşke ! Bakalım yargı bağımsız mı ?
88 yıldır bir tutam saç peşinde…
Spot Basın Kooperatifi’nden Evrim Kaya, Dersim'in kayıp kızları, tertele ve Karakoç Ailesi'nin bitmeyen arayışını Ayşe Bingöl Demir ve Saniye Karakaş’la konuşuyor.
@kerimayva@aysebingoldemir@SanyaKarakas
https://t.co/bh4g4XlBeh
Selahattin Demirtaş bir Avukat, bir halkın sesi. İki kez ‘Barış Ödülü’ almış, dünya liderleri arasında onur ödülüne layık görüldü.
Demirtaş onurumuzdur, serbest bırakın!
allah'u ekber nidaları, tekbirler, bozkurt işaretleri, ülkücü bıyıkları, vatan millet sakarya edebiyatı, hamaset, goygoy, yaygara, şamata, şımarıklık ve sonuç: 48 takım içerisinde gol atmadan elenen ilk takım.
Ayşe Gökkan’a verilen 19 yıl 6 aylık hapis cezası; bir kişiye değil, özgürlük, eşitlik ve adalet mücadelesine yönelik bir müdahaledir.
Yıllardır büyüttüğümüz mücadele ne cezalarla ne de baskılarla durdurulabilir. Ayşe Gökkan’ın “başım diktir” diyerek ortaya koyduğu kararlı iradenin yanındayız.
Yıllardır kadınların sesi olan, “Jin Jiyan Azadî” mücadelesini büyüten Ayşe Gökkan derhal özgürlüğüne kavuşmalıdır.
Kürtçe çanta taşıdığımız için çıplak arama girişimine maruz kaldık. Ve bu olay mecliste yaşandı.
Daha ötesi yok yani.
Bunun bir daha yaşanmaması için ise tepki göstermek gerekiyor.
Normalleşmesine müsade etmemeliyiz.
“TİP'in kendi programı, adayı, perspektifiyle siyaset yapma hakkı tartışılmaz. Sorun programatik iddiada değil. Sorun, bunun ‘anadili Kürtçe olan aday’ ifadesine bağlanmasında. Kürtler için dil yüzyıllık inkarın kendisidir. Hâlâ bilinmeyen dil kategorisinde işaretlenen bir varlık-yokluk ve onur alanıdır.
Buradaki incinmenin gerçekliği var ve bu küçümsenemez. Birbirimizin yaralarını deşecek söylemlerden hepimiz uzak durmalıyız.
Ortak tarihimize baktığımızda gördüğümüz ikinci husus, sistemin sol ve sosyalist siyasete yönelik yürüttüğü siyasi mühendisliktir. Sistem kendi ‘makbul solu’nu üretirken Kürt Özgürlük mücadelesinden uzak duran bir sol kriteri koydu. 60 ve 70’lerde bu stratejiyi görürüz. 12 Eylül darbesinde bunu şiddetle yaptı. 1990’larda Kürt siyasi hareketiyle yan yana gelen her demokratik gücün kriminalize edilmesi de aynı aklın devamıydı. Bugün de benzer bir strateji, farklı yöntemlerle işletilmek isteniyor.
Sosyalist olmanın gereği bu yakıcı günlerde ortak mücadele hattını çoğaltmaktan geçer. Biz çoğaltmaktan yanayız.
Böyle bir dönemde sosyalistlerin yıpratıcı tartışmalara girmesi yeni yaşamı inşa imkanını zayıflatıyor ve egemenlere hediye sunuyor.
Farkındayız, yaralı yarasını bilir; ama yarayı saracak olan da ortak mücadelenin elidir. Bizim tarihsel sorumluluğumuz o eli geri itmek değil, sıkıca tutup hangi programda buluşacağımızı konuşmaktır. Dünden beri ortada olmayan açıklamalar üzerinden tartışmayı alevlendirmek isteyenlerin tuzağına düşmemek gerekiyor. Özellikle sosyal medya üzerinden yürüyen yıpratıcı tartışmalara son verilmeli. Dolayısıyla bu tartışma bizim için kapanmıştır.
En zor dönemde bizimle duran, dayanışan, bedel ödeyen dostlarımızın kadrini biliyoruz ve barışa, demokrasiye birlikte mücadele ederek ulaşacağımıza inanıyoruz.
Öte yandan Kürt meselesini şiddetten siyasete taşıyan bir süreçte yer aldığımız için eleştirilmek bir çelişkidir. Muhatap seçme lüksü dünyanın hiçbir barış sürecinde taraflara tanınmamıştır. Kürtler de başka bir iktidаrı, başka bir baharı bekleyemez. Her gün gençler yaşamını yitirirken, asimilasyon derinleşirken, toplumsal, ekonomik, psikolojik enerji tüketilirken, ‘bu böyle devam etsin, iktidar değişince müzakere ederiz’ demek akıl dışıdır:
Mevcut iktidаrla pek çok meselede aramızda derin farklar var. On temel başlıktan belki de dokuz başlıkta farklı düşünüyoruz. Ama barış meselesi bu farkların üzerinde duruyor. Orada diyalog kurarız, müzakere ederiz, müşterekleri büyütürüz. Çünkü asıl mesele iktidarın kimliği değil, on yıllardır akan kanın durmasıdır.
CHP meselesine gelince; Saraçhane'ye ilk gidenler arasında biz vardık. İstanbul İl örgütü polis ablukasındayken Tülay Başkan'la oradaydık. Butlan kararına karşı net durduk; bunun parti içi bir mesele değil, yargı eliyle siyasetin dizayn edilmesi olduğunu defalarca söyledik. CHP bu tutumumuzdan memnuniyetini her seferinde dile getiriyorken; işin tuhafı, bazı kesimler ise bir türlü memnun olmuyor. Bazıları bizi sadece bir eylem gücü olarak görüyor, kendi gündemlerinin dinamosu olarak konumlandırmak istiyor. Bunu kabul etmiyoruz.
Hiçbir siyasi yapının zulme uğramasına sessiz kalmayız; dayanışmayı bir tercih olarak değil, ilke olarak görürüz. Bu bizim varlık gerekçemiz. Sürekli ‘DEM Parti nerede, Kürtler nerede?’ diye soranlara şunu söylüyorum. Kim ki zulme ve haksızlığa uğruyor DEM Parti orada. Ama birileri ısrarla dayanışmanın çetelesini tutacak olursa, en az borçlu çıkacak olan biz oluruz.”
Kim ve ne olduğunu ben biliyordum ve bunu ifşa ettiğim için linç yedim zamanında. Senin iftiralarına da maruz kaldım.
Sen pişman olmayacak kadar yüzsüz bir düzenbazsın. Esas biz pişmanız sana destek verdiğimiz için. Senin gibi tek doğru tarafı olmayan birine gidip oy verdik. Ve siyasi hayatımın en büyük hatası sana gidip oy istemektir!
Ahmet Türk, Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nın ikinci gününde konuşuyor:
“Sekiz partimiz kapatıldı. Ama biz her zaman demokratik siyaseti savunduk, zulüm politikalarına rağmen vazgeçmedik. Faili meçhuller yaşadık. Pek çok arkadaşımız ortadan kaldırıldı. Ama mücadelemize devam ettik.”